TARIH

İngiliz istihbaratının yazışmalarında Atatürk nasıl anlatılıyor?

Author

Mustafa Kemal Atatürk'e dair birçok kaynak ve yazışma arşivlerde mevcut durumda bulunuyor. İngiliz istihbaratında Atatürk'e yönelik tarifler ilginç ayrıntıları göz önüne çıkarıyor.

İngiliz istihbaratının yazışmalarında Atatürk nasıl anlatılıyor?

Atatürk'e yönelik önceki içeriklerde de belirttiğim esas husus, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran ve yüzyılın en büyük dehalarından birine yönelik olan kaynakların birbirine çok benzemesiydi. Dönemin İngiliz istihbaratında çalışmış bazı isimlerin ve hükümete verilen Atatürk'e yönelik karakter tahlili yapmaya çalışan metinlerde yer alan bazı ifadeler oldukça farklı bir özellik taşıyor. İçeriği oluştururken araştırmacı yazar Soner Yalçın'ın geçmişte yer alan bir köşe yazısından beslendiğimi belirtmemde fayda var.

'Orta halli bir ailenin çocuğu'

İstanbul İşgalinde görevli bulunan İngiliz Yüksek Komiseri Horace Rumbold, Dışişleri Bakanı George Curzon'a yolladı gizli yazışmada Mustafa Kemal'e dair ilginç tespitlere yer veriyor. Rumbold'un istihbarat kaynaklı raporu şu şekilde: ''Orta halli bir ailenin çocuğu olarak 1881’de Selanik’te dünyaya gelen Mustafa Kemal, ilk askeri eğitimini Selanik ve Manastır idadilerinde almıştır. Çalışkanlığı ile akranları arasından sıyrılmayı başarmış ve listenin ilk sırasında olmak üzere İstanbul Askeri İdadisi’ne geçmiştir. Arkadaşları arasında pek popüler olmayan Mustafa Kemal’in kibirli biri olduğu söylenebilir. Kurmay subaylığa hak kazanmasından sonra 1907’de Selanik’e atanmış ve aynı yıl içerisinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girmiş ve İttihatçı fikirlerin en ateşli savunucularından biri olmuştur. Bir asker olarak iyi teşkilatçılığıyla ön plana çıkmaktadır. 1913’te askeri ataşe olarak Sofya’ya atanmıştır. Bugün dahi devam eden eğlenceye ve içkiye olan ilgisinin bugünlere dayandığı dile getirilmektedir. Savaş sırasında üst düzeyde cesaret göstermiş ve bir gözünü yitirmiş olduğu söylenmektedir.''

'Almanlar ile olan ilişkileri oldukça kötüdür'

George Curzon'a yolladığı yazışmada M. Kemal Atatürk'ün Enver Paşa hakkındaki görüşlerine de değinen Rumbold şu ifadelerle yazısını sonlandırıyor: ''Enver Paşa ve Almanlar ile olan ilişkileri oldukça kötüdür. Viyana’da İmparator Charles’ın taç giyme töreninde mevcut padişaha eşlik ettiği bilinmekte ve o dönemlerde veliahtın (Vahdettin) kendisinden Enver Paşa’ya karşı bir denge unsuru olarak faydalanmak arzusunda olduğu ifade edilmektedir. 1919’un ilk dönemlerinde ortaya çıkan Milli Mücadele hareketinin bir anlamda tohumlarının atıldığı İstanbul’daki askeri çevrelerin örgütlenmesinde oldukça tesirli olmuştur. Bu hareket ile olan ilişkisi 1919 Mayıs’ında Anadolu’nun kuzeyinde özel olarak kurulmuş ordu müfettişliğine Ferit Paşa tarafından gönderilmesinin hemen ardından başlamıştır. O zamandan bu yana, adı geçen hareketin en önde gelen lideri konumundadır. Ayrıca bu hareket içerisindeki şahsi ağırlığı da oldukça fazladır. İdari ve siyasi yeteneklerinin ve kararlılığının hiç de azımsanmayacak ölçüde olması nedeniyle mevcut konumunu muhafaza etmesini bilmiştir. Muhtemelen kendisinin hazırladığı konuşmaları, kitleleri ve her türlü durumu başarıya yönlendirme yeteneğine sahip olduğunu açıkça yansıtmaktadır. Fevkalade gösterişli ve otoriter bir görünüme sahip olmakla birlikte, kendisinin aşırı vatanseverlik ve dürüstlük taşıdığı ortadadır.

'Dalkavuklara tahammülü yok'

Gizli yazışmalar içerisinde yani devlet kurumlarına verilen ve halka yıllar sonra açıklanan yazışmaların bir örneğini de İngiltere'nin Türkiye Büyükelçisi görevinde bulunan Percy Loraine Lyham'ın Atatürk'ün ölümü üzerine İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na yolladığı yazı oluşturuyor. Lyham, Atatürk'ün toplum için değerini şöyle özetlemiş: ''Batı’da ‘yes-men’ ve uzun süredir Türkiye’de ‘evet efendimci’ olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor; bu tür insanları aşağılıyordu. Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu. Aslında belki de en çok sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü. Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı. Kendisi zaten ülkesi, halkı için yaşıyor, onlar için düşünüp onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa görevlerini yerine getiremedikleri kanısına varıyordu.''

07.02.2018