EDEBIYAT

Hikayelerim - 1

Author

Her sabah aynı şeyleri yapıyordum. Önce yatakta uzun uzun yatacağım, içeriden annem artık isyan edercesine “Kalk oğlum geç kalacaksın” diye bana bağıracak. Sonra yavaş yavaş yerimden kalkıp yüzümü bile yıkamadan televizyonun düğmesine basacağım.

Banyoya girince elimi yüzümü yıkadıktan sonra annem “Dişlerini fırçalamayı unutma, dişlerin çürüyecek, ileride deden gibi dişsiz kalacaksın” diyecek. Ben dişlerimi yine fırçalamadan “Fırçaladım bile” diye cevap vereceğim.

Sonra hemen televizyonun başına geçeceğim. Belki onu bir kez daha görebilirim diye. O kim mi? O, yani eski sınıf arkadaşım, kalbimin ilk kez deliler gibi hızlı atmasına sebep olan, bana aşkın ne kadar güzel ve aynı zamanda ne kadar acı verici olduğunu öğreten kız, yani Menekşe.

Okula ilk başladığımız gün yan yana oturmuştuk. O an ben ona aşık olmuştum, tabii o zaman bunun farkında değildim ama şimdi daha iyi anlıyorum onunla, başkaları ile oynadığında, neden kavga ettiğimi. İki yıl boyunca her anımızı birlikte geçirdik. Hatta ben sünnet olduğumda bile ilk o yanıma gelmişti. “Çok acıdı mı?” diye sormuştu bana. Ben de her erkek çocuğu gibi acıdan ağlamama rağmen “Erkek oldum ben artık hiçbir şey canımı acıtmaz” demiştim. Salak gibi, çocuk gibi. Asıl acıların daha yeni başlayacağını bilmez gibi.

İlk acıyı sünnetimden birkaç gün sonra yaşadım. “Dişsiz dedem” zaten uzun süredir çok hastaydı. Okul kapanmış ve ben Menekşe ile yaz tatilinde neler yapacağımı planlıyordum. Şu “pipim” bir iyileşsin o zaman bütün vaktimi onunla geçirecektim. Bir sabah annem ağlayarak uyandırdı beni. Dedemi kaybetmiştik ve annemle beraber köye gitmemiz gerekiyordu. Menekşeye haber bile veremeden apar topar çantalar hazırlandı. Babam bizi otobüs terminaline bıraktı. Ben annemle beraber gidecektim. Babam işlerini hallettikten sonra gelecekti.

Uzun bir yolculuk sonunda köye gelmiştik. Köyde herkes ağlıyordu. Teyzelerim, dayılarım hepsi perişan haldeydi. Ama benim tek düşünebildiğim ne zaman eve döneceğimiz ve Menekşe’yi ne zaman görebileceğimdi. Gittiğimi haber bile verememiştim. Kim bilir bana ne kadar kızmıştı. Geri döndüğümde beni affetmesi için ona şeker filan almam gerekecekti.

O gece babamda geldi. Annem babama uzun zamandır köye gelemediği için, hazır şimdi buradayken biraz kalalım diye ısrar ediyordu. Panik içinde onları dinliyordum. Benim İstanbul’a geri dönmem gerekiyordu. Babam anneme istediği kadar kalabileceğini ama kendisinin bir hafta sonra geri dönmesi gerektiğini söyledi. Ben de ne yapıp edip babamla beraber geri dönmeliydim.

O hafta yapmış olduğum tüm ısrara rağmen ne annem ne de babam bu teklifimi kabul etmedi. Annem en az bir ay burada kalacağımızı söylüyordu. Ama bir ay sonra Menekşe ve ailesi Ayvalık’taki yazlıklarına gideceklerdi. O zaman onu okul açılana kadar bir daha göremeyecektim. Çok ağlamama rağmen kararlarını değiştirmediler.

Sünnet olurken söylediğim hiçbir şey canımı acıtamaz sözünü çoktan unutmuştum. Zamanla dedemi kaybetmenin ne demek olduğunun da farkına varmaya başladım. İstanbul’a gelirken bana türlü türlü oyuncaklar getiren tonton dedem artık gelmeyecekti. Dişlerinin çürümesine sebep olan o çok sevdiği ve cebinden eksik etmediği akide şekerlerini benimle paylaşamayacaktı. Beni evden çıkarıp İstanbul’u gezdirmeyecekti. Birkaç gün sonra Menekşe’den uzak olmanın acısı gitmiş yerine dedemi bir daha göremeyecek olmanın acısı kaplamıştı vücudumun her noktasını.

Çocuk olmanın en güzel yanı en ufak şeylerden mutlu olabilmek ve en büyük acıları bile çok çabuk unutabilmekti. Ben de köyde kuzenlerimle kaynaştıktan sonra hem dedemi kaybetmenin acısını hem de Menekşe’yi uzun zamandır görememiş olmanın acısını unutmuştum. Her gün başka başka oyunlar oynuyorduk. Çok eğlenceli vakit geçiriyorduk.

Bir gün annem artık İstanbul’a döneceğimizi söyledi. Kuzenlerimden ayrılacağım için üzülmüştüm. Ama belki Menekşe’yi yazlığa gitmeden bir kez daha görebilirdim. Yol çıktığımızda çok heyecanlıydım. Bütün yol boyunca onu düşündüm. 8 yaşında bir çocuğun aşkı yaşaması çok değişik bir duyguydu. Daha önce hiç hissetmediğim heyecanı hissediyordum. Babam biz terminalden aldı ve eve getirdi. Arabadan iner inmez eve girmeden hemen onların evine koştum. Arabaları evin önündeydi. Daha gitmemişlerdi. Kapılarını çalmaya giderken kalbim yerinde çıkacak gibiydi. Karnıma ağrılar giriyordu. Zili çaldıktan sonra, kapı açılana kadar geçen bir iki saniye bana bir ömür gibi gelmişti. Acaba o da beni özlemiş miydi? Ya da ona haber vermeden gittiğim için bana kızgın mıydı? Belki de başka arkadaşlar bulmuştu ve beni istemeyecekti.

Ben bunları düşünürken annesi kapıyı açtı. Beni görünce hemen kızına seslendi “ Menekşe hemen buraya gel, sana bir sürprizim var.” Menekşe kapının arkasında göründüğünde artık kalbimin atışları dışarıdan bile duyulacak gibiydi. Yanıma geldi.

“ Niye giderken haber vermedin, seni çok merak ettim. Sonra annen annemi arayıp dedenin öldüğünü ve acele yola çıktığınızı anlattı. Eğer böyle kötü bir şey olmasaydı seninle bir daha asla konuşmazdım” diyerek boynuma sarıldı. “ Aslında biz dün yazlığa gidecektik. Ama annen arayıp bugün geleceğinizi söyledi ve senin beni çok özlediğini, eğer mümkünse bir gün daha bekleyip yazlığa ondan sonra gitmemizi istedi. Annem ve babamda benim üzüldüğümü bildikleri için beklediler. Bu akşam yazlığa gidiyoruz. Ama bugün hep bir arada olabiliriz”

O an anneme olan hayranlığım bir kat daha arttı. Tüm acısına rağmen oğlunun aşk acısı hissettiğini görmüş ve onun için bir şeyler yapmıştı.

O gün akşama kadar Menekşe ile vakit geçirdik. Akşam olunca babası geldi ve arabayı hazırlamaya başladılar. Bir ay yazlıkta kalacaklardı ve okul başlamadan önce geri döneceklerdi. Giderken annesi beni telefon ile arayacaklarını söyledi. Gerçekten de söyledikleri gibi sürekli telefon ettiler. Birbirimizi göremesek de telefon ile konuşuyorduk.

Artık okulun açılmasına ve onun gelmesine çok az kalmıştı. Ertesi gün okula kayıt yaptırmak için sabah annemle okula gidecektik.

Sabah uyandıktan sonra yatakta uzun uzun yattım. Annem içeriden bana bağırmaya başlamıştı “Kalk oğlum geç kalacaksın”. Sonra yavaş yavaş yerimden kalktım. Banyoya gitmeden önce televizyonu açtım. Sabahları televizyonda çizgi film seyretmeye bayılıyordum. Banyoda elimi yüzümü yıkadıktan sonra tam çıkacakken annem “Dişlerini fırçalamayı unutma, dişlerin çürüyecek, ileride deden gibi dişsiz kalacaksın” iye seslendi. “Fırçaladım bile” diye cevap verdim.

Sonra televizyonun başına geçtim. Çizgi film henüz başlamamıştı. Televizyonda haberler vardı. İşte o anda onu gördüm. Resmi televizyondan bana bakıyordu. Hemen sesini açtım

“Ayvalık – İstanbul yolunda meydana gelen trafik kazasında …………….. ve kızları Menekşe………..”