POLITIKA

1968 Yılı Temmuz Ayı PAZAR, PAZAR 19.07.2015

Author

PAZAR, PAZAR

19.07.2015

1968 Yılı Temmuz Ayı

Kırk yedi yıl önce bugünlerde Türkiye çalkalanıyordu. Bugünün, ABD vatandaşı olabilmesi için çocuğunu ABD’de doğuran, doğurmak isteyen orta yaş kuşağının babalarıydı o gün sokağa çıkanlar. Gerçi daha günahsızdılar, daha çekingen, ürkek ve naiftiler ama, 1968’de sokağa çıkanların babaları da torunlarından çok da farklı değildiler: ABD’den bir Yeşil Kart alabilmek için torunları gibi kırk takla atmaya dünden razı değillerdi belki ama, 5 Nisan 1946’da Samos açıklarında Türk donanmasına bağlı, Muavenet, Sultanhisar ve Demirhisar muhriplerince karşılan Missouiri ve ona eşlik eden Providence ve Power savaş gemilerini halaylarla, gösterilerle karşılamayı, İstanbul caddelerinde gezinecek ADB askerinin ziyaret etmesi muhtemel genelevleri temizleyip, beyaza boyamayı, hayat kadınlarına ihtiyaçları kadarı İngilizce öğretmeyi de ihmal etmemişlerdi. Bugün, ne kırklı yıllarda, eski ABD Büyükelçisi Münir Ertegün’ün cenazesini taşıyan ABD zırhlılarını halaylarla karşılayan dedeleri, ne de onların “Americam Dream” içerisinde “Lost” torunlarını konuşmak istiyorum. Hadi gelin annelerimizi, babalarımızı, konuşalım. Aşağıda bir bölümünü aktardığım yazı İletişim Yayınları’ndan çıkmakta olan, Türkiye’nin Ellili Yılları Üzerine Bazı Notlar” başlıklı makaleden alındı.

***

Fransa’da 1968 Mayıs’ında Nanterre Üniversitesi’nde başlayan gerilim üzerine üniversitede eğitime ara verilmesi ve buna ilişkin olarak Sourbonne Üniversitesi’nde başlayan olaylar, işçilerin de üniversite öğrencilerine destek vermesiyle ilk önce Fransa geneline; ardından da tüm dünyaya yayılacaktır. Londra, Madrid ve Varşova’dan Belgrat’a, Mexico City’ye kadar yayılan olaylar, Japonya’ya kadar uzanacak; Japon sosyalist öğrenci örgütü Zengakuren’in başı çektiği protesto eylemleri gerçekleştirilecektir.

Öyle ki, tüm dünyaya yayılan ve sadece üniversite kampüsleriyle sınırlı kalmayarak toplumsal bir başkaldırıya doğru evrilen ve bu yönüyle de Ercan Eyüboğlu’nun Cogito’da haklı olarak, Devrim Dışında Devrim şeklinde/başlığıyla tanımladığı ve Soğuk Savaş’ın kapitalist bloğundaki toplumsal, siyasî ve psikolojik bunalımların kesişiminde yer aldığını belirttiği olaylar, 1968 yılı ortalarında Türkiye’ye de ulaşır: Haziran ayı ortalarına gelindiğinde Türkiye üniversiteleri de işgal altındadırlar. Daha da önemlisi hocaları da öğrencilerinin yanında yer alacaklardır: Temmuz başında, işgallerin sona ermesinin ardından, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın boykot ve işgallere katılan öğrenciler hakkında açtığı dava ile ilgili olarak yürütülen soruşturma için kendilerine başvurulan öğretim üyeleri de, savcılığın bu başvurusuna cevap dahi vermeyerek, öğrencilerin yanında yer alacaklardır. Savcılığın talebine sadece “Öğrenciler tarafından darp edildiğini” beyan eden, İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı Ufuk Şehri yanıt verir. Birçok öğretim üyesi ise üniversiteye herhangi bir zarar verilmediğini, öğrencilerin kişisel olarak kendileri ile bir husumetlerinin olmadığını gerekçe göstererek boykotlara pasif de olsa destek olacaklardır. Eylemlere destek veren kişilerden biri de, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Pof. Dr. Kasım Cemal Güven’dir. Güven, Milliyet gazetesinde 7 Temmuz 1968 tarihinde yer alan açıklamasında “Her zaman çalışkanlıklarıyla iftihar ettiğim öğrencilerimle şahsen hiçbir problemim yoktur.” diyerek öğrencilerinin yanında yer alır.

İşgal ve boykotlar Millet Meclisi’nde de derin yankı uyandırmış, 21 Haziran 1968 tarihindeki meclis oturumunda boykot ve işgallerin görüşülmesi için Genel Görüşme Önergesi verilmiştir. 24 Haziran’da gerçekleştirilen Meclis oturumunda söz alan milletvekilleri, üniversitelerdeki sorunları dile getiren konuşmalar yapmışlar; özellikle TİP milletvekilleri öğrencileri destekleyen açıklamalarda bulunmuşlardır. CHP’nin tavrı TİP kadar net ve örgütsel değilse de, olaylar karşısında öğrencileri destekleyen, iktidarı suçlayan açıklamalarda bulunurlar: Dönemin CHP Nevşehir Milletvekili Selahattin Esatoğlu, 1 Temmuz 1968 tarihinde Milliyet gazetesinin Düşünenlerin Düşüncesi köşesinde yer alan “İşgal Suç mudur?” başlıklı yazısında düşüncelerini şu şekilde özetler: “Oysa aslında üniversite gençliğinin giriştiği boykot ve buna bağlı işgal hareketi her hâlde toplum yararına bir hak arama savaşından başka bir şey değildir. Asıl suçlular ise kötü durumu, bozuk düzeni değiştirmeyenlerdir.” Genel Başkan İnönü ise CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen İller Toplantısı sonrasında, Erzurum İl Temsilcisi Dündar Özden’in Üniversitelerde meydana gelen olaylarla ilgili olarak BMM’de parti grup temsilcilerini eleştiren sözlerine cevâben “…Gençler çok olumlu bir şekilde harekete geçmişlerdir. Boykot yapmak mahzurlu değildir, makuldür. İşgal ise komünistliktir. Nereden çıkartıyorsunuz bunu. Öğrenci hayatında dersi boykot diye bir kanun var mıdır? Öğrenci hayatında asıl olan derslere devamdır… Ama dersi ya da imtihanı boykotta mahzur yoksa Üniversitenin temelinde bulunan temel hastalıkları tedavi için böyle bir hareket de makul görünmüş olur. Boykot ne ise işgal odur. Aynı hastalıktan geliyor. Aynı derin tesirlerden geliyor kanaatindeyiz. Sözcümüz de bunu söylemiştir.” diyerek, sorumluluğu Demirel hükümetine yüklemeyi tercih edecektir.

Meclis’in tatil edilmesi kararının alındığı 3 Temmuz 1968 tarihli oturumda, üniversitelerdeki boykot ve işgallerle ilgili olarak İstanbul’da incelemelerde bulunan AP Çankırı Milletvekili Dursun Akçaoğlu, İsmet İnönü’ye ve CHP Grup temsilcisinin sözlerine karşılık şöyle cevap vermektedir: “Bazı vatandaşlarım, şu soruların cevaplarını da bizlerden istemektedirler… Üniversitelerin bozuk hâli, parti sözcülerinin, bilhassa C.H.P. Grup Sözcüsünün -eski partim olan C.H.P.nin –anlattıkları gibi idiyse, bu durumu önceden bildikleri hâlde üniversiteleri ıslâh için patlama oluncaya kadar niçin olumlu bir teklif getirmediklerini haklı olarak öğrenmek istemektedirler.”

Aynı oturumda AP Aydın milletvekili Reşat Özarda’nın Millet Meclisi’nin 5 Temmuz’dan itibaren tatil edilmesine ilişkin önergesi tartışılır. Özarda, Meclis’in Temmuz ayında verimli çalışamadığı ve Eylül ayında okulların açılacak olması türünden bahanelerle tatil kararını savunmaya çalışmasına karşın, Millet Partisi (MP) grubu adına söz alan Edirne Milletvekili Emin Bilgin, tatile ilişkin önergenin ardındaki gerçek sebebi şöyle dile getirir: “Üniversite olaylarının Meclis’te uzun uzun konuşulması karşısında, Meclis’in hiçbir karar ve neticeye bağlamadan ve bu hususta icâbeden bütün işlemler yapılmadan, adeta her şey sükûnete ermiş gibi Meclisi bırakarak istirahate çekilmesi [doğru değildir.]… Bu itibarla hiçbir şey olmamış gibi ve üniversitenin isteklerinden haklılarının is’afı, haksızları için ise tatbik edilecek bir takım cezai müeyyideler... belli olmadan… yersiz ve zamansız bir tatil olur.”

15 Temmuz’da Dolmabahçe’ye demirleyen 6. Filo’ya bağı USS Independence uçak gemisi ve destroyerlerden oluşan ABD Donanması’na ait gemiler ve personeli protesto edilir. Gün boyunca çeşitli Amerikan otomobillerini taşlayan gençler, gece de ABD’li personelden Jerry Chapvap ve John Hersey’i siyaha boyayarak tepkilerini gösterirler. O gün 19 kişi gözaltına alınır. Olaylar giderek tırmanmaya devam edecek; patlayıcı madde bulundurulduğu gerekçesi ile Fikir Kulüpleri Federasyonu İstanbul binâsı basılacak 37 kişi gözaltına alınacak; Ankara’da da ABD’lilerin ikâmet ettiği 6 binâ taşlanacaktır.

6. Filo’ya bağlı bir birlik (Filoya bağlı Sancak Gemisi Little Rock Krovazörü ve Wood Derstoyeri) ilk kez, 7 Ekim 1967 tarihinde Derin-İz Tatbikatı vesilesiyle İstanbul’a gelmiş; bu tarihte İstanbul’da oturma eylemi yaparak 6. Filo’yu protesto eden gençler “…emperyalizmi topraklarından yarım asır önce silah zoru ile kovarak dünya geri kalmış ülke halklarına önderlik eden Türk ulusunun yatak odalarına kadar girmeye cür’et eden Amerikan emperyalizmine artık tahammül kalmamıştır.” şeklinde bir açıklama yapmakla yetinmişler; okullarında oturma eylemleri gerçekleştirmişlerdi. Yukarıda da özetlenmeye çalışıldığı gibi, 6. Filo 15 Temmuz 1968’de tekrar geldiğinde ise gençliğin tepkisi, oturma eylemi ve basın açıklamalarının çok ötesine taşacak; 17 Temmuz’da, 6. Filo’nun İstanbul’a gelişinin üçüncü günü, İstanbul Teknik Üniversitesi Gümüşsuyu Öğrenci Yurdu’nu basan Polis ummadığı bir tepkiyle karşılaşacaktır: Öğrenciler, Ekipler Amiri Necati Karahasanoğlu’nu rehin almışlardır. Sadece bu öğrenci yurduna gerçekleştirilen polis baskınında kırka yakın öğrenci yaralanır.

O gün ağır yaralanarak hastaneye kaldırılan dört öğrenciden biri de, öğrenci yurdunun ikinci katından aşağı atılan, Hukuk Fakültesi Öğrencisi Vedat Demircioğlu’dur; Demircioğlu, 8 gün komada kaldıktan sonra 24 Temmuz’da vefât edecektir. Vedat Demircioğlu’nun ölmesini takip eden gün de olaylar devam edecek, Demircioğlu’nun katledilmesini protesto eden gençlerden üçü yaralanacak, toplam 49 kişi gözaltına alınacaktır. Vedat Demircioğlu’nun komada can verdiği gün, TBMM’nin tatil edilmesini protesto etmek üzere toplanan ve bu nedenle gözaltına alınan öğrencilerin duruşmalarının yapılacağı saatlerde Adliye önünde bir araya gelen topluluk içerisindeki Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Atalay Savaş da, gösteriler sırasındaki olaylardan kaçarken bir dolmuşun çarpması sonucu ölecektir.

Vedat Demircioğlu’nun Konya Taşkent’e defni bile olaylara vesile olur; cenaze gizlice defnedilir. Demircioğlu’nun cenazesinin Taşkent’e defni sırasında yükselen Anti-komünizm, İslamcılık, taşra tutuculuğu ekseninde şekillenen nefretin daha organize şeklini görebilmek için Türkiye’nin sadece bir yıl daha sabretmesi, 16 Şubat 1969 tarihin beklemesi gerekmektedir; ölümlerin artık adlî vaka olmaktan çıkarak kitlesel katliamlara dönmesi için ise 70’lerin ortalarına kadar beklemek gerekecektir.

6. Filo, 10 Şubat 1969’da üçüncü defa Türk kıyılarına demirlediğinde ise yer bu kez yerinden oynayacaktır.

Mete K. Kaynar