HIKAYE

Sanırım 24 yaşımdayım

Author

Sanırım 24 yaşındayım. Depresyonda olmayacak kadar iyi ve düzenli uyuyorum. Sadece bazı sabahlar gözlerim gözbebeklerimi yutmuşcasına şiş oluyor. Tek kişilik yatağımda döne döne keyif yapacak pek alanım yok ama bakacak kalbim kadar temiz bir tavanım var. Sabahları bir kaç kez uyanmış hissi yaşıyorum. Her beş dakikada bir uyanıp tekrar uyumuşum hissi var, neden bilmiyorum. Belki de uyandım ama hatırlamıyorum. Yaz olduğunu anlayamadığım bu mevsimde odama sabah güneşi vuruyor. Ben sever miydim sabah güneşiyle uyanmayı yoksa bana mı öyle geliyor.

Sanırım 24 yaşındayım. Vücudum genç olmayacak kadar yaşlı görünüyor. Oysa beklediğimden daha zayıfım. Hep kendimi biraz daha şişman, kıyafetlerin altına gizlenmiş koca yağları taşırken hayal ederdim. Yemek yemeyi de hala çok seviyorum. Tabi bazen acıkmıyorum. Gün içinde tek öğün yemek de sağlıklı bence. Aslında bunalımda olmayacak kadar çok bile yiyorum. Yemekleri yalnız ve sessiz yiyorum. Bu sessizlik bana birini hatırlatıyor gibi ama kim bilemiyorum. Bu yaşımda alışkanlık olacak kadar kiminle yemek yemiş olabilirim ki. Her akşam yemeğinde balkon penceresinden dışarıyı seyrediyorum. Bazen şuralar kalabalık mı olmalıydı, insan çığlıklarına benzeyen araba kornaları mı olmalıydı diye düşünüyorum. Sonra dinlediğim sessizliğe bırakıyorum kendimi. Akşam yemeğinde insanların kelimeleri bitmiş gibi.

Her sabah kıvırcık saçlı bir kız geliyor yanıma. Saçlarımı tarıyor. Acaba hiç söylemedim mi, ben sevmem saçlarımın taranmasını. Kimse taramadı şimdiye kadar.Ayna karşısına birlikte otuyoruz. Onun yüzü önüne eğik, göz kapakları düşük. Bense onun yüzünü izliyorum. Onun dalgalı saçlarını gördükçe sormak istiyorum acaba o tarıyor mu saçlarını. Beklediğimden az saçım var, onunsa beklediğimden daha çok. Buraya gelmeden önce ne yaptığını merak ediyorum ama soramıyorum. Galiba ben de kelimelerimi yitirdim.

Sanırım 24 yaşındayım. Bir sabah telaşla uyanıyorum. Kapağı yarım açık, içinde kıyafetlerim gereksiz düzenli olan gardrobuma koşuyorum. Ne kadar da az kıyafetim var diye geçiriyorum içimden. Neden hepsi tek renk. Kimin tercihi bu siyahlar diye bağırmak istiyorum ama zamanım yok. Lacivert bluzun altına siyah pantolunumu çekiyorum. Çok eskilerden bir yerlerden duymuştum; siyahla lacivert en uyumsuz iki renk. Yine de aynadaki halim fena görünmüyor. Bir yüzüğüm olmalı etrafta. Hangisi olduğu hiç önemli değil. Komidin çekmecesinde, gardrop köşelerinde, defterimin arasında. Buralarda olmalı ama bulamıyorum. Diğer odada unutmuş olmalıyım. Telaşla kapı kolunu çeviriyorum. Karşımda başka bir kapı, üstünde 124 yazıyor. Yanında başka bir kapı; 125. İş seyahatine mi çıkmıştım ? Otelde miyim ? Önümde uzun bir koridor var, hangisi çıkış kapısı. Balkona koşuyorum ve sevdiğim adam gidiyor. Sırtında hep kullandığı sırt çantası. Yüzünde yarım bir tebessümle el sallıyor. Nereye gidiyor demek istiyorum. Kelimeler düğümleniyor, ses tellerim gergin.

Sanırım 24 yaşındayım. Tek yapabildiğim çığlık atmak. Adını söyleyemiyorum sevdiğim adam. Boğazımda boğulan kelimelerden seçemiyorum.

Sanırım ben burdayım. Uykularım depresyonda olmayacak kadar düzenli. Saçlarım hiç dökülmüyormuş gibi dolgun ve hareketli. Yemek yemeyi seviyorum ama beklediğimden daha zayıfım. İzindeyim galiba. Gündüzleri sabah güneşi vuruyor odama. Bana bir şey hatırlatacak galiba ama bulamıyorum.