SPOR

Fenerbahçe, hücum eder!

Author

Geçtiğimiz hafta oynanan derbi mücadelesi benim içimde çok büyük ukdelere yok açtı... Benim bildiğim Fenerbahçe savunma yapmaz, yaptırır. Hücum eder 3 yese 4 atardı. Son dönemlerde o kadar hasret kaldık ki bu Fenerbahçe'ye anlatılması güç bir özlem bu...

Fenerbahçe, hücum eder!

Bir çocuğun gözünden, mucize...

Benim çocukluğum tam Galatasaray'ın o efsanevi dönemine denk geldi, hatta öyle ki ilk okula başladığım sene Galatasaray UEFA kupasını, ikinci sınıfa başlamadan önce ise Real Madrid'i yenip Süper Kupa'yı aldı... Tüm bunlara canlı şahit olmama rağmen Fenerbahçe sevdasından hiçbir şüphem yoktu. Çünkü, Fenerbahçe'nin ayrı bir duygusu, hissiyatı vardı... Fenerbahçelilik öyle başarı endeksli değildi, umuda dayalıydı. Fenerbahçe tarihinde bir maç dışında savunma yaptığı, ezik oynadığı maçları sevmem. O maçta, 2000 yılında Ali Sami Yen'de oynanan ve Johnson'un frikikten attığı golle kazandığımız maçtı. Fenerbahçe o sezon çok kötüydü, hatta o kadar kötüydü ki babam evdeki CINE 5'i iptal etmiş, maçları ya dışarıda ya da arkadaşlarında izliyordu. Galatasaray derbisi Kadiköy'de kaybedilmiş(zaten son maç o 1999'un Aralık ayındaydı) lige ve kupaya dair hiç umut kalmamıştı. Tek bir maç kalmıştı o da imkansızdı. Galatasaray ile oynuyorduk, ailecek misafirliğe gittik. Galatasaray akın akın geliyor, ben artık dayanamıyordum. Rüştü kalesinde devleşmişti. Fenerbahçe formasıyla Alpay'ı en net hatırladığım maçta o maçtı... Derken bir şey oldu, garip bir andı. Johnson frikikten topa vurdu top barajdan sekip gol oldu. Sanırım her şeyden öteye o an gerçekten Fenerbahçeli oldum. Hiç unutamıyorum o topun ağlara gidişinden sonraki sevincimi. Önce babama, sonra babamın arkadaşına sarıldım. İmkansız bir şeydi, mucize gibiydi benim için. Çocuk aklımızla maçtan önce konuşuyoruz sınıftaki ağırlık Galatasaraylıydı, herkes dalga geçiyordu, o maçtan sonra kimse dalga geçemedi. Sıra bizdeydi. O sınıf ile beraber 8 sene okudum, çok değişiklik olmadı, kemik kadro hep aynıydı. Ne zaman derbi olsa, o maçı hatırlattım. Zaten o maçtan sonra Fenerbahçe'nin genel derbi üstünlüğü başladı.

Fenerbahçe, hücum eder!

Rapaiç, atıyor! Dört oluyor!

Fenerbahçe kültürü, her zaman hücum etmek üzerinedir. Şampiyon olup olmamasından ziyade, Türkiye'de güzel futbol hatta yakışıklı futbol oynamak zorundadır Fenerbahçe, aksi kabul edilemez. İşte böyle bildiğim, canımdan çok sevdiğim Fenerbahçe'yi tutuk, etkisiz, korkak görünce içimde bir şeyler ölüyor. Fenerbahçe'nin can eli olan umudu kaybediyorum. Bu sezon şampiyon olma ihtimali var Fenerbahçe'nin geçtiğimiz seneye oranla çok daha yüksek hem de... Lakin bu şampiyonluk o kadar önemli bir şampiyonluk değil, mesele benim için yıldızı takmak veya kupa kaldırmak değil. Fenerbahçe'yi, çubukluyu izlerken gurur duymak. Kaybetse bile ellerim parçalanana kadar alkışlamak. 3 Temmuz sürecinde bu camiayı da ayakta işte bu zihniyet tuttu, Fenerbahçe geriye çekilip hakkında verilecek kararı beklemedi, hücum etti. Kazandı. Fenerbahçe DNAsı yakışıklılığa kodludur. Fenerbahçe futbolcusu yana pas veremeyecek kadar kapasitesiz olamaz, sadece koşması ve mücadele etmesi onu Fenerbahçe için yeterli kılmaz. Kadıköy'de Yoğurtçu parkında Alex ve Lefter heykellerinin olması da tam bu yüzden, Fenerbahçe hücum edenleri sever, savunma yapanları değil. Fenerbahçe tarihinin başından beri en büyük efsaneleri, Zeki Rıza Sporel, Lefter, Can Bartu, Alex de Souza hep hücum oyuncularıdır. Bizim yüzümüz hücumdur, ilk yarı 3 yese bile çıkıp 4 taneyi atabilmektir. O yüzden bu büyüklük kupa ya da şampiyonluk büyüklüğü değil, bambaşka bir büyüklüktür. O yüzden üstat, İslam Çupi ; "Türkiye'de, Fenerbahçe Cumhuriyeti sağlıklı başarılı ve ilkse bu ülkede her şey mutlu ve huzurludur. Esnafın yüzü güler, perakendeci ve toptancıların tezgahında mal kalmaz. Tiyatrolar, sinemalar, sazlar, barlar meyhaneler doludur. Statlar Türkiye'nin her vilayetinde lebaleptir. Fenerbahçe gittiği her kente kendi ile birlikte büyük bereketini götürür." demiştir. Fenerbahçe, berekettir...