DIĞER

Hayat, siz plan kurarken başınıza gelenlerdir.

Author

Öncelikle bir avuç kadar olsa da bu yazının devamını bekleyen kişileri beklettiğim için özür diliyorum. Elimden olmayan sebepler yüzünden bir türlü kalem kağıdı alıp yazamadım. Sorumluluklarımın boyumu aştığı zamanlardı... Benim gibi herkesin ;yetişkin de olsa çocuk da olsa, zengin de olsa fakir de olsa irili ufaklı yapması gereken şeyler var yapmak istediklerinden önce gelen. Belki de budur bizi mutsuzluğa iten. Bitmek tükenmek bilmeyen o sorumluluklar yüzünden bir yerde soluklanıp kalbimizin sesini duymaya imkan kalmıyor, içimizden gelenden çok yapılması gerektiği bize kabul ettirilen şeyleri yapıyoruz. Bu konuyla ilgili uzun uzadıya bir yazı da yazmak istiyorum ama neyse yaşadıklarımı kaldığım yerden anlatmaya devam ediyorum. Bu arada yazıları okuyan bir arkadaşımın tavsiyesiyle sadece harf olarak isim vermektense takma isimlerle devam etmenin daha iyi olacağını düşündüm. (D için Derin, G için ise Gizem isimlerini kullanacağım)

Cuma günü türlü türlü kabuslar arasında çok rahatsız bir gece geçirdikten sonra cumartesi olmuştu. Günün büyük bir bölümünü evde geçirmiştim. Gizemle sözleştiğimiz saat yaklaştığında hazırlanmak için dolabımın karşısındaydım. Nasıl giyinmem gerektiğini düşünüyordum. Bunun bir randevu olduğunu zor da olsa idrak etmiştim ama gerçekten bir randevuymuş gibi özel bir şekilde hazırlanıp mı gidecektim yoksa her zamanki gibi bir gömlek, t-shirt giyip çıkacak mıydım ? Sonuç olarak kafamda oraya gitme nedenim bu durumu arkada hiç bir soru işareti kalmayacak şekilde sonlandırmaktı ve bunu Gizem'i kırmadan yapmam gerekiyordu. Çünkü ona çok değer veriyordum ama Derinin gözleri gibi beni içine alıp boğmuyordu ya da onu karşımda gördüğümde maraton koşan bir atlet gibi kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmıyordu, dünya onunla olan hayallerime yetmeyecek kadar küçük bir yer gibi hissettirmiyor , zamanın durması için dua etmiyor; en küçük mimiğini kaçırmamak için delicesine bir çaba sarf etmiyordum. O yüzden bu iş son bulmalıydı. Sonuç olarak ne sıradan bir günmüş gibi giyinmiştim ne de hazırlanmak için aşırı bir çaba harcamıştım. Genelde dakik biriyimdir, o gün de bu durum geçerliydi. Randevu yerine geldiğimde Gizem bir masada oturuyordu. Beni görünce belli belirsiz bir şekilde elini sallamıştı. Selam verip oturduktan sonra direkt olarak konuya girmeyi düşünüyordum başka bir yanlış anlaşılma daha olmadan; ama bana fırsat vermeden Gizem konuşmaya başladı. ' Seni buraya ben davet ettim biliyorum, iki gün öncesine kadar tüm önceliğim bu konuydu ama farklı olaylar gelişti ve ben sana bu yemeği başka bir zaman yiyelim demek için geldim.' Bunları söylerken onu dikkatle inceliyordum; sıkıntılı bir şeyler olduğu her halinden belliydi. Onu üç senedir hiç böyle görmemiştim . Kötüydü ve desteğe ihtiyacı vardı. Her şeyi bana anlatabileceğini ,birlikte bir çözüm bulabileceğimizi söyledim. 'Senin çözüm bulabileceğin bir şey değil .' dedi ağlamaklı ses tonuyla. Onu anladığımı,en azından iyi bir dinleyici olduğumu ve bazen derdini paylaşmanın iyi geleceğinden bahsettim. Olduğu gibi her şeyi anlatmaya başladı ve özet olarak sunu söyleyebilirim: Anne babası boşanıyordu ve ailevi olarak baya sıkıntılı bir süreç yaşıyorlardı. Hani derler ya, ' Hayat,siz plan kurarken başınıza gelenlerdir.' Aynen öyleydi. Buluşmayı beş dakika içinde bitirecek ve eve dönecektim kafamda ama günün sonunda Gizem omzumda ağlıyordu. Epey bir içini döktükten sonra Gizemi evine bıraktım ve sokak lambalarının titrek ışıkları arasında eve geri dönüyordum. Bir yanım neden konuşmadım diye yüzümü delicesine yumruklamak istiyor diğer yanım bu kadar bencil olamayacağımı ve Gizem bu kadar kötüyken bu konuşmanın zamanı olmadığını söyleyip doğrusunu yaptığımı fısıldıyordu. Sonuç olarak Gizem'e bir açıklama yapmadan Derin'e açılamazdım. (Sanki açılabilecekmişim gibi) Cumartesi gecesi cumadan daha kötüydü , uyku bana haram olmuştu.

Pazar günü epeydir aksattığım dershaneye gitmeye karar verdim . Ders arasında oturmuş, bir kaç arkadaşla sohbet ediyordum. Bu sırada sınıfa Derin ve en yakın arkadaşı Beyza giriyordu. Sınıfın sanki bir anda havası çekilmişti ve ben güneşe o kadar yakındım ki parlaklığı gözümü alıyordu. Sınıfta ölüm sessizliği olmuştu resmen. Beyza kendinden emin bir sesle bana benimle bir dakika konuşup konuşamayacaklarını soruyordu. O an o kadar heyecanlanmıştım ki dünya kupası finalinde son penaltıyı atsam bu kadar olmazdı. Yine kekeleyerek : ' Tabi.' dedim. Derin'in yanında sadece ikinci defa konuşuyordum ve ne yazık ki yine kekeliyordum. Karizma denen şey (tabi varsa) yerlerdeydi. Meraklı gözler eşliğinde üçümüz birlikte kapıya doğru yürüdük ve sınıfın dışında köşedeki koltukların oraya gittik. Ben Derin'e bu kadar yakınken onun gözlerinin içine bakmaya korkuyordum , sanki bakarsam o gözlerin içinde kaybolacakmış ve bir daha kendimi bulamayacakmış gibi hissediyordum. Derin'in konuşmasını beklerken Beyza söze atıldı: ' Biz bir şeyler duyduk, Derin senden hoşlanıyormuş falan. Bunlar abartılmış şeyler. Biz haberin olsun istedik.' Bu sözleri dinlerken gözlerimi Derinin dudaklarına doğru kaydırıyordum onun da bir şey söylemesini beklercesine. Sustu, o dudaklar bir söz söyleme girişiminde bile bulunmadı. Gözlerinde umut vardı ama ;sanki benim bir şeyler söylememi bekliyordu. Açılmam gereken zamanın bu olduğunu biliyordum. Allah'ım, Beyza'nın ne işi vardı ki orada? O olmasa her şey daha kolay olacaktı. Kafamın içinden düzinelerce cümle geçiyordu. Ağzımdan çıkan sese ben bile inanamamıştım. ' Tamam!' dedim sadece. O kadar söylenecek şey varken, aşkımı haykırmam gerekirken yalnızca tamam demiştim. Derin'in hayal kırıklığı yüzünden okunuyordu. Böyle korkak bir adamla kim birlikte olmak isterdi ki? Bir kamyonun altında kalsam, üstüme çığ düşse bu kadar kötü hissedemezdim. Kurduğum tüm hayalleri kendi ellerimle yıkmıştım, kapıma gelen fırsatı elimin tersiyle itmiştim. Gün bundan daha kötü olamaz diye düşünürken telefonumun ekranına bir mesaj düştü. ' Dün çok kötüydüm ve bana inanılmaz iyi geldin. Teşekkür ederim.' Hiç bir şey benim istediğim gibi gitmiyordu. Bu işin sonunda kimse mutlu olmayacakmış gibi duruyordu. Eve gelmiştim. Sözde ders çalışıyordum masamda. Kitaplar önümdeydi ama ben başka alemdeydim. Derin ve arkadaşının konuşmaya gelmesi çok şaşırtıcıydı. Benim bir şeyler duyduğumu nereden öğrenmişti, abartılmış dediği şeyler var mıydı? Benim aptal korkaklığım olmasa bugün çok farklı olabilir miydi? Kafamda cevaplanmamış onlarca soru vardı ama ben daha hangisinden başlayacağımı bile bilmiyordum. Bir şeyden emin olmuştum ama; Derin ile aramızda aksi iddia edilemeyecek şekilde bir bağ vardı. Bunu düşünmek bile kabus gibi geçen bir hafta sonundan sonra yüzümde bir gülümseme oluşturabiliyordu.

Devam edecek...

Hayat, siz plan kurarken başınıza gelenlerdir.