EĞLENCE

Hayvanat Bahçesi

Author

İstanbulun en kalabalık ilçelerinden birinde otururken ailem ortaokulda ki başarısızlığım ve yola gelmez davranışlarımı yola sokmak için bir yöntem bulmuşlardı.O da Trabzon'un küçük bir ilçesine sürgün gönderilmemdi.Ne yaptın da seni bu yaşta sürgüne gönderdiler derseniz o çok farklı hikaye belki onları da anlatırım.

Bu karara pek karşı çıkmadım sonuçta her yaz bir ayımı orada geçiriyordum ayrıca on yaşımdan beri peşinde koşturduğum ev telefonunda evini arayıp sesini dinlemeye çalıştığım kızda oradaydı.Senede bir iki kez görmektense bütün sene orada kalırım ve daha fazla görürüm diye düşünmüştüm.Bu konu ise bambaşka bir hikaye:)

Her neyse konu farklı yerlere uzamadan asıl olaya döneyim.Trabzonda liseye başladım fakat hem benim hemde ailemin hesaba katmadığı şeyler daha ilk gün ortaya çıkmıştı.Benim hesaba katmadığım şeyler.Tamam her yaz Trabzona gidiyorduk ama benim gibi gurbette yaşayıp memlekete gelen kuzenlerimle takılıyordum.Zamanı gelince hepsi gitti ve orada hiç kimseyi tanımadğımı anladım.Bir diğer şeyde sevdiğim kızı fazla görürüm diye hayaller kurmuştum fakat kız merkezde oturuyor ben ise ilçede yani yine sadece yazın görebilecektim.

Ailemin hesaba katmadığı şeyde yahu çocuğunuz yaramaz diye Trabzona gönderilir mi?Bir Trabzonlu olduğum için rahat konuşuyorum kimse yanlış anlamasın ama bizim oranın uşakları psikopatlıkta sınır tanımazlar.Dayakla,sınıfta kalmayla tehdit edilemezler.Bunun ispatını sadece iki saatte anladım.

Okulun ilk günü sınıfa girdim benim gibi yeniler sessiz sedasız otururken bir grup sıraların altında üstüne tepişiyor,biri sırayı camdan dışarı sarkıtıp aşağıdan geçenlere saydırıyor,sonradan sınıfa giren birisi cebinden bir gazete rulosuna sarılmış güvercin çıkarıp gösteriyordur.Bunlar gibi örneklerim saymakla bitmez.Ben mi elde avucta durmayan yaramaz cocuktum.O an sesim solugum kesilip kendimi uyku moduna aldım.

İlk dersimiz boş geçti sebebini geçen seneden kalan arkadaşlar söyledi(bu arada sayıları on altı) ingilizce hocası kadınmış,artık nasıl bunalttıysalar kadını "o hayvanat bahcesıne girmem" demiş.Bu yüzden derslerimiz uzun süre boş geçti.Sonraki ders edebiyattı tam derse başlarken içeri bizimkiyle alakası olmayan desenli bir gömlekli,sakallı bir adam girip "selamın aleykum" deyip arka sıraya geçti.Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken hoca "ni oldi camci" dedi.Bu camci denen arkadaş benden üç yaş büyük olmasına rağmen lise birde okuyordu.Kafasını sıradan kaldırıp "hocam az derdim varda iki dane içip geldim" deyip tekrar uyumaya başladı.Eminim bu sahnenin benzerini Hababam sınıfının yeni çekilen versiyonlarında görmüştür.Filmde o sahneyi izlediğimde salondakilerden on kat daha fazla gülmüştüm.

Sonraki günlerde okulda müdüründe olmadığını öğrendim.Sebebi haksız yere dövdüğü öğrenciler toplanıp okul çıkışında madem dayak yedik boşa yemiş sayılmayalım diye hocayı dövmüşler o da basıp gitmiş.He bide Cengo isimli hocamız vardı arabasının dört bir tarafına çekcek sekil de iç kameralar yerleştirmişti ki bu o zaman için oldukca lüks bişeydi ayrıca tenefüslerde arabasına kimse bi şey yapmasın diye başına nöbetci dikerdi,bizimkilerde sırf hocanın rahatı bozulsun diye arabanın etrafında tur atıp çekirdek yiyip sağına soluna atarlardı.

O ilk gün yaşadıklarım saymakla bitmez.Bu yazım o ilk günden farklı olarak ikinci yada üçüncü ayında başımdan geçti.Artık iyice alışmış içimdeki pisliği ortaya çıkarmaya başlamıştım.Okulumuz dağ oyularak oluşturulan düzlükte inşa edilmişti.Dağa bakan kısmı 4-5 metrelik duvarla cevriliydi o duvarın üst kısmı da köylülerin ekip biçtiği ufak bi tarlaydı.Okulun futbol sahası normal saha boyutlarıyla aynı fakat topraktı.Bir kalenin arkasındaki duvarın üstünde ise yarısı yıkılmış bir köy evi vardı.

Her lisede olduğu gibi bizim lisede sınıflar arası maçlar vardı.Fakat bizdeki durum biraz daha değişikti.Her dönem ayrı ayrı iki turnuva yapılır ve grup sisteminde ilerlerdi.Ayrıca farklı sınıflardan bir transfer hakkımız bile vardı.İşte biz bu transfer kuralından dolayı kalecimizi kaybettik ve bu çok büyük olay oldu.Transfer eden sınıf basıldı kavga çıktı ama kaleciyi geri alamadık.Niye bu kadar büyük olay çıktığını ilk maçta anladım yedi sıfır yenildik.İkinci maçta gol atmayı başardık ama altı bir yenildik.Turnuvanın en kötü takımıydık ancak en sağlam taraftara sahiptik.Duvarın üstünde kalabalık bir grup çıkıp omuz omuza verip zıplardı.Durduğumuz yer normal bir insanın durucagı bir alan kesinlikte değil.İki kişi arka arkaya kesinlikle duramaz ya tarlaya yuvarlanır yada sahaya çakılır.Bir arkadaşımızda tam maça kendimizi kaptırmışken yere çakıldı.Çıkan sesle aynı anda birisi öldü bokyiyen dedi.Yüreğimiz ağzımıza gelmişti ama düşen arkadaş duvara,duvarı yapana,yapanın giydiği pantolana kadar söve söve tekrar yanımıza tırmandı.

Her maç yenilmiş artık hiçbir iddiamız kalmamıştı.Duvarın üstünde zıplayıp bir birimizi aşağıya atmaya yeltenirken aramızda biri ben darlandıp deyip yıkık evin içine girdi.Daha girer girmez lağğğ habunedu diye bağırınca yanına koştuk.Merdaneli pastan geçilmeyen bir çamaşır makinasını sürüklemeye çalışıyordu.Bizde sorgulamadan sürü psikolojisine uyarak tutup duvarın dibine kadar getirdik.

Şimdi normal insanlar eski bi çamaşır makinesi gördüklerinde ne düşünürler;eski,tatanoz olur insan,birileri bunu alıp evine götürdüğünde kimbilir evin hanımı ne kadar sevinmiştir falan.Ama bizim uşak daha görür görmez kafasında artık bi davulumuz var demiş.Bi çamaşır makinesi nasıl davul olarak kullanılır çok güzel dersini verdik.Yana yatırıp iki kişinin zor kaldırdığı bir odun parcasını kaldırıp indirince tüm ilçede ses duyuldu.Bununla iyice çoştuk sevincten çıldırıyorduk.O kadar eğleniyorduk ki kravatı ceketi cıkarıp asagı atmaya basladılar.Bunları görünce eyvah bunun seviyesi artarak devam edicek diye içimden gecirdim.Peki ne yaptım dersiniz,ne yapıcam ortam cok iyiydi bende dağıttım.Bizim yaşadığımız çoşku ne yazık ki yine takımımızda yoktu sekizinci golü de yiyince eski tayfadakiler gorum boyle maça atın la sahaya dedi.Neyi atalım lağ.Habunu... Habunu mu?..Ya anlamaymısınız habunu attun...Bi an duraksadık ve fikit çok hosumuza gitti..Hepimiz bir yerlerinden tutarak ıkına ıkına çamaşır makinesini kaldırıp sahaya doğru attık.Daha havadayken maçı izleyen kızlardan ince çığlıklar yükselmeye başlamıştı.Bizde ise büyük bir zaferin gururu vardı.Çamaşır makinesi sahaya düştüğünde çıkardığı ses baya dikkat çekmiş olacak ki sahanın diğer ucundan sopayla beden hocasının bize koştuğunu gördüm.Çamaşır makinesini bulan ve fikrin sahibi olan arkadaşımız hocayı görünce gelme la buraya yeminle kafanı yararım diye hocaya bağırarak fındık bahcesine doğru kamaya başladı.Bizde peşinden koşup tarlayı aşarak fındıklığa doğru gittik.O sırada hoca daha duvara tırmanıyordu.Hem korkudan ölüp daha tüm gücümüzle dağa doğru tırmanıyorduk hemde delicesine gülüyorduk.Oradaki o kahkaham hayatta dertsiz tasasız gülebildiğim son andı.

O delilerin arasında nasıl gecicek bu koca yıl derken öyle güzel anılarla o kadar hızlı bitirdim ki o yılı anlatamam.Bizimkilerin istediği adam etme ilginç bir şekilde de tuttu.Orada kardeşliği,paylaşmayı buralarda hamburger ekmeği olan basit ekmeğin orada değerli bir pasta olduğunu,yırtık ayakkabası olan cocukların ayakkabıları su sızdırsada karakterlerinde hiç bir sızıntı olmayacagını gördüm.

İçimden geldi aniden yazmaya başladım düzenleme yapmadan paylaşıcam umarım çok hatam olmaz olanları da affedin lütfen belki devamı gelir..:)

Hayvanat Bahçesi