EDEBIYAT

2. El Hüzünler

Author

Yataktan zor kalktım. Muhabbeti meze yapıp epey içmişiz dün akşam. Yıllar sonra insan lise arkadaşıyla karşılaşınca, konuşulacak ne kadar çok şey yaşamışız diye düşünüyor. Saatlerce konuştuk biz de. Hazırladığımız kopya kağıtları hala cebimizde sanki. Arada bir dalıp gidiyor uzaklara

“Ne güzel günlerdi onlar” diyor. Sadece ertesi gün yapacağımız yaramazlıkları düşünerek yatağa girerdik. Şimdi ise masada bekleyen işler hayal kurmayı bile zorlaştırıyor.

Dün gece yatağa ne düşünerek girdim bilmiyorum. Ama uyandığımda okula geç kalıyorum diye fırladım yataktan. Yüzümü yıkadıktan sonra içtiğim acı kahve beni kendime getirdi. Bugün ders yok. Günlerden Cumartesi.

Aklıma o günler geliyor hala. Yatağın altındaki eski kutuyu hatırladım. Diplomam, fotoğraflar, ve hatıra defterleri var içinde. En altta ise üç ortalı bir harita metod defteri. Bu neydi hiç hatırlamıyorum. İlk sayfayı açtım.

“Hüzünlerim” yazıyor çok kötü bir yazıyla. İlk okulda başlamıştım bu defteri doldurmaya. Beni üzen olayları not almışım.

İlk oyuncağımın kırılışı var en başta. Dün gibi hatırlıyorum aradan geçen yirmi küsür yıla rağmen. Abim almıştı bana. Küçük bir tren yolu üzerinde giden kırmızı bir lokomotif. Bir de istasyon ve oradaki bıyıklı amca. İlkokula yeni başlamıştım. Her Cumartesi sabahı özenle kurar, akşama kadar oynardım. O istasyon hep farklı bir şehir olurdu. Bildiğim şehir sayısı onu geçmezken. Ama istasyoncu amca hep aynı sevecen sesiyle

-“Kalkıyor, kimse kalmasın” diye bağırırdı.

Yine bir Cumartesi günü arkadaşımla oynarken üstüne basmıştı ve lokomotifi kırmıştı. Üç gün konuşmadım onunla. İstasyoncu amca artık bağırmıyordu.

Diğer sayfaları karıştırmaya başladım. İlk aşkımı ve ilk hayal kırıklığımı gördüm sayfalarda. Menekşe gözlüydü. 5. sınıftaydım. Ama o beni değil başkasını seçmişti. Hatırlıyorum. Bu defteri o zaman doldurmaya başlamıştım.

İlk zayıf notum, babamdan ilk dayak yiyişim, ilk hastalanışım, sevdiğim birisini ilk kaybedişim.

Geçen yıllar insanı nasıl değiştirebiliyor. Şimdi bunları hatırladıkça gülümsüyorum. Bu defter benim kısa özgeçmişim gibi. Lise bitene kadar bütün hüzünlerimi yazmışım ona. Daha sonra artık büyüdüm diye düşünmüş olmalıyım ki yazmayı bırakmışım.

Oysa hayatın en hüzünlü anları ondan sonra başladı. Üniversitede yaşananlar, iş hayatım, askerliğim, hepsi içinde çeşitli hüzünler barındırıyor.

Kapı çaldı o anda. O gelmiş olmalıydı. Elimde defter kapıyı açyım. Kapıcıydı. Gazetemi getirmiş.

-“Abi hayırdır ne o defter, yine okula mı gitmeyi düşünüyorsun?”

Gülümsedim kapıyı kapatıp salonda gazeteyi okumaya başladım. Bir çok hüzünlü haber vardı. 2. el hüzünler. Herkes ne hüzünler yaşarken, ben bir elimde gazete diğerinde harita metot defterim oturmuş geçmişi anıyordum.

Sonra o geldi, hüzünlerimi sona erdiren kişi. Defteri gördü. “Bu ne” diye sordu.

-“Önemli değil. İkince el hüzünler” dedim. Anlamadı gülümsedi. Ben de güldüm. Defteri tekrar kutunun içine koydum. Geçmişin hüzünlerini içime gömdüm. Kahvaltı edip geleceğin mutlu günlerini yaşamak için planlar yapmaya başladık.