DÜNYA

Uzmanlar diyor, ben değil: Kötümserler daha çok yaşıyor

Author

1857’den beri yayımlanan ABD menşeyli dergi The Atlantic’in ocak sayısında yer alacak bir yazı insanların iyimserliğe olan inancıyla ilgili bazı soru işaretleri oluşturacak gibi duruyor. 

Uzmanlar diyor, ben değil: Kötümserler daha çok yaşıyor

Sarah Elizabeth Adler imzalı makalede, iyimser olmanın her zaman işe yaramadığı ifade ediliyor. Bazı durumlarda, kötümserler, iyimser düşünceye sahip insanlardan daha rahat hayatlarını sürdürebiliyorlar.

İyimserlik, bazı durumlarda düşük kazançla da ilintili görünüyor. Britanya’da yaşayanlar üzerinde yapılan araştırma ortaya koyuyor ki, özellikle kendi işlerinde çalışan iyimser insanlar, kendileriyle aynı durumda olan ancak kötümser kişilerden yüzde 25 daha az kazanıyorlarmış.

Ulusal Kanser Enstitüsü’nün araştırmacılarının ulaştığı bir sonuç da kalp hastalığı konusunda kendilerine pek ihtimal vermeyen –bu konuda da iyimser olan- kişiler, kalp hastalıklarına daha erken yakalanabiliyorlar.

İlişkilerinin geleceğine dair çok fazla iyimser görünen evli çiftler, diğerlerine nazaran evliliklerinde daha fazla bozulma yaşıyorlarmış mesela.

Uzmanlar diyor, ben değil: Kötümserler daha çok yaşıyor

İyimserlik okulda da faydalı değil, hayalkırıklığı yaratabiliyor. Psikoloji öğrencileri üzerinde yapılan bir deneyde, öğrenciler sınav sonuçlarını öğrenmeden hemen önce ve hemen sonra iki kez sorgulanmış. Yüksek sonuç bekleyen iyimserler daha kötü hissederken, düşük sonuç bekleyen kötümserler sonuçtan daha memnun oluyorlarmış.

Negatiflikle kuşanmanın sosyal faydaları da olabiliyor. Neşeli modlarla karşılaştırıldığında kötü modda olan biri daha efektif bir iletişim sağlayabiliyor.

Kötü hissetmek bizi daha adil davranmaya da itebiliyor. Buyrun işte:

Paylaşım odaklı bir oyun oynamadan önce üzücü bir video izleyenler, coşkulu video izleyenlere nazaran, partnerlerine karşı daha cömert oluyorlarmış.

Kötüye odaklanın

Peki bardağın kötü tarafını görmekle meşgul olan bir beyinden ne bekleyebiliriz? 1980’lerde bu konuda araştırma yapan iki Michigan Üniversitesi üyesi, güdülecek stratejiyi “defansif kötümserlik” olarak belirlemiş. Buna göre düşük beklenti ve her zaman en kötü senaryoyu düşünen insanlar, hayatlarındaki hedeflerini tutturabiliyorlar.

Almanya’da 30 yıl süren ve 10 bin denekle desteklenen araştırmaya göre, gelecek hedeflerini, yapabileceğinin altında gören kişiler, fazla iyimserlere göre daha düşük oranda sakat kalıyor ya da aniden hayatlarını kaybediyorlar. Yani daha sağlıklı yaşıyorlar.

Defansif kötümserlik, yeni bir strateji değil aslında. 2300 yıl öncesine dayanıyor. Bugün bunu şöyle güncellemek mümkün: En iyiyi ummayı bırak, en kötüye hazırlanmaya odaklan.

Hadi bakalım, kolları sıvayalım. Aman ya da boş ver, nasılsa bir şey değişmeyecek…