EDEBIYAT

BİR KELİME, ÜÇ HECE, YEDİ HARF. SADECE 'MERHABA!'

Author

Öncelikle az da olsa hikayemin devamını beklemiş kişilerden özür dilerim. Çok uzun zaman oldu. Hayat beni bir yerlerden alıp başka yerlere götürdü. O akıntıda nefes almak o kadar zordu ki bırakın buraya yazı atmayı boğulmadığıma şükrediyorum. Peki duruldu mu deniz derseniz; akıntıda yüzmeyi öğrenmeye başladım bence. Büyüyorum açıkçası. Büyüdükçe yalnızlaşıyormuşum gibi geliyor. Hiç bir şeyden eskisi kadar tat alamıyorum, beni mutlu eden şeyler artık etmiyor. İçimde büyük bir volkan var patlamaya hazır. Yazarak az da olsa içimi boşaltıyorum. Keşke şu beyaz sayfaya anlattığım gibi her şeyi anlatabileceğim biri olsa. Yanlış anlamayın dostum var hatta birkaç dostum. Annem var, babam var, kız kardeşim var. Hani herkese anlatamayacağınız bir nokta vardır. Bu arkadaşınızda farklıdır annenizde farklıdır. Hepsini anlatamayınca da olmaz ya ; bir şeyler eksik kalır hep. Bu noktada tamamıyla dürüst, şeffaf ve açık olabileceğim tek şey kalıyor geriye: Sonuna kadar karalanacak bembeyaz boş bir sayfa.

Derin için mezuniyete gidiyordum. Normalde benim için arkadaşların dayatmasıyla gideceğim ,3-4 saat yalandanda olsa eğlenmiş gözükeceğim ;sonrasında hiç hatırlamayacağım bir akşam, gece olacaktı. Fakat çok farklıydı. Kendimi bir Hollywood filminde başrolmüş gibi hissediyordum. Günün sonunda sevdiğim kızla el ele dönecektim. Aslında son gün aceleyle bir şeyler alıp gideceğim yere günler öncesinden hazırlık yapmıştım. Normalde alışverişi severim ama böyle özel günler bana hep fazla yapmacık gelmiştir. Bu mezuniyet farklı olacaktı, olmak zorundaydı. Kravat rengi bile benim için içinden çıkılması güç bir soru olmuştu. Bir arkadaşım arabasıyla almıştı beni. Gittiğimizde ilk gelenlerden olduğumuzu anlamıştık. Derin gelmemişti. Gözüm sürekli girişteydi. Her an gelecekmiş gibi hissediyordum. Müzik sesi en yakınımdaki kişinin konuşmasını duymamı güçleştirse de kalbimin sesini bastıramıyordu.Kalbimin kan pompalama hızı muazzamdı. Her gelen kişiyle beraber kalabalık artıyordu buna bağlı olarak heyecanımda. Her sahte gülümse gerginliğimi bir üst seviyeye taşıyordu. Gelmesi neden bu kadar uzun sürmüştü,vazgeçti mi düşüncesi beynimde dönerken onu gördüm. Siyah bir elbise giymişti. Elbisenin sadeliği asalet katıyordu yürüyüşüne. İnce topuklu ayakkabısı,zarif çantası , aşırıya kaçmayan göz makyajı ve mat rujuyla nefes kesiciydi. Açıkçası bu görüntüsü beni korkutmuştu. O şampiyonlar ligi olarak geldiyse ben en fazla Türkiye kupasıydım. O iskenderse ben tavuk döner bile değildim.Ben yanında en fazla para üstü verilen ciklet gibiydim. Tek değildi. Bizim dönemden bir çocuk ve alt dönemdeki sevgilisiyle beraber gelmişti. Kız Derin'in yakın arkadaşıydı. Etrafa baktığımda meraklı gözlerin onun neden orada olduğunu sorgular gibi baktığını anlamıştım.

Masalar 6-7 kişilikti. Bir planlama yoktu. Aynı masada oturmamızı bekliyordum. Fakat beklediğim gibi olmamıştı elbette. Birlikte geldiği arkadaşlarıyla bir masaya geçmişti. Hali hazırda 4 kişi vardı masada zaten ve inanır mısınız hiçbirini sevmem. Haliyle hiçbiri de beni sevmezdi. Tamam benim masam değildi ama daha iyi bir yerde oturabilirdi. Utangaçtım ona karşı. Sevmediğim kişilerin arasında otururken gidip onunla konuşmak daha zor olacaktı. Neyse dedim kendime herkes eğlenip kendinden geçerken konuşmak o kadar zor olmasa gerek. Korkak bir 'çocuk' nasıl davranabilirse öyle davranıyordum. Saatler ilerliyordu, herkes dans ediyordu, mutluydu. Gidemiyordum yanına. Ne oldu derseniz hiçbir fikrim yok. Belki de onunla 3 sene konuşamamamla aynı şeydir. Kafamda çok farklı şeyler olmasına rağmen o tarafa doğru bir adım dahi atamıyordum. Sevdiğim kız benden sadece 10 adım uzaktaydı. O an o mesafe benim için ekvatorun çevresinden daha uzundu. En yakın arkadaşım sürekli dürtüp :' Hadi oğlum yap hamleni, kız bekliyor işte.' diyordu. Ben de böyleyim işte,kitlenip kalmıştım. Onunla yani bizimle ilgili kurduğum tüm hayaller bir bir yıkılıp tüm umutlar tükenirken ben köşeme çekilip oturmuş ve olanları izliyordum. Elimden kayıp gidişini,bir daha şansım olmadığını hissediyordum. Herkes evine gidiyordu, dönüş vakti gelmişti. Hala bir ümit dercesine bana doğru bakıyordu. Yapamadım. Gitmeye hazırlanıyordu. Yanımdan gözleri dolmuş bir şekilde geçip giderken bana bakmamaya inat etmişti. Biliyorum,biliyorum; aptalım. Belki de bu çok az kalır hatta. O gittikten sonra inanın orada ne kadar oturdum bilmiyorum hiç hareket etmemeye yemin etmişçesine. Hafif şehir dışı gibi bir yerdi burası ama benim evim de hemen şehrin girişindeydi. 2,5 -3 km gibi bir şeydi tahminimce. İlk şoku atlattıktan sonra yapabildiğim nadir şeylerden birini yaptım koştum. Araba gelme tehlikesine karşın yol kenarından koşuyordum. Çok kötüydü ama taş topraktı hep. Bilemiyorum belki 1 km kadar koştuktan sonra ayakkabımın sağ tabanı tamamen yırtılmıştı. Bu kötü yoldaki bu koşuya dayanamamıştı. Çıkardım ve onu orada bıraktım. Yürüyerek devam ediyordum. Haliyle tek ayağım yüksekte gibi olunca çok zorlanıyordum. Durdum, öfke ile çıkarttım diğer eşini de fırlattım. Ayakkabılarım gibi aşkımı da fırlatıp atmıştım bu gece. Kalan yolu yalın ayak geldim ve saatlerce sürmüştü. O kadar yavaş yürümüştüm ki ama sanki sırtımda tüm dünyayı taşıyormuşum gibi hissederken bu çok doğaldı bence. Eve yaklaşınca elime telefonu aldım. 'Bu gece için özür dilerim.' yazıp gönder tuşuna bastım sanki bir özür yaptığımı unutturacakmışçasına. Neden yaptım, ne bekliyordum bilmiyordum. Cevap gelmesinden ümidi kestiğim sıralarda bildirim sesiyle kendime geldim. 'Hayatımda gördüğüm en öküz kişisin.' yazmıştı cevap olarak. Kabul etmeliyim ki çok kibar kızmış. Söylenebilecek o kadar ağır şey varken sadece bunu demek! ' Söyleyeceğin, düşündüğün her şeyde haklısın. Korktum. Ne diyeceğimi bilemedim.' diye yazdım. Cevap şöyleydi: ' 'Merhaba' diyebilirdin.' Bu kadar basitti işte.1 kelime, 3 hece 7 harf.

Devam edecek...