HIKAYE

NASIL YANİ

Author

BU OLAYDA ANLATILAN HİKÂYE VE KİŞİLER TAMAMEN GERÇEK ÜRÜNÜDÜR.

Oldum olası şanslı bir insan olmuşumdur ben. İşlerim hep yolunda gitmiş, karşıma hep dünyanın en mükemmel insanları çıkmıştır. Hatta zaman zaman tüm bunları hak edecek ne yapmış olabilirim diye oturup düşünmüşlüğüm bile vardır. İşte bu kadar düşünme sonucunda, “senin de işlerinin yolunda gitmeyeceği zamanlar var” a bir kanıt olarak başladı her şey. Sabahın 5.30’ unda İstanbul Boğazı'na nazır yurdumun ranzasının ikinci katından inerken, ayağımın takılıp masanın köşesine yüzümün çarpması ile değişiverdi dünya. Çıkan patırtı ile uyanan arkadaşlarım, bir yandan uyku sersemi durumu idrak etmeye çalışırken diğer yandan da odanın o köşesine nasıl yuvarlandığını anlayamadıkları zavallı Pınar’ı kaldırmaya çalışıyorlardı. Her şey bir anda olmuştu ve hepimiz şaşkındık. Sonrasında hemen okul medikosuna inip ambulansı beklemeye başlamamız, ambulans doktorunun "bir şey olmaz ya" gibi gayet aldırmaz bir tavır takınıp sonrasında görevli hemşirenin ısrarı üzerine beni hastaneye götürmesi ile başlayan hastane yolculuğum, Şişli Etfal Acil'indeki doktorun yüzümde bir kırık olduğunu ve plastik cerrah çağırması gerektiğini söylemesi ile siyah beyaza dönüşmüştü. Çağrıldıktan yarım saat sonra gelen doktorun gelip “ne oldu ki” deyip hemşirelerin yanına gidip sanki biz odadaki hasta değil de acilin biblolarıymışızcasına lak lak etmeye başlaması arasında sadece saniyeler olmasına rağmen bana neyim olduğu ve ne yapmamız gerektiğini söylemeyi hatırlaması arasında bir yarım saat daha geçmiş ve ancak arkadaşımın onun yanına gitmesi ile aklına gelmişti orada bir hasta olduğu. Sonrasında “ha hasta nerede? şey ameliyat olacak, randevu alın” deyip susmuş bize de yol görünmüştü.

Bu dakikadan sonra da buna benzer değişik olaylarla, en çok da ne yapsam sorusunun hakim olduğu bir hafta geçirmiş ve durumu ailemden saklamayı başarmıştım. Fakat sonunda pes edip İzmir’e dönmeyi akıl edip koyulmuştum yola.

Romanlarda ve dizilerde olay örgüsünün bir iyi bir de kötü sahneleri vardır. İniş çıkışlar olmalı insanları heyecanlandırmak için. Şu zamana kadar kötü karşılaşmalar ve hayal kırıklıkları ile dolu hikâyemin, tırmanışa geçme zamanı gelmişti muhtemelen ve ondan ötürü karşılaşmıştım o şahane insanla. Adımın çağrılmasıyla, otobüsten iner inmez hastaneye gitmiş olmamdan ötürü elimdeki sırt çantam ve yastığım ile giriverdim doktor odasına. Konuşmalardan tek aklımda kalan doktorun "neden İstanbul’dan geldin ki?" sorusu ve o andaki yıkılış hissim. Ama dedim ya bu sahne olay örgüsünün yükselme sahnesi olmalıydı ve oyunun textine o anda sahneye giren kahraman her şeyi değiştirir ve o ameliyatı yarına ayarlayabileceğini söyler yazılmalıydı, ki öyle de oldu. Uzman Doktor Osman Tan, hasta bakıcıların ve servistekilerin deyimiyle Osman Abi ya da Bizim Osman, sıcacık gülümsemesi ile sahneye giriş yapmış ve her şeyi değiştirmişti. Galiba dünyada yarın ameliyat olacağı haberine benim kadar sevinen bir insan daha yoktur, olsa garip olurdu. Ama olaylar en başta anlattığım üzere meşakkatli gittiğinden ve en az 2 ay sonraya atılacak ameliyatın ertesi güne alınıvermesi mutlu etmişti beni. Üstüne üstlük her şeyi en ince ayrıntısına kadar nasıl yapmam gerektiğini anlatan ve mütemadiyen gülümseyen biri vardı karşımda. Hayır, bu bir rüya olmalıydı. Çok şükür ki hepsi gerçekti ve ben ertesi gün ameliyathanedeydim.

Yıllar yılı herkesin soğuk, itici bir yer olarak anlattığı ameliyathane benim gözümde herkesin şakalar yaptığı, fonda o dönemin popüler şarkısının(bizimki Buray’dan İstersen adlı parçaydı) çalındığı, doktorunda ona eşlik ettiği eğlenceli bir yer benim gözümde artık. Tabi, işin bu noktaya gelmesinden önce “acaba narkozdan sonra uyanamazsam ne olur” düşünceleri arasında boğuşurken yanıma gelip, “seni yarı baygın ameliyat yapıcaz, sarhoş gibi olacaksın, hiç korkma” diyen harika doktorun etkisini anlatmamak olmaz. İnsanlar bazen karşısındakine hissettirdiklerini ve verdikleri güven duygusunu bilmezler, ki hayattaki en güzel şeydir bence bir insani güvende hissettirmek. Tam anlamıyla buydu yaptığı şey benim doktorumun.

Bir hikâye var, oldum olası çok etkiler beni. Sabah küçük bir kızın sokakta tanımadığı birine yardım etmesi ile başlayan zincirin, o gün herkesin birbirini mutlulukla sarmasını anlatır bu hikâye. Bende kendi hikâyemi yazdım, yazdım çünkü anlatmak istedim sizin yaptıklarınızı. Siz, bu zincirin başlangıcıydınız ve ben istiyorum ki bir yerden sizi de mutlu etsin bu zincir. Siz beni hatırlamasanız bile insanlar hala dünyada iyi birilerinin olduğuna inansın bu hikâyeyi okuduğunda, inansın ki insanların bir ayna gibi olduğunu her daim hatırlasın. İyi ki vardınız Osman Doktor. İyi ki o gün, o saatte oradaydınız. Sayenizde ziyaretime gelen herkese anlatabileceğim mükemmel bir doktor hikâyesi var artık. Ve sizin adınızı bilip, ne iyi doktormuş diyen bir sürü insan.

Hayatlarına dokunduğunuz insanlar sizi asla unutmazlar. Daha çok insanın hayatına, hep iyilikle dokunmanız dileğiyle…

Edit: "İnsan kalbinde ne taşıyorsa dünyaya bakınca da onu görür" demiş Goethe. O cevheri hep saklayın ve daha çok insanı mutlu edin.