KÜLTÜR

Buralarda ilk hikayem

Author

"..ama bu benim aklıma gelmişti." dediğim sitenin, "..öyleyse ben de yazarım." dediğim satırları

Eskilerden bi' hikayeyle başlamak istedim buraya. Belki kendimi tekrar ikna edebilirsem, eskisi gibi olmasa da yazmaya başlarım.

--

Bugün biraz farklı şeylerden bahsedesim var.

Özel görelilik kuramı dediğimiz şeyi öğrendiğimde 9 veya 10 yaşımdaydım. Televizyonda saçma sapan belgesellerden izlediğim bir günde karşıma çıkmıştı sanırsam. Çocukluğumda çok çizgi film izlerdim aslında ama o zamanlar bile seçiciydim. Emcekare'yi öğrendiğimde benim için sadece 3 harf 1 eşittir bir de harfin üzerine yazılmış yalnız bir 2'den ibaret, insanların gerektiğinden fazla değer verdiği bir harf dizisi gibi görünmüştü gözüme. 110 yıldır insanların kafalarını kurcalayan emcekare aslında insanlar için sıkıcı görünse de beni kafamı kurcalamayı başarmıştı. Cisimler hızlandıkça zamanın cisim için daha yavaş akacağını söylüyordu televizyon, ilginçti. Zaman dediğimiz şey aslında akrep ve yelkovandan oluşan, geceleri uyumak için pilini çıkardığım boş bi' şeydi o zamanlar. Şimdi ise hayatı hızlı veya yavaş hissetmemizi sağlayan şeyin temelinde bu teorinin olduğunu düşünüyorum. Anlatacağım şeylerin çoğu size boş veya anlamsız gelebilir, gelmeyedebilir, bilmiyorum. Düşüncelerimi bir kaç küçük örnekle örneklendirerek başlamak istiyorum. Hastanede muayeneniz için sıra beklerken zaman sanki hiç geçmeyecekmişçesine uzun gelir saatin yelkovanı sanki 60 saniyede bir değil de 10 dakikada bir ilerliyormuşçasına yavaş gelir veya arkadaşlarınızla geçirdiğiniz eğlenceli bir hafta sanki göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçmiş gibi hissederiz. Hastanede saatin gelmesini beklerken bir çok şey düşünürüz. Geçmişte bir çok bilim adamı da boş boş düşünürken bulmuş aslında bunları. Galileo elma ağacının altında boş boş otururken bulmuştu mesela yer çekimini veya Arşimet banyoda aklında saçma fikirlerinden başka hiçbir şey yokken bulmuştu suyun kaldırma kuvvetini, bunun gibi örnekler çoğaltılabilir. Einstein de izafiyet teorisini tuvalette bulmuş olabilir belki de güzel bir hikaye olmayacağını bildiği için kimseye anlatmamıştır, kim bilir. Neyse biraz daha konumuza dönelim. İnsan düşündükçe, ki bu düşünme eyleminin boş olduğumuz vakitlerde daha fazla olduğunu yukarıda örneklendirmiştim, beynindeki nöronlar daha çok çalışmaya şartlandırılır, vücut tarafından. Bu şartlandırma sonucu aktarılan bilgiler neredeyse ışık hızına yaklaşır. Işık hızına yaklaştıkça da zamanın yavaşlaması durumu oluşur izafiyet teorisine göre. Boş oturduğumuz canımızın sıkıldığı zamanların daha yavaş geçiyormuş gibi hissetmemizin nedeni de aslında budur. Beyin nöronlarının fazla çalışması, beyin fonkiyonlarının hızının ışık hızına yaklaşması sonucu zamanı yavaş hissetmemize neden olur. Aslında zamanı yavaş hissetmenin de ötesinde zamanı yavaşlatmış oluruz. Hayatı daha uzun yaşamanın aslında daha boş yaşamaktan geçtiğini fazla düşünmemekten geçtiğini bu nedenle söylerler- cehalet mutluluktur. Öyleyse 76 yıl yaşayan Einstein 120 yaşındaki haberlere çıkan Fatma Nine'den daha çok yaşamıştır. Hayatı sürekli koşuşturma içinde geçen bir iş adamı da yetmişine gelip Bodrum'daki yazlığına geçtiğinde hayattan sızlanması ve son yıllarını keşkelerle geçirmesi de bundan ötürüdür. Yetmişinden sonra belki de hayatının yetmiş yılından daha fazla yaşayacaktır o amca ama eminim ki o yazlığı 70'inde bir liraya değil de 69'unda yüz bin liraya almak ister miydiniz diye sorsanız, gözünü bile kırpmaz size cevap verirdi.

Bu yazıdan tabii ki kendimce hayatı nasıl yaşamamız gerektiğine dair çıkarımlar yaptım ama paylaşmak bence yersiz. Aklımda öylesine bilime dayalı bi’ düşünce vardı ama okurken sıkmak istemedim sizi ondan dolayı biraz Fatma Nine ile falan süsledim. Uzun yazılarıma bayağıdır ara vermiştim. Duygusal yazıyordum, bu da biraz hayata dair olsun istedim.

Bu kadar uzun bazı yerleri saçma yazıyı okuduysanız teşekkür ederim umarım uzun ya da kısa istediğiniz gibi bir hayata sahip olursunuz.