ILIŞKILER

Neden ben değil?

Author

Geçen senenin Ağustos aylarında ben de bir Kadıköy aşkı tutuştu ki sormayın, neredeyse her akşam iş çıkışı Bakırköyden atlıyorum İDO'ya soluğu Kadıköyde alıyorum. Her akşam gay arkadaşımla buluşup, her akşam farklı mekanlara gidiyoruz. Bir gün patates bira, başka gün nargile Türk kahvesi. Sanırsın ki Kadıköy çocuğuyum. O zamanlar en büyük ilişkim tarafından aldatılmamın üzerinden 2-3 ay geçmiş. Gözlerim fıldır fıldır dolaşıyorum etrafta. Instagramdan yeni takipleştiğim fakat kendisini 2012 lerden tanıdığım bir bey mesaj attı buralardaysan görüşelim diye, tabi sabah 8 iş başı olunca kuyruğumu bacak arama sokup gitmem gerekli dedim ve kestirip attım. Saat 23:50 suları son marmaraylar gidip geliyor, gay arkadaşım beni marmaraya bıraktı. Yürüyen merdivenlerden aşağıya iniyorum. O bey yine mesaj attı 'arkadaşım tarafından ekildim, lütfen gel 2 bira içer konuşuruz.'

Ben kendisini 2012 den beri tanıyorum fakat o beni hatırlamıyor, ilk defa görüşeceğiz. Adına şimdilik Eros diyebiliriz bence. (O tanrısal baklavaları ile ona yakışacak tek isim Eros olur. Tabi ki ısrarlarına dayanamadım (yalanın da bu kadarı) bastım gittim tekrar Kadıköy civarlarına. Oturdum, biramı söyledim. Kendisi 10 dakika sonra teşrif etti, başladı konuşmaya. Ben konuşma kısmında pek başarılı değilim, hafifte çakır keyif olmuşum, e tabi iş yorgunluğu da var saat olmuş 1, ektiği arkadaşı da geldi, bunlar başladı muhabbet etmeye, ben sessizliğimi koruyor gibi gözüküyorum fakat ayakta uyuyorum karşılarında, muhabbetin duyduğum kadarını ve hatta algılayabildiğim kadarına cevap verip sohbete dahil olmaya çalışıyordum ama gözler kan revan içinde, alkol artık kanımda dolaşmayı bırakıp beynimin çeşitli loblarında göbek atıyordu. Eros beni süzüyor muhabbet etmeye çalışıyor ama benim kıt aklım bu akşam muhabbete basmıyor. Çünkü yorgunum! Depresyondayım, unutulmuş ve aldatılmışım. Paspal bir vaziyetteyim, dokunsalar ağlayacağım. Günümüzün teenage'leri gibi elim sürekli telefona gitse de, bakmamaya çalışıp muhabbete ortak olmaya gayret gösteriyordum. Telefonu elime aldığımda ise bir çığlık patlattım. Saat 03.00 ben Kadıköyde bir bardayım ve sabah 8 de işte olmam gerekiyor. 'Beyler ben kalkıyorum' dedim. Tabi bizim Eros gitme eve gel bende kal, ben koltukta yatarım vs diye zırvalamaya başladı. 3 ay yalnızlığın ardından ve karşımda ki bey'in çoğu erkeğe taş çıkartması VE çok düzgün-müşçesine kendisini bana tanıttığından olsa gerek soluğu evinde aldım. Alkol içince çok gevelediğimden bir türlü susmuyordum. En sonunda sızdım kaldım. Gözümü bi açtım Eros beni dürtüklüyor 'kalk, yatağa yat, ben yatarım koltukta, sabah kalkacaksın saat 4 oldu' falan diye. Kalktım, bir sigara yaktım 'her yerim ağrıyor' dedim. Abov! Demez olaydım ( tamam bu hikayede ki asıl şeytan benim ) 'masaj yapayım mı?' Dedi. Masajla başlayan muhabbetimiz gecenin 4ünden sonra yatakta son buldu. Sabah 7 de yola çıkıp Kadıköyden taksiye atlayıp işe geç kalışım da bambaşka bir hikaye zaten. Neyse... gel zaman git zaman biz bi Eros ile ara sıra görüşmeye devam ettik. Ben neredeyse 'hiç' yazmadım. Kendisi her ne kadar aşk tanrısı gibi olsa da, aşk adamına hiç benzemiyordu. Ben de isterdim böyle avel avel dolaşıcağıma düzenli bir ilişkim olsun fakat olmayınca olmuyor. Ama hep olması gerekenden bir belki iki tık kadar yakın davrandım. Her şey güzel gidiyor, izin günlerimin ertesi gün olduğu akşamlar görüşüyoruz, hatta izinli olmasam dahi görüşüyoruz, bu evini değiştirdi biraz daha büyük biraz daha güzel bir eve taşındı, sokak sokak buna ev hediyesi aradım en özelinden olsun diye. 'Şimdi ki aklım olsa boyu kadar bir kaktüs alır onu da üstüne oturturdum ya, neyse'

Bu arada ev hediyesinden sonra doğum günü diye gidiyorum pahalı bir markadan bir gömlek bir de kazak alıyorum, kendisi her ne kadar kaslı da olsa, ciddi bir işte çalışıyor. Çok severek ve beğenerek aldığım hediyeleri paket yaptırıp evimde kedilerimin ulaşamadığı bir noktaya koyuyorum ki karıştırmasınlar:) doğum günü diye de görüşelim diye ben kendim yazıyorum Eros bey'e 'beyliği batasıca!'

Ben klasik bir kadın olarak bu kadar görüştükten sonra kendi kendime 'nereye gidiyor lan bu ilişki' diye soruyorum ama yiğitliğime bok sürdürtmüyorum. Çünkü, keyifli! Şu erkekler yok mu! Konu bir arkadaşlığa isim vermeye geldiği zaman hop ortadan kayboluyorlar! Yeni evde de seviştikten sonra bi akşam diyor ki Eros'cuğum! 'Bu gün iptal, arkadaşlarım geliyor yeni evimi görmeye' WTF? Kendi kendime diyorum ki, beni arkadaşıyla tanıştırdı, tamam bunlar başka arkadaşlar olabilir ama bana niye yolu koyuyor? E biz sevişmiyor muyduk? Sabahları kahvaltı da ediyorduk, hani fb'liğin bir tık üstü değil midir kahvaltı? Ben de kendimi özel falan zannediyorum. Bim bam bom modunda kelebekler gibi süzülüyorum etrafta. Ekilince soluğu yine Kadıköyde alıyorum fakat, ona hiçbir şey yazmıyorum. Eğleniyorum, içiyorum, sıçıyorum bir iki snap, instagrama bir fotoğraf döşedikten sonra taaa oralardan evime geri dönüyorum. Ben ona yazmadığım gibi o da bana yazmıyor, günler ve haftalar geçiyor. Tık yok!

Ya ben mi anlayamıyorum, yoksa ben mi kendimi yanlış anlatıyorum ama farkındaysanız hep sorun bende yani? Hep böyle hastalıklı düşünceler falan. Sonra sosyal medyaya yüklediği fotoğraf ile dünyam başıma yıkılıyor. Kızın elinde benim Eros'un itine aldığım hediye ve fotoğrafı yükleyen Eros. Ba ba ba ba! Beyimiz sevgili yapmış, o yüzden 1 aydır itekleniyormuşum... tabi ki sustum. Susmak vazifemiz! Susmak bizim görevimiz. Şok içindeyim ama sustum, attım içime, yuttum. Ama sustum. Aradan neredeyse 1 yıl geçmesine rağmen anlayamadığım tek şey var, neden o? Neden ben değil o demekten alıkoyamıyorum kendimi.

He Eros? Neden ben değil o?

Bu arada tam 29 gün dolapta kalan hediyelerini de tam 1 gün kala gidip iade edip, paramı geri alıyorum. Kahrolsun libido!