POLITIKA

TÜRKİYE’NİN KOALİSYONLAR DÖNEMLERİ PAZAR, PAZAR 14.06.2015

Author

PAZAR, PAZAR

14.06.2015

TÜRKİYE’NİN KOALİSYONLAR DÖNEMLERİ ve “DÖRDÜNCÜ KOALİSYON DÖNEMİ” ÜZERİNE

7 Haziran seçimleri sonrasında koalisyon ve istikrar tartışmaları gündemi işgal etti. Gerçi, AKP çevrelerinden seçimler öncesinde de bir “istikrarsızlık durumu(!)” olarak koalisyondan bahsediliyordu; ama konunun çok da fazla dillendirilmesine müsaade edilmedi. Bunda, seçimler öncesinde koalisyon tartışmalarını gündeme taşımanın, AKP’nin oy kaybedeceğini varsaymakla eş anlamlı olacağı ve bunun yürütülmekte olan kampanyaya zarar vereceği düşüncesinin hâkim olduğunu düşünebiliriz. Ancak AKP, az da olsa bu tartışmayı gündeme taşıdığında dahi, müstakbel koalisyon ihtimallerini hep “Mutlu müreffeh bir tek parti (AKP) dönemi sonrasındaki tufan!” senaryosuna indirgeyerek ele almayı da ihmâl etmedi. Oysa Türkiye tarihine baktığımızda, bir parti olarak AKP’nin güçlenmesi ya da zayıflamasından, Erdoğan’ın kişisel tavırlarından ya da Davutoğlu’nun siyasal performansı ile ilgili olarak yürütülen tartışmalardan bağımsız olarak yeni bir koalisyon dönemine (Dördüncü Koalisyon Dönemi’ne) yaklaşmakta olduğumuza dair birçok ipucu bulabilirdik. Aşağıdaki yazıyı seçimlerden aylar önce, İletişim Yayınları’ndan çıkartmaya hazırlandığımız “Altmışlar Türkiye’si” kitabı için yazdığım “Yetmişler Türkiye’sine Altmışlardan Bakmak” başlıklı makalemden aldım. Bu makalenin içerisinde küçük bir yeri de Türkiye’nin koalisyonlar dönemlerine ayırmıştım. 1960’lardan günümüze dönemsel olarak Türkiye’yi ziyaret eden koalisyonlar dönemlerini sistematik bir şekilde analiz etmeye gayret etmiştim. Umarım, yaklaşmakta olan Dördüncü Koalisyon Dönemi ile ilgili tartışmalara da bir katkısı olur.

***

1960’lı yıllar Türkiye’de koalisyonlar döneminin başlangıcı olarak da anılır. 1960 Darbesi’nden sonra başlayan koalisyonlar, 3 farklı dönemde Türkiye siyasetine damga vurmuşlardır.

Türkiye’nin ilk koalisyon dönemi, 1960’lı yılların başlarına rastlar. Darbe sonrasında Gürsel, kendi kabinesini tayin ederek (30 Mayıs 1960 tarihinde göreve başlayan Cemal Gürsel Hükümeti, yine Cemal Gürsel’in Başkanlığı’nı yaptığı Milli Birlik Komitesi’nin 27 Numaralı Tebliği ile atanmıştır.) göreve başlamıştır. 15 Ekim 1961 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimleri takiben Cemal Gürsel, Başbakanlığı Emin Fahrettin Özdilek’e bırakır; ardından da İsmet İnönü liderliğinde CHP-AP koalisyon hükümeti kurulur. 20 Kasım 1961 tarihinde göreve başlayan hükümet Cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükümetidir. Bu koalisyonun ömrü, beklenildiği gibi çok da uzun olmaz; CHP, parlamentoda temsil edilen, AP dışındaki diğer partilerin katılımıyla yeni bir hükümet kurar. Nitekim bu hükümet de uzun süre görevde kalamayacaktır. 1963 yılı sonuna gelinirken, CHP liderliğindeki koalisyona destek veren Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP) koalisyondan çekilir ve 25 Aralık 1963 tarihinde bağımsızların desteğiyle CHP, üçüncü kez hükümet kurmakla görevlendirilir.

1964 yılında AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın vefatı üzerine genç ve deneyimsiz siyasetçi Süleyman Demirel’in AP Genel Başkanlığı’na seçilmesi, yeni hükümet arayışlarını da derinden etkileyecektir. 20 Şubat 1965 tarihinde Suat Hayri Ürgüplü Başbakanlığı’nda, bu kez, parlamentodaki CHP dışındaki partilerin dışarıdan desteğiyle AP hükümeti kurulacaktır. Ürgüplü Hükümeti’nde partinin Genel Başkanı Süleyman Demirel, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı görevi alır. Ragıp Gümüşpala’nın vefatı ile parti Genel Başkanlığına seçilmesine rağmen henüz milletvekili olmayan Süleyman Demirel, Başbakanlık koltuğunu partisinin milletvekili üyesi Suat Hayri Ürgüplü’ye bırakmak zorunda kalmış; onun yardımcılığını yürütmekle yetinmiştir. Türkiye’de koalisyonların ilk dönemi (20 Kasım 1961- 27 Ekim 1965) bu gelişmeyle son bulacaktır. 1965 seçimlerinde %52,9 oy alan Adalet Partisi ve onun yeni genel Başkanı Süleyman Demirel ile birlikte koalisyon dönemleri 1974 yılındaki ikinci evreye kadar son bulacaktır.

1971 Darbesi sonrası dönemin hükümetlerinde doğrudan doğruya darbeyi gerçekleştiren generallerin kendi isimlerini değil; darbenin sivil uzantılarının isimlerini görürüz. Nihat Erim Başbakanlığında kurulan 33. Hükümet, darbeden sadece günler sonra -26 Mart 1971 tarihinde- göreve başlar. Yine onun Başbakanlığında kurulan 34. Hükümet’in 22 Mayıs 1972 tarihinde istifasına kadar da bu görevde kalır. Türkiye, 26 Ocak 1974 tarihinde, Bülent Ecevit Başbakanlığında kurulacak 37. Hükümet’e kadar iki hükümete daha tanıklık edecektir: Ferit Melen ve Naim Talu hükümetleri. Aslında bu son hükümetin her ikisi de birer koalisyon hükümeti sayılabilirlerdi. Nitekim Ferit Melen Başbakanlığında kurulan 35 Hükümet’te AP'den 8, CHP'den 5, MGP'den 2, Meclis dışından 9 ve Kontenjan Senatörü olarak 1 kişi bakan aldı. Melen, Fahri Korutürk’ün 6 Nisan 1973 tarihinde Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra istifa etti. Yeni Cumhurbaşkanı Korutürk’te hükümet kurma görevini Naim Talu’ya verdi. Talu’nun Başbakanlığında kurulan yeni hükümette ise AP'den 12, CGP'den 5, Bağımsız 4 ve Meclis dışından 4 bakan görev yapıyordu. Erim, Melen ve Talu hükümetlerine kadar siyasî yelpazenin farklı unsurlarına yer vererek kurulmaları nedeniyle birer koalisyon niteliği taşısalar da, 12 Mart Muhtırası’ndan 26 Ocak 1974’te kurulan CHP-MSP koalisyonu kurulana kadar siyasetin gündemini koalisyonlar değil, devletin gençlik hareketi üzerinde uyguladığı devlet şiddeti oluşturdu. 1971-74 arasında kurulan hükümetlerin niteliği de koalisyon olup olmamaları ile değil, darbenin sivil uzantısı olmaları ile şekillendi.

1974 yılı başında kurulan koalisyon, aynı yılın Kasım ayında dağıldı ve yerine Sadi Irmak’ın güvensizlik oyu alarak düşürülen geçici hükümeti geldi. Irmak Hükümeti, 31 Mart 1975 tarihine kadar görevde kaldıktan sonra, yerini Süleyman Demirel yönetimindeki I. Milliyetçi Cephe Hükümeti’ne bıraktı. Yaklaşık iki yıl görevde kalan bu hükümetinde Demirel, CHP dışındaki bütün sağ partileri bir araya getirmişti. CHP soldu. Bu, dönemin konjüktüründe, solun dışındaki tüm unsurları milliyetçi olarak tanımlamayı kolaylaştırıyordu. CHP dışındaki bütün sağ partilerin ittifakı ile kurulan bu hükümeti Milliyetçi Cephe olarak adlandırmaya imkân veren de Soğuk Savaş konjüktürünün yarattığı bu iklim oldu. Süleyman Demirel Hükümeti’ni deviren Bülent Ecevit, 21 Haziran 1977’de tekrar Başbakanlığa geldiyse de iktidarı uzun sürmedi; güvensizlik oyu alan 40. Hükümet, 21 Temmuzda görevini tekrar Süleyman Demirel’in MSP ve MHP’yi yanına alarak kuruduğu 2. Milliyetçi Cephe Hükümeti’ne, 41. Hükümet’e, bıraktı. 5 Ocak 1978 tarihinde gelindiğinde Süleyman Demirel’in AP’si önderliğinde kurulmuş olan bu koalisyon da çöktü ve bağımsızların desteğiyle bir Ecevit Hükümeti daha kuruldu. Ecevit Başbakanlığında kurulan 42. Hükümet’in ömrü de uzun olamadı ve 12 Kasım 1979’da yerini yine Süleyman Demirel’e bıraktı. 12 Kasım 1979 tarihinde kurulan AP azınlık hükümeti, 1980 Darbesi öncesi kurulan son hükümet olarak tarihe geçti. 1980 Darbesi ile birlikte ikinci koalisyonlar dönemi de son buldu.

12 Eylül Darbesi de tıpkı 12 Mart Darbesi gibi, 27 Mayıs Darbecilerinin hatalarını tekrarlamamaya gayret etti; nitekim onlar da hükümet koltuklarına kendileri oturmayı değil, kendi adamlarını -sivil uzantılarını- hükümet koltuklarında görmeyi tercih ettiler. Tıpkı 12 Mart Darbesi ardından kurulan Nihat Erim Hükümeti’ne benzer şekilde, 12 Eylül Darbesi ardından da Bülent Ulusu Hükümeti kuruldu ve hükümet tekrar seçimlerin yapılarak Anavatan Partisi’nin iktidara geldiği 13 Aralık 1983 tarihine kadar görevde kaldı.

Türkiye üçüncü koalisyon dönemi ile 1991 genel seçimlerinden sonra karşılaştı. Seçim sonuçları ardından şekillenen TBMM deseni, Süleyman Demirel liderliğindeki Doğru Yol Partisi (DYP) ve İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü liderliğinde kurulan Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) koalisyonunu mümkün kıldı. DYP önderliğinde ve Süleyman Demirel Başbakanlığında kurulan 49. Koalisyon hükümeti, 16 Mayıs 1993 tarihinde kadar görevde kaldı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatını takiben Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra aynı hükümet, 25 Haziran 1993 tarihine kadar Erdal İnönü’nün Başbakanlığında devam etti. DYP’de Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı seçilmesi ile liderlik koltuğu el değiştiren DYP ve SHP koalisyonu tekrar inşâ edildi. DYP’nin liderlik koltuğuna oturan Tansu Çiller 25 Haziran 1993 tarihinde SHP ile koalisyona giderek 50. Hükümet kurdu. DYP-SHP ortaklığının bozulmasından sonra Tansu Çiller, 5-30 Ekim 1995 tarihleri arasında bir azınlık hükümeti kurmaya teşebbüs ettiyse de 51. Hükümet güvenoyu alamadı ve yerini DYP-CHP hükümetine bıraktı. Bu süreçte CHP ve SHP, CHP çatısı altında birleşmiş ve SHP, siyasî tarihe intikal etmişti. 30 Ekim 1995 tarihinde göreve başlayan DYP-CHP hükümeti 6 Mart 1996 tarihine kadar görevde kaldı ve yerini 28 Haziran 1996 tarihine kadar hükümette kalacak Mesut Yılmaz liderliğindeki ANAP-DYP koalisyonuna bıraktı. Mesut Yılmaz liderliğindeki 53. Hükümet 28 Haziran 1996 tarihinde görevini Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi (RP) ve DYP arasındaki koalisyona bıraktı.

28 Şubat 1997 Darbesi de bu süreçte vuku buldu. RP-DYP koalisyonu darbeden sonra, yaklaşık 4 ay daha görevde kaldı. Ardından yine, 12 Mart ve 12 Eylül örneklerinde olduğu gibi darbe/ler(in sivil uzantıları iktidara taşındı. Ancak bir farkla, 28 Şubat sonrasında kurulan darbe(nin sivil uzantısı) hükümetleri(n) ömrü ve istikrarı 12 Mart ve 12 Eylül’deki gibi olmadı. 28 Şubat Darbesi’nin ilk sivil uzantısı hükümeti Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı liderliğinde Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi (DTP) desteği ile göreve geldi. 30 Haziran 1997 de göreve başlayan 55 Hükümet, 11 Ocak 1999 tarihinde kadar görev yaptı ve yerini, 11 Ocak-28 Mayıs 1999 tarihleri arasında görevde kalabilen Demokratik Sol Parti azınlık hükümetine bıraktı. Ecevit liderliğinde kurulan 54. Hükümet 28 Mayıs 1999’da ANAP ve MHP desteğini alarak revize edildi ve üçüncü koalisyon döneminin sonuna, yani 18 Kasım 2002 tarihinde, Abdullah Gül Başbakanlığında kurulan ilk Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) hükümeti’ne kadar görevde kaldı.

Özetlemek gerekirse, Cumhuriyet tarihi üç farklı dönemde koalisyonlarla karşı karşıya geldi. İlk koalisyonlar dönemi, İnönü’nün önderliğinde 20 Kasım 1961’de kurulan 26. Hükümet ile başlayıp 27 Ekim 1965 tarihinde Süleyman Demirel’in Başbakanlığında kurulan 30. Hükümet dönemine kadar geçen dönemdir. İkinci koalisyonlar dönemi, 26 Ocak 1974’te Bülent Ecevit liderliğinde kurulan 37. Hükümeti ile başlar ve 12 Eylül Darbesi’nin hemen ardından Bülent ulusu tarafından 21 Eylül 1980 tarihinde kurulan 44 Hükümet ile sona erer. Üçüncü koalisyonlar dönemi de, Süleyman Demirel liderliğinde 20 Kasım 1991 tarihinde kurulan 49. Hükümet ile başlar ve 18 Kasım 2002 tarihinde Abdullah Gül’ün kurduğu 58. Hükümet’e kadar devam eder. İlk koalisyonlar dönemi yaklaşık 4 yıl, ikinci koalisyonlar dönemi yaklaşık 7 yıl, üçüncü koalisyonlar dönemi de yaklaşık 9 yıl sürmüştür. Faklı bir şekilde ifâde etmek gerekirse İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye’nin küresel kapitalizme eklemlenmeye başladığı ve çok partili siyasî yaşama geçtiği tarihten (bu tarihi en basitinden DP’nin kurulduğu 1946 yılı başı olarak tayin etmek yanlış olmayacaktır) Haziran 2015 seçimlerine kadar geçen yaklaşık 70 yıllık cumhuriyet tarihini şöyle özetlemek mümkündür:

(29 Ekim 1923-7 Ocak 1946: Tek Parti Dönemi)

(7 Ocak 1946- 22 Mayıs 1950: Post- Tek Parti Dönemi, CHP İdaresi)

22 Mayıs 1950-27 Mayıs 1960: Birinci Merkez Sağ Dönemi (DP)

27 Mayıs 1960- 20 Kasım 1961: Birinci Askerî İdare Dönemi (27 Mayıs)

20 Kasım 1961- 27 Ekim 1965: Birinci Koalisyonlar Dönemi

27 Ekim 1965- 26 Mart 1971: İkinci Merkez Sağ Dönemi (AP)

26 Mart 1971-26 Ocak 1974: İkinci Askerî İdare Dönemi (12 Mart)

26 Ocak 1974-21 Eylül 1980: İkinci Koalisyonlar Dönemi

21 Eylül 1980-13 Aralık 1983: Üçüncü Askerî İdare Dönemi (12Eylül)

13 Aralık 1983-20 Kasım 1991: Üçüncü Merkez Sağ Dönemi (ANAP)

20 Kasım 1991-30 Haziran 1997: Üçüncü Koalisyonlar Dönemi

28 Şubat 1997: Dördüncü Askeri İdare Dönemi (28 Şubat)

30 Haziran 1997-18 Kasım 2002:Üçüncü Koalisyonlar Dönemi

18 Kasım 2002- Dördüncü Merkez Sağ Dönemi (AKP)

Yukarıda ana hatlarıyla ortaya konulan tabloyu şöyle değerlendirmek mümkün görünüyor. Cumhuriyet’in kuruluşundan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Bretton-Woods’da teşkil edilen küresel kapitalizme eklemlenme sürecine kadar yaşanan dönemi (arızî çok partili dönemleri ve bu dönem içerisinde bir siyasî parti teşkilâtı olarak CHP’nin etkinliği ile ilgili tartışmaları bir yana koyarak) tek parti dönemi; 1946’da DP’nin kurularak, 22 Mayıs 1950’de iktidarı devraldığı dönemi ise tek parti döneminin bittiği, ancak tek parti yönetiminin yaklaşık 4 yıl daha devam ettiği bir Post-Tek Parti Dönemi ya da CHP İdaresi Dönemi olarak adlandırarak, tartışmamızın dışında bırakabiliriz. 22 Mayıs 1950’de başlayan bu tarihten, 27 Mayıs Darbesi’ne kadar geçen döneme DP damgasını vurur. Bu dönem Türkiye’nin Birinci Merkez Sağ Dönemi (DP)’dir. Darbe tarihinden sonraki yaklaşık bir buçuk yıllık (20 Kasım 1961’e kadar devam edecek olan) dönem, Türkiye’nin Birinci Askerî İdare Dönemi olarak adlandırılır. Birinci Askerî İdare Dönemi’ni, Birinci Koalisyonlar Dönemi takip eder. Bu dönem de yaklaşık 4 yıl sürer ve ardından Ekim 1965’de başlayıp, 12 Mart Darbesi ile son bulacak 5,5 yıllık bir İkinci Merkez Sağ Dönemi (AP) başlar. 12 Mart Muhtırası, Türkiye’de İkinci Askerî İdare Dönemi’nin de başlangıcıdır. 12 Mart’tan sonra istifa eden Demirel, görevini 26 Mart’da Nihat Erim’e bırakır. İkinci Askerî İdare Dönemi 26 Ocak 1974’te kurulan CHP-MSP koalisyonu ile yerini yaklaşık 6,5 yıl devam edecek olan İkinci Koalisyonlar Dönemi’ne bırakır. İkinci Koalisyonlar Dönemi de bir darbeyle kesintiye uğrayacak; 12 Eylül Darbesi’ni takiben 21 Eylül 1980 tarihinde kurulan Bülent Ulusu Hükümeti ile Üçüncü Askerî İdare Dönemi başlayacaktır. Bu dönem 13 Aralık 1983 tarihinde göreve başlayan ANAP iktidarı ile son bulur. Üçüncü Merkez Sağ Dönemi (ANAP)’da Anavatan Partisi, yaklaşık 8 yıl iktidarda kaldıktan sonra, 1991 yılı sonlarında görevini DYP-SHP koalisyonuna devreder. Böylece 2002 yılı sonlarına kadar 11 yıla yaklaşık devam edecek olan Üçüncü Koalisyonlar Dönemi de başlamış olur. 2002 yılından 2015 seçimlerine kadar geçen 13 yıllık sürede ise AKP hükümetleri, Dördüncü Merkez Sağ Dönemi (AKP) hükümettedir.

Farklı bir çerçeveden yukarıdaki verileri okumayı denersek, 1950 sonrasında on yıl devam eden merkez sağ hükümetlerini (DP, 1950-1960) askerî idare hükümetleri (1960-1961), askerî idare hükümetlerini koalisyonlar (1961-1965), koalisyonları yine merkez sağ hükümetleri (AP, 1965-1971), AP yönetimini yine askerî idare hükümetleri (1971-1974) ve onu yine koalisyonlar (1974-1980), koalisyonları da yine askerî idare hükümetleri (1980-1983) takip etmiştir. 1950-1980 periyodunda Merkez sağ hükümetler-askerî idare hükümetleri-koalisyonlar zinciri hiç sırasını bozmadan birbirini takip etmiştir. 1980’den sonra ufak bir değişiklik olur ve askerî idare hükümetleri biter bitmez koalisyonlar değil, merkez sağ (ANAP) hükümetleri gelir ve koalisyonlar onu takip etmeye başlar. Üçüncü koalisyonlar evresinde küçük bir sıralama değişikliği daha yaşanacak; 28 Şubat Darbesi, 1991-2002 arasındaki üçüncü koalisyonlar döneminin içerisine yerleşecektir. 1950-1980 periyodundan farklı olarak 28 Şubat 1997 Darbesi’nin öncesi de sonrası da koalisyon hükümetleri ile çevrilidir. Tabloya dikkat edilirse, 12 Eylül Darbesi sonrasında koalisyon hükümetleri döneminin başladığı 20 Kasım 1991 tarihinden 28 Şubat 1997 sonrası 54. Hükümet’in görevini devrettiği 30 Haziran 1997 tarihine kadar geçen süre de Üçüncü Koalisyonlar Dönemi olarak adlandırılmış; 28 Şubat 1997 Darbesi’nden sonra 18 Kasım 2002’ye kadar devam edecek olan dönem de aynı isimle nitelendirilmiştir.

28 Şubat Darbesi sonrası, tabir-i caizse, Türkiye siyasi tarihinin 1950 sonrası değişmeyen kısır döngüsü bir anlamda yine başa dönmüş; darbeyi koalisyonlar; koalisyonları 18 Kasım 2002’den sonra Dördüncü Merkez Sağ Dönemi takip etmiştir. Bu noktada 28 Şubat Darbesi ile ilgili bazı özgün noktaları vurgulamak gerekmektedir. 28 Şubat sorasında kurulan koalisyon ve azınlık hükümetlerinin tamamı yukarıdaki tabloda da yapıldığı gibi, 28 Şubat öncesinde başlayan koalisyonlar döneminin bir devamı da sayılabilir; nitekim tabloya dikkat edilirse, 28 Şubat Darbesi öncesi ve sonrasındaki tüm koalisyon hükümetlerinin, Üçüncü Koalisyonlar Dönemi olarak adlandırıldığı görülebilecektir. Bunun tersi de yapılabilir, darbeden yaklaşık bir ay sonra istifa eden 54. Hükümet’ten Abdullah Gül’ün 58. Hükümeti’ne kadar geçen sürede kurulan üç hükümeti -55,. 56. ve 57. hükümetleri- Dördüncü Askeri İdare Dönemi ve/ya bu askeri idare dönemi sonrasında kurulan Dördüncü Koalisyonlar Dönemi olarak da anılabilirdi. Gerçekten de sözü geçen hükümetler -55,. 56. ve 57. hükümetler- hem darbeden önce zaten başlamış olan koalisyonların bir devamı hem de 28 Şubat Darbesi’nin sivil uzantıları olarak anılabilirler. 30 Haziran 1997-18 Kasım 2002 periyodu, ister yeni bir koalisyon dönemi (Dördüncü Koalisyonlar Dönemi) olarak anılsın isterse bu çalışmada olduğu gibi ayrı bir koalisyonlar dönemi olarak adlandırılmasın; isterse de 28 Şubat’ın (Dördüncü Askeri İdare) sivil uzantısı olmalarından hareketle darbenin sivil uzantıları olma nitelikleri ön plana çıkarılarak Dördüncü Askeri İdare Dönemi olarak tanımlansınlar, yapılanların hiçbiri tam anlamıyla yanlış ve hatalı olmayacaktır.

Tekrar pahasına özetlemek gerekirse, 30 Haziran 1997-18 Kasım 2002 arası dönem Dördüncü Koalisyonlar Dönemi olarak da Dördüncü Askeri İdare Dönemi olarak da adlandırılabilirdi. Ve tüm bunlar çok da yanlış olmazdı. Ancak yukarıdaki tablodan da görülebileceği gibi bu yola gidilmeyerek, 28 Şubat Darbesi sonrasını, bu darbeye özel bir askeri idare dönemi ve/ya bu askeri idare dönemini takip eden bir yeni (dördüncü) koalisyonlar dönemi olarak tanımlama yoluna gidilmedi. Bu tercihte, tarihe post modern darbe ya da bizzat darbeyi gerçekleştiren askerin kendi tanımlamasıyla balans ayarı olarak geçen 28 Şubat Darbesi’nin, öncesindeki tüm darbelerden (ve girişimlerinden) farklı olarak, tamamen mevcut pozitif hukukun kuralları (elbette ki kötüye) kullanılarak yapılmış, bu kuralların içerisinde kalarak gerçekleştirilmiş bir darbe olmasını niteleme isteği rol oynamıştır.

28 Şubat Darbesi ve onun Türkiye siyasetindeki özgünlüğünü başka bir tartışmanın konuları arasına havale ederek bir hususun altını daha çizmek gerekiyor ki, Cumhuriyet’in 1950-2015 tarihleri arasındaki 65 yıllık dönemi dikkate alındığında ve merkez sağ-koalisyon-askerî idare hükümetleri üçlüsünün hangisinin kaç yıl sürdüğü ya da hangisinin hangisini takip ettiği dikkate alınmadığında, Türkiye siyasetinin, merkez sağ (DP-AP-ANAP-AKP hükümetleri), koalisyonlar ve askerî yönetimlerin sivil uzantıları arasında salınıp duran sarkaç özelliği gösterdiğini söyleyebiliriz.

Türkiye’de siyasî iktidarın DP’ye geçtiği tarihten, günümüze (2015 seçimleri arifesine) kadar yaklaşık 65 yıl geçmiştir. Bu 65 yılın yaklaşık 7,5 yılı doğrudan doğruya askerî hükümetler ya da onların sivil uzantılarının (Erim ve Ulusu hükümetleri gibi) yönetimi altında sürmüştür. Azınlık hükümetleri, geçici hükümetler, dışarıdan destekli hükümetler vb. şekilleri de dâhil olmak üzere 3 dönemde Türkiye siyasetini etkileyen koalisyonlar dönemi ise bu tarihsel kesitin yaklaşık 21,5 yılını oluşturur. 14 Mayıs 1950 sonrasından günümüze kadar geçen 65 yılın, koalisyonlar ve askerî idareler altında geçen yaklaşık toplam 29 yılını çıkarırsak geriye kalan 36 yılı, sadece dört partinin yasama organına hâkim, yürütme organında da tek güç olarak bulundukları bir dönemdir. Gerçekten de, bu 65 yılın askerî idare dönemleri ile geçen 7,5 yılını bir kenara koyarsak, yaklaşık 58 yılında iktidarlar bir şekilde seçimler yoluyla şekillenmiş ve süreçte koalisyonlar dönemleri hariç, Türkiye’de, değil bir sol tandanslı hükümeti, merkez sağ (DP, AP, ANAP, AKP çizgisi) dışındaki herhangi bir sağ eğilimli partiyi dahi bir şekilde hükümette görmemiz mümkün olmamıştır. AP ve ANAP’ın yukarıda özetlenen koalisyonlar dönemlerindeki rollerini de bir kenara koysak bile, Türkiye, yaklaşık 36 yıl boyunca sadece bu dört partinin (yaklaşık olarak DP 10 yıl; koalisyonlar dönemlerindeki hükümetleri hariç AP 5,5 yıl, ANAP 8 yıl ve AKP 13 yıl olmak üzere) kurduğu hükümetler tarafından yönetilmiştir. 1965’sonrasının ortanın solcusu, 1970’lerin demokratik solcusu, 1992 sonrasının ise sosyal demokratı CHP bir yana, sağın milliyetçi (MHP) ve muhafazakâr çizgisi (Milli Nizâm Partisi ve devamı) de bu akıbeti paylaşmak zorunda kalmışlardır. Bunun nedenleri üzerinde genel bir değerlendirme yapabilmek için ilk önce, Türkiye sağının DP-AKP çizgisini, yani merkez sağ çizgisini, diğer sağ çizgilerden (milliyetçi ve muhafazakâr sağ çizgilerden) ayıran temel farklar; bir başka ifâdeyle, DP-AP-ANAP-AKP iktidarları arasındaki düzenliliği, devamlılığı tesis eden sosyo-ekonomik rabıtadan bahsetmek gerekmektedir. Tanıl Bora’nın Türk Sağının Üç Hali başlıklı kitabından ve bu kitabında Türkiye’de sağı tanımlamak için kullandığı metafordan da yararlanarak belirtmek gerekirse, cevaplamamız gereken soru şu şekildedir: Türkiye sağını sağ yapan temel unsurlardan farklı olarak, askerî idare dönemleri ve koalisyon dönemleri (kısmen) hariç Türkiye’yi yönetmekte olan bu merkez sağ çizginin (DP-AKP) temel bileşeni nedir, onu sağın diğer çizgilerinden farklı kılan temel nitelikleri nelerdir? Hareket noktamızı bir kez de şöyle özetlemeye çalışalım: Soğuk Savaş ikliminin sert rüzgârlarının üzerinde estiği Cumhuriyet tarihinde ya da hem 12 Eylül ile hem de SSCB’nin yıkılarak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle yaralarının iyice derinleştiği bu siyasi tabloda solun dışlanma nedenleri üzerinde konuşmak görece daha kolayken, neden sağın tek bir çizgisinin –merkez sağın- iktidarını koruyabildiğini tartışmak gerekmektedir. Aşağıda ana hatlarıyla özetlenecek olduğu gibi, Bora’dan hareketle, hangi siyasi parti ya da düşünsel çizgi etrafında örgütlenmiş, kümelenmiş olursa olsun, Türk sağının tümünü tanımlamak için gerekli kriterler ortakken, neden sağın milliyetçi ve muhafazakâr çizgileri değil de sadece merkez sağ çizgisi iktidarda süreklilik arz edebilmekte; arızî dönemler dışında sağın diğer çizgilerini ya da CHP’yi iktidar koltuğunda görmek mümkün olmamaktadır.

Mete K. KAYNAR