EDEBIYAT

Rüyaya Uyanmak

Author

Kapattığımda gözlerimi, oturduğum taburem şimdi uçurum bana. Gökteki yıldızların hiçbir anlamı yok artık. Giderek uyuşan düşüncelerimin elini tutan biri olmalı diyorum. Sahi nerede? Nerede bu güneş günümü aydınlatan?

Karanlığı soluduğum bu gün yaralarımın canını yakıyor giderek. Papatya yaprakları ağlıyor yokluğunda sevginin. Ahını aldığım beyazlık beddualarını savuruyor yüzüme. Kırmızı papyonum ise yakama yapışmış hesap soruyor geçen günlerin.

Çam kokusu yakarken uçurum diplerini gözlerimi açıyorum benliğimin yokluğunda. Attığım bakışlar bulutlara, utandırıyor onları. Bir gökgürültüsü cevabı kulaklarımda irkiliyor bedenim. Işığı yağmurun soruyor hesabını.

Duvarımda asılı tabloda duran vazo neden kırılmış bilemedim. Elim de dokunmadı oysaki. Sahi bardağımdaki çay ondan mı dökülmüş? Tam on parça var yerde saydım biraz önce.

Farkettim ki vazonun parçaları kalbimin parçalarıymış. O halde kalbim bir vazodur benim, baktığınızda içini göremediğiniz ama aslında sonunu bildiğiniz. Çicek koyarsanız eğer güzel kokan, ışık yaparsanız gecenizi aydınlatan, taş doldurursanız paramparça olan.

Gördüm ki duvarımda asılı duran bu tablo intihar etmiş geceleyin. Taburemin ayakları kırıldığında gözlerim kapalı, yıldızların bir anlamı olsa da önune bulutlar serpiştirilmiş. Uçuruma ayaklarımı değil ömrümü sallamışım. Bu saçmalık ne kadar da gerçek.

Sanırım artık rüyaya uyanmalıyım. Günaydın güneş.

Mehmet GÜMÜŞ