KADIN

Su gibi gönül lazım, gerisi boş

Author
Su gibi gönül lazım, gerisi boş

Bugün çok sevdiğim yazar Tezer Özlü'nün doğumgünü önce onu anmakla başlamak istiyorum. Yaşasaydı 74 yaşında olacakmış, 1986 yılında ölmüş erkenden kaybettiklerimizden o da..

Sevgili Tezer Özlü demiş ki "İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük". Akıl tabii ki ne kadar çalışıyorsa farkındalık o kadar fazla oluyor, farkındalığı yüksek olan kişi için aslında tüm duygular kuvvetleniyor sevgi, acı, neşe, öfke maalesef bazen nefret bile. Bugün bu sözünü hatırlayıp üzerinde hayli bir düşündüm, derin düşünen insanı ne yanlış yapmaktan alıkoyabilir diye.. Çünkü görüyorum aklı çok çalışan biri bile, söz konusu sevgiye dair şeyler olduğunda çok aptalca şeyler yapabiliyor. Evet aptalca bazen vicdansızca hatta acımasızca.. 

Akıl ile kalp yani gönül arasında bitmek bilmeyen bir savaşın ortasında değil miyiz aslında hepimiz? Bu sebeple bazı şeyler aklı aşıyor ve sadece gönül ile ilgili oluyor. Gönül öyle bir şey ki benim gözümde; bir çok durum, ortam ve koşullardan bağımsız olarak insanın doğduğu gün alnına yazıldığını söylenen kader gibi doğuştan gelen bir şey insana. Akılda öyle diyeceksiniz ama ben hala bir şekilde aklın eğitim, sevgi gibi ortam ve koşullarla gelişebileceğine inananlardanım ya gönül öyle mi? Zannetmiyorum, kanımca insanın doğduğu andan itibaren bir gönül şekli ile geldiğini bu konuda meşrebinin pek değişmediğini düşünüyorum. Sevse, sevilse bile.

Son bir kaç senedir yaşadıklarımdan sonra, kendi çapımda bir gönül klasmanı oluşturdum. Çokta karmaşık değil aslında davranış tarzlarımız bence. Öncelikle herkesin gönlü kendine güzel tabii ki :) Herkes sadece aklı kadar değil bence gönlü kadar da yaşar. Ben bazılarından uzak durmaya meyilliyim artık. Zaman içerisinde bu noktaya getirdiler beni. Uzun tecrübelerden sonra kısa zaman diliminde artık şak diye anlıyorum. Heyecanlı olmuyor çoğu kez ama hala enteresan diyebilirim. Artık pek yanılmıyorum bu iyi bir şey mi kötü mü? İnanın ki bilmiyorum.

Acı Kahve Gönüllüler ile başlayalım. Bunlar çok içli, çok içlidirler. Çok bilirler pek bilirler. Olgunluktan dersiniz bunlar kaç yaşında? Hep mi olgun hep mi bilir kişi hep mi ağır top? Sizin bilemediklerinizi hatta bildiklerinizi sizden daha iyi bilirler. O da bir şey mi sizi sizden daha iyi bilirler, bunda israr ederler. Siz onun yanında hep bir kelebeksinizdir onlarda kafanıza hep vururlar bunu "minik kelebek uçmak ne demek!!!" Erkeği ayrı gıcık kadını ayrı korkunçtur bunların. Olgun görüntüleri altında sizi gıcık ederler hayatı zehir ederler. Bir çoğunun gerçekten zor geçmiş çocuklukları hatta gençlikleri vardır, aile ile sıkıntılar veya çeşitli hastalıklar ile boğuşmuşlardır. Bir kısmı ailesinden utanır, bir kısmı kendi ile ilgili bazı durumlardan. Aklı olanlar kendilerini geliştirmişler iyi okumuşlardır. Baykuş gibidirler hatta "Gamlı Baykuş". 

O kadar çok bildiklerini zannederler ki, kendi çaplarında 15 adım ötesini, 3 sene sonrasını tahmin ederler. Bu tutum tüm ilişkilerine de yansır. Sevgili olarak zor zor zor, dost olarak ehh dayanıklı iseniz bilemeyeceğim. Zor gününüzde yanınızda olmayı bir lütuf gibi satarlar size. İyi gününüzde de kenarda köşede tırnaklarını yiyerek sizi kıskanırlar. Çünkü onlar o işte başarısız olacağınızı, o sevgili ile mutsuz olacağınızın öngörüsünü yapmış ve bu siz uyarlamaya geçmeyince çıldırmışlardır. Geçseniz bir kötü geçmeseniz bir kötü... Geçince bunu yüzünüze vurmak için en gafil şekilde avlamaya çalışırlar sizi. En zayıf noktalarınızı çalışıp, bunu sevgili veya dost sıfatı altında sizi vurmak için bir tarafta tutarlar. Siz o sırada sizi çok seven bir sevgiliniz eşiniz ve ya ömürlük bir dostunuz var diye düşünürsünüz. Bir gün onların istemediği şeyleri yaşadığınızda veya yaptığınızda sizi vurmak için ellerinden geleni acımasızca ve fütursuzca yaparlar. Bir anda sizi en kötü insan ilan ederler. İçleri o kadar "bitter" acıdır ki, inanamazsınız tüm sırlarınızı verdiğiniz dostunuzun veya gönülden sevdiğiniz sevgilinizin bir anda nasıl bir Voldemont olduğuna. Bunlar kurtulması en zor insan tiplerinden biridir. O çok olgun, bilgili kişilikler altında acımasız bir ruh yatar. Dostluğu kesmek hayli risklidir, sevgiliyseniz hayli ölümcül olabilir. 2009'dan beri hayatımdan en çok bunları çıkarmışım ben, hala uğraştığım son bir ikideyiz. Tam bir şans daha vereyim diyorum, Voldemont bir yılan şeklinde pıt diye ısırıyor lafı sokuyor ve beni de şoka sokuyor. Oha diyorum hal böyleyken hala bana laf sokmaya çalışıyor.Kim demiş bir kahvenin 40 sene hatırı var diye? Acı Kahve gönlü olan biri varsa etrafınızda tehlike çanları çalıyor, tespit ediniz ve çaktırmadan kaçınız. Çaktırmadan diyorum ani kaçışlar çok tehlikeli olabilir.

Bol Şekerli Limonata Gönüllüler, ay bunlar pek tatlıdır. Doyamazsınız ilk yudumu aldığınızda. Parlak aurası, güler yüzü, sevimli halleri hiç bir şeyi takmıyormuş havası.. Lokum gibi sanki lokum. Biraz daha için bakalım ne oluyor :) Bildiğiniz drama king ve queen'lerdir bunlar. Bir çoğunun, bi-polar olduğunu uzaktan teşhis koyuyorum. Üzgünüm görüntü öyle. İyiken pek iyiler de ne zaman o iyilik bir anda 180 derece dönüyor ve bir Chucky çıkıyor Allah biliyor. Üç dakika önce güldüğünüz eğlendiğiniz insan bildiğiniz bir Bahattin Pıçaklıyor moduna 0.000200394394 salisede nasıl gelebildi, şaşkınız. Kulakları çınlasın benim rahmetli Merve diye bir arkadaşım vardı, rahmetli derken tabii ki mecazi olarak... Tanıştık ay bir şeker inanamazsınız. Sayesinde çok sıkı insanlarlada tanıştım hatta onlarla hala dostum. Onlarla bir araya geldiğimizde genelde Merve nasıldı ya diye düşünürüz. Hiç kimse görüşmüyor onunla, bıraktığımız gibi hala... "Manyak" başka kelime uymuyor gerçekten. Kısa bir durum anlatıyorum, siz anlayacaksınız beni. Bir gece çok güzel yedik içtik hepberaber, o güzel kısmını içme konusunda yapamamıştı, rahatsızlandı evine bıraktık. Planladığımız gibi başka bir yere geçtik. Mekanda hoşlandığı çocuk varmış, gördüysek şerefsizim... Bunu nasıl duydu bilmiyorum, çünkü onu eve bıraktığımızda poltergeist filmi gibiydi she is possessed :) kusarak çıkarmaya çalışıyor. Durum bu... O halde yataktan kalkıp bizi paralamaya gelmiş. Yanlış okumadınız, sevgi böceği arkadaşımız Merve bizi dövmeye gelmiş mekana. Gerisi bildiğiniz Pulp Fiction.. Ben 45 kiloluk halimle tek kolumla Merve'yi duvara yapıştırdığımı utanç ile hatırlıyorum. Üç erkek bana yapma çok sarhoş diyorlardı, ayırmaya çalışarak. Alkol değil bunun sorun gönülle. Çok şekerli limonata gönül böyle, şeker koması ile bitiyor. Bunun erkek versiyonu da çok ama çok berbattır. Bunlar sahteliğin dibindedirler, her şeyleri kendilerine dönük, benmerkezci, paranoyak,hedonist, sadist hatta mazoşist ne ararsan var bu tipte. Ağızdan balmı damlıyor üç dakika sonra zehir mi? Kaçın kaçın. Ne dost, ne sevgili ne de tanıdık bile olabilirler. 

Hepinizin tahmin edeceği bir gönül şekli var, o da ayran gönüllüler.. Halk arasında yaygın kullanım haliyle ayran gönüllüler, çok çabuk aşık olan, maymun iştahlının başka bir versiyonu olarak algılanır. Ekşi Sözlük yazarlarının konuyla ilgili süper entry'leri var. Benim favorim "çalkalanır çalkalanmaz kabaran gönüllere sahip olanlar." Şimdi bu gönüllüler en zararsız ama bir o kadar da sıkıcı arkadaş ve sevgilidirler. "Ayran gönüllü olmak" sadece aşk konusunda değil bir çok konuda onları derinden etkiliyor haberleri yok sadece. Bunlar yaşadıkları doyumsuzluklara çeşitli kılıflar uydurarak, her gün değişebilecek veya hiç değişmeyen sabit söylemlerle hayatı tamamlarlar. Bir fikre, bir inanca, bir mekana, bir insana bağlılık gösterip göstermeme ile ilgili çok fanatik yaklaşımları olabilir. Örneğin acaip sıkı Galatasaray'lıdırlar ama herhangi bir inançla ilgili manasızca dalga geçebilirler veya bir insanla... Ayılıp bayıldıkları biri ve ya mekanı yerin dibine sokabilirler hatta hiç tanışmamış gibi yapabilirler. Duygusal paylaşımlarda bulunduğunu zannedersiniz oysaki onlar o sırada onu yapma ihtiyacı içinde yapmışlardır, ihtiyaç 5 dakika sonra bitmiştir. Siz bir kurulan duygusal köprü üzerinde yalnız kalmışsınızdır, işin kötüsü talep eden karşı taraftır kaçıp gidende odur.  Onları çalkalayan nedir ben gerçekten keşfedemedim ama tek bildiğim bunlarda bir "vasat"lık vardır. Derine inemezler, yüzeyde pek kalamazlar, uçsalar yakına düşerler, kaçsalar dersiniz ki iyi bok yedin de bundan bana ne? Kendi vasatlıkları, özgüven, bağlılık sorunları içinde yuvarlanır giderler. Mana nedir bilmeden hatta bunu sorgulamanın bile ne olduğunu bilmeden yaşarlar. Sorsanız çok özgürlüklerine düşkündürler, çabuk sıkılma problemleri vardır, hayat kısadır kuşlar uçuyordur vesaire vesaire.. Vasatlıktan başka birşey değildir. Biraz da korkaklık. 

Bütün bu tarz gönüller nedeniyle bize su gibi gönül lazım, gerisi boş.

Su gibi evet.. Su gibi saf su gibi hayatın ta kendisi. Su gibi gönülde kolay mı zannediyorsunuz ? Yoo kesinlikle değil. Su gibi gönlün dört mevsimi var. Kışı var buz kestiği, yazı var kaynadığı.. Ama ne olursa olsun, göründüğü gibi olmaya çalışan çabası var o gönlün. Kızgınken fırtına kopar ama bilirsin sonrası süt limandır. Dalgalar sadece aşılmak için vardır, derin olanda boğulursun ama sende derin ol beraber boğulun. Su gibi olamıyorsan en azından onun sahili ol. 

Bu yazı burada biter. 

Kapanışı Sevgili Tezer Özlü'den bir alıntı ile yapıyorum. 

"Hava çok güzel. Mavi gökyüzü, güneşin sıcaklığı hiç bitmeyecek gibi. Bugün neler düşünülür, diye geçiyor aklımdan. Belki yazı bile yazılır. Ne limanlar var yeryüzünde diyorum. Ne açık denizler. Ama dağlar arasında kaybolan kaç deniz var?" - Kalanlar, sayfa 29.