POLITIKA

7 HAZİRAN SEÇİMLERİ ÜZERİNDE NOTLAR PAZAR PAZAR 08 Haziran 2015

Author

PAZAR PAZAR

08 Haziran 2015

7 HAZİRAN SEÇİMLERİ ÜZEİNDE NOTLAR

Bu yazı 7 Haziran seçimlerinin hemen sonrasında yazıldı. Kesin sonuçlar elbette ki açıklanmış değil. Ancak YSK’nın açıklayacağı kesin sonuçların, şu anda medyada yer alan sonuçlardan önemli (bir başka ifadeyle, siyasal anlamda farklılıklar doğuracak) değişiklikler içermeyecek olduğunu da şimdiden varsayabiliriz. Seçimler ile ilgili analizler hep “kim kazandı-kim kaybetti” ekseninde yapılagelir; adettendir. Buna, genel anlamda bir itirazım yok: seçim sonrasında “zafer kazananlar- hezimet yaşayanlar” söyleminin medya ve izleyenleler için “cazip” bir bakış açısı olduğu da aşikâr. Ancak yine de ufak bir çekince koymayı da ihmal etmeyelim: Daha önce de belirtmeye çalıştım, bu seçimleri Türkiye genelinde alınan oy oranları üzerinden analiz etmek mümkün olmayacaktı; olmuyor da. O takdirde, en azından bu yazıda olsun, Türkiye genelinde partilerin aldıkları oylar üzerinden zafer-hezimet edebiyatı yapmamaya gayret edelim; ama bu, yine de, ihtiyatlı olarak kaybedenler ve kazançlı çıkanlar hakkında konuşmamıza da engel olmasın. Aynı zamanda medyada dönüp duran tartışmalar da gönderme yapacak şekilde seçim sonuçları ile ilgili şöyle bir değerlendirmeleri şu başlıklar altında toparlayabiliriz.

1- HDP Zafer Kazanmadı!

Evet kazanmadı. Seçmenin partiye, parti politikalarına gösterdiği özel bir teveccüh yok. Özetle, 2011-2015 periyodunda izlediği “siyaset” ile seçmenin gönlünde taht kuran ve bu yolla oylarını %100’den fazla artıran bir HDP yok. Alınan oylarda Selahattin Demirtaş faktörü tartışılmaz; ancak HDP’nin 4 yıl içerisinde artan oylarının tamamını da Demirtaş’ın söylediği türkülerle, yaptığı esprilerle açıklamak eblehlik olur. HDP’nin bu seçimlerde aldığı oylarının önemli bir kısmının ne partinin izlediği politikalarla ne de Demirtaş sempatisi ile alakası var: Seçmen, Tayyip Erdoğan’ın gün geçtikçe artan başına buyrukluğuna karşı bir dengeleyici olarak HDP’yi bir tercih etti. Demirtaş sempatisinin (!) keşfi, yıllar, yıllardır HDP’ye oy vermeyen, vermek istemeyen, eli gitmeyen, HDP politikalarını hiç de benimsemeyen, ama gittikçe çılgınlaşan AKP/Erdoğan yönetimine karşı da HDP’den daha etkili bir alternatif olmadığını gören seçmenlerin, HDP ile bir şekilde temasının kolaylaştırıcısı olma rolü üstlendi.

Allah’tan HDP yönetiminin, başta da parti genel başkanlarının bu gerçeği fark edebildiklerini görebiliyoruz. Selahattin Demirtaş’ın dün gece ekranlara yansıyan konuşması hiç de bir “zafer sarhoşluğu” etkisinde yapılan açıklamalar değildi; parti yöneticileri oldukça mutedil açıklamalar yaptılar ve destekleri için birçok kesime teşekkür etmeyi de ihmal etmediler; kendilerine emanet edilen oyların öneminin farkında olduklarının altını çizdiler HDP sadece ve sadece bu seçimlerde kendilerine verilen oyları iyi analiz edebildiğinde bu oyları kalıcı hale getirebilecektir. Parti karar alıcıları, ancak ve ancak bu böylesi bir analiz yaparak önümüz yıllardaki parti politikalarını şekillendirdiklerinde, gerçek anlamda %10 civarında bir oyu temsil edebilen bir parti olarak HDP’den bahsedebileceğiz. Özetle HDP zafer kazanmadı; bir zaferin eşiğinde duruyor. Ya bu seçimlerde aldığı oyların sarhoşluğu ile eşikte sızıp kalacak, ya da aldığı oylarla kendisine verilmek istenen mesajları çözerek kalıcı bir zafere doğru koşacaktır. Bir HDP’li yönetici olsaydım sevinmek bir yana endişelenir; partime “emanet edilen” bu oyları “gerçek sahibi” olabilmek için ne kadar da çok mesai harcamam gerektiğini düşünerek hayıflanırdım.

24 Mayıs’ta şunları yazmıştım “Türkiye solunun ve sosyalist olmasalar da AKP döneminde izlenen politikalara mesafeli kesimlerin tamamının nefesi, dili olacak bir HDP’ye fırsat vermek [gerekiyor]. Buna talip olan HDP’dir; başarıp başaramayacak olan da. Başarırsa, Türkiye demokrasisi kazanacaktır. Kaybederse, önce Türkiye demokrasisi, sonra HDP kaybedecek, en son da biz, yeni bunu başarabileceğini düşünerek HDP’ye oy verenler kaybedeceğiz. Bir seçmen olarak kendim de dahil olarak HDP’yi destekleyecek olan kesimler yanılabilir mi? Evet yanılabiliriz, sukut-u hayale uğrar mıyız? Evet uğrarız. Peki o zaman tüm bu risklerine rağmen neden HDP? Çünkü başarılı olabilirsek, sessizlerin sesi bir HDP’nin oluşumuna bir tutam tuz da bir atabilirsek, demokrasi sofrasında oturacak bir koltuğumuz, bu sofrada içecek güzel bir çorbamız da olacak da ondan; hep birlikte kazanabileceklerimiz; kaybetme ihtimalimiz olanlardan çok daha çok göz kamaştırıcı da ondan. İşte bu yüzden oyumu HDP’ye vereceğim.”

Biz seçmenler sözümüzü tuttuk, HDP barajı geçti. “Biz”ler artık meclisteyiz. Ancak film şimdi başlıyor: Barajı geçen HDP, aldığı oyların etkisiyle “kendisinden mi geçecek!” “kendisini mi geçecek” HDP için 7 Haziran HDP için hezimet mi zafer mi? Az sonra…!

2- CHP bir hezimet yaşamadı

Evet yaşamadı. Partinin %35’i bir kanara bırakalım kendi psikolojik sınırı olan %30 bandına bile ulaşamayacağı zaten açıktı. Ancak 2011’de elde ettiği oylardan birkaç puan yüksek oy alacağı beklentisi bende de vardı. Nitekim 10 Mayıs’da yine bu köşede CHP ile ilgili olarak “Eğer parti 2002-2011 periyodundaki eğilimlerini tekrarlarsa bu artışın 5 puanın altında 2 puanın üzerinde bir artış olacağını CHP’nin %30’un biraz altına bir oy toplayacağını (iddia değil) tahmin edebiliriz.” Yazmıştım. Oylarını bir puan da olsa düşüreceğini beklenmiyordu; ancak CHP içerisindeki bir kesimin HDP’ye meylettiği de gün gibi ortadaydı. HDP’deki yükselişin CHP’ye 7 civarında milletvekilliğine mâl olacağını ama oylarında yukarı yönde bir kıpırdanışın olacağını düşünüyordum. Seçim sonuçlarına göre, CHP’nin sandalye düzeyinde kaybı aşağı yukarı bu kadardır; ancak oy oranındaki bu düşüşü beklediğimi söyleyemem. Ancak yine yukarıda andığım yazıyı “[parti] %30 bandını çok da rahat geçemeyecek gibi görünmektedir; ancak bu, yine öncesindeki her seçim sonrasında olduğu gibi, CHP içerisindeki tartışmaları alevlendirecek; kurultaylar toplanacak; genel başkan istifaya çağrılacak; seçimin nerdeyse tek mağlubu CHP ilan edilecektir. Evet, bunlar, 2015’in ikinci yarısında, CHP içerisinde büyük, büyük ihtimalle gündeme gelecek hususlardır.” Diyerek bitirmiştim: CHP’den istifalar başladı bile; kurultay yakındır diyebiliriz. Unutmayalım! Bir partinin sorunlarını kurultaylara taşıması da iyidir. Hep yapılageldiği gibi, sürekli kurultaylar düzenlediği için CHP’yi yerden yere vurmanın da anlamı yok. Eğer eleştirilecekse, yasal zorunluluk olmasa asla kurultay düzenlemeyecek, düzenlediklerinde de bu kurultayları “askeri geçit töreni” mantığında icra eyleyen partileri eleştirmek gerekiyor.

Seçim sonuçlarına göre “mağlup” olmuş bir CHP yoktur. Oylarını birkaç puan yükselteceği umulan, beklenen; ama bu beklentiyi, başarıyı tahsil edemeyen bir CHP vardır.

3- AKP hâlâ birinci partidir.

“AKP’nin çöküşü” “Arınç’ın gözyaşları” haberlerini bir kenara koyun. Erdoğan’ın AKP’li seçmeni “bile” artık rahatsız etme düzeyine gelen pervasızlığına, Davutoğlu’nun “Davutoğlu Ahmet Paşa’lı” seçim kampanyasına “rağmen” bir parti hâlâ %40 düzeyinde oy alabiliyorsa bir “çöküşten” bahsedemeyiz. Hele hele, %30’u geçemeyen CHP’nin, örgütünde ve kitlesindeki rahatsızlığı dindirmek adına hükümet fomüllerinin içerisine balıklama atlaması ve (hangi fomülle kurulursa kurulsun) bir koalisyon hükümetinde yer alarak AKP’yi muhalefet itmesi, bırakın AKP’nin çöküşünü, olsa olsa AKP için bir “yeniden doğuş” imkânı olarak adlandırılabilir. Koalisyon alternatiflerine balıklama atlayan CHP, AKP’nin “güçsüz bir iktidar mı?” “güçlü bir muhalefet”mi? ikilemini de kendiliğinden çözecektir. AKP için, ipin ucunda bir iktidar olmaktansa, güçlü, hem de çok güçlü bir muhalefet olarak yola devam etmek parti için bir toparlanma, “yola devam” etme, seçmenin gözünde yeniden alternatif olabilme fırsatı yaratacaktır. Muhalefette kalarak yola devam edebilecek ve önündeki “fırsatı” kullanacak bir AKP için 7 Haziran seçimleri hiç de “hezimet”, “çöküş”, “bir dönemin kapanışı” vb. olmayacaktır.

4- MHP’nin yükselişi kojüktüreldir

Kesinlikle bir “veri”ye dayanmaz; ancak çevremden gözlemlediklerimden çıkardığım sonuç MHP’nin oylarındaki yükselişin üç temel faktörü olduğunu söyleyebilirim.

MHP seçim kampanyasını, 2011 seçimlerinde çok az farkla kaybettiği iller üzerinde yoğunlaştırmıştı. MHP yönetiminin 2015 seçimlerine, 2011 seçim sonuçlarını gayet iyi analiz ederek hazırlandığını ve bunda büyük oranda başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 2015 seçim sonuçları ile medyada dolaşan rakamlar, MHP’nin oy oranlarının bu bölgelerde yükselişte olduğunu gösteriyor. MHP oylarındaki yükselişin birinci faktörü bu noktadır.

İkinci faktör, AKP/Erdoğan yönetimine duyulan muhafazakâr tepkidir. MHP, Davutoğlu/Erdoğan yönetimine tepki duyan ama bu tepkisini, oylarını CHP ve HDP’ye yönelterek göstermeyen kesimlerin adresi olmuştur.

MHP yükselişinin üçüncü faktör, aslında ikinci faktörden tam anlamıyla bağımsız da değildir. HDP’nin oylarındaki yükseliş (barajı geçti, geçmedi tartışmaları), AKP’ye duyulan tepki ile birleşerek MHP’ye yönelik bir teveccühü beslemiştir.

Yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi, MHP ile ilgili olarak söylediklerimi bir analiz olarak değil de gözlemlere dayalı bir değerlendirme olarak ele almak en doğrusu.

Bugün 8 Haziran. Hep birlikte yepyeni bir Türkiye’ye uyandık. 7 Haziran seçimlerinin “herhangi bir seçim” olmadığını zaten tahmin ediyorduk! Kim ne dersin desin, Türkiye’de Dördüncü Koalisyonlar Dönemi başlamıştır.

Bu konuyu daha sonraya bırakalım.

Mete K. KAYNAR