HIKAYE

Size bir ay boyunca hasta sevgilime bakıp doğum günümde terk edilişimi anlatayım

Author

Hikayemiz 2016 yılının eylül ayında başlıyor. O zamanlar sevgilim şu anda eski sevgilim olan şahıs şımarıklığından olsa gerek alkollü halde trafiğe çıkıp kaza yapıyor. Aynı zamanda kişilik bozukluğu varmış, bunu ayrılınca öğrendim oralara geleceğim.
Bizim tanışmamız şu şekilde olmuştu, ben daha lisedeyim sivilce sorunlarım olduğu bir dönem bu olaydan beş sene öncesi sürekli gittiğim bir kafede beni gözüne kestiriyor. Daha sonra arayıp tarayıp beni buluyor ve sosyal medyadan çaresizce yürümeye çalışıyor-ki asıl çaresizliği yazının devamında göreceksiniz-ben de liseli egomla buna yüz vermiyorum. Bunun izleyen beş sene boyunca inatla iki ayda bir şansını denemeye devam ediyor. Takıntı haline getirmiş artık ki beş sene sonra hala bir umut bekliyor.
Şimdi benim nasıl olup da onunla bir ilişkiye başladığım zamana geliyoruz. Ben bunun kaza yaptığını öğreniyorum geçen eylül ayında. Salaklık da bende ya merak ediyorum nasıl diye çünkü arkadaşları olayı bir hayli büyütüp o şu an çok iyi ama haftaya ameliyat olacak kolunda üç kırık var şeklinde bir yazı paylaşıyor profilinde. Bu yazıyı ben nasıl gördüm inanın bilmiyorum çünkü daha önce onun hastalıklı davranışları yüzünden bütün sosyal medya hesaplarımdan engellemiştim, yani ben öyle sanıyordum.
Daha sonra saf ve salak iyilik hallerimle buna nasılsın kaza ne oldu diye mesaj atıyorum sohbet sohbeti açıyor ve ameliyatı nerede olacağını söylüyor, şansa bakın ki hastane bizim eve on dakika uzaklıkta. Ameliyattan önceki bir hafta boyunca konuşmaya devam ediyoruz ama ara sıra "Kolum çok ağrıyor biraz uyuyacağım belki geçer" diyor ben de tamam diyorum bu böyle devam ediyor.
Ameliyat günü gelip çatıyor ben beyaz gömleği giymişim hastaneye gidiyorum saat sabah 10 ama ellerim titriyor ilk görüşmemiz hastanede olacak yetmezmiş gibi ailesi falan da orada. Ben bunları düşünürken hastaneye gelmiş, danışmadan oda numarasını öğrendikten sonra oturup bekleme salonunda kalmışım. Yok hiçbir şekilde cesaret edip yukarı çıkamıyorum hadi bi cesaret diyerek kalkıp asansörün önünden oturduğum koltuğa geri yürüyüp duruyorum. Böyle böyle kendimle çatışarak iki saati geçirdim o hastane lobisinde. Sonra bir deli cesareti geldi ve asansörü sollayıp merdivenlerden 3.kata koşarak çıktım. Odanın önüne geldim kapıyı ittirdim ve gördüğüm sadece iki tane oynak kız ve bir de annesi oldu. Bu kızlar kim acaba ben üçüncü eşmiyim diye kendi içimden iğrenç espriler yaparak onlara bakıyorum daha sonra fark ettim ki onlar da bana bakıyor. Ameliyat saati 11 olduğu için pre-op kısmını kaçırmışım, çoktan almışlar ameliyata. Annesi de tanımadığı kişilerle karşılaşma şokunu oynak kızlarla atlattığı için bana sadece "Gel kızım otur, ameliyata aldılar onu" diyor. Neyse ben oturuyorum tatlı tatlı sohbet ediyoruz, bu sırada kızlarla alakasız kafe benzeri yerlerden tanıştığını öğreniyorum. Ama kızlar kardeşim gibi severim dediği için o sıralar sorun görmüyorum, annesi de bizim aramızda farklı bir şeyler olduğunu anlamış olacak ki sürekli benimle konuşuyor.
Biz yaklaşık iki saat böyle sohbet ediyoruz ama ben stresten kollarımı vücuduma sarmışım,gelirken ne uğraşlarla ütüleyip giydiğim jilet gibi gömleği çayın bir lira olduğu dandik kafelerdeki peçete gibi buruşturmuşum, sıcaktan bunalmış halde hala ameliyattan çıkmasını bekliyorum. Bir yandan da kendisini görmeden annesiyle tanıştım bu nasıl ilişki başlangıcı diye kendimi yemeye devam ediyorum.
Neyse sonunda anestezistler ameliyathane sedyesiyle kapıdan içeri giriyorlar, arkalarından babası, ben bu aralar bi de babayla tanıştık oh çok güzel oldu derken arkadan başka bir arkadaşı daha giriyor içeriye. Çocuk anestezinin etkisiyle ailesine benim hakkımda saçmalamasa bari diye düşünürken yatağa almak için odadan çıkmamızı söyleyen hemşirenin sözünü dinleyip dışarı çıkıyoruz. Koridor da bir o kadar kalabalık ki ilkokul aşkımı dahi görüyorum orada, bizim mahalle sonuçta.
Prosedürleri atlattıktan sonra başına toplaşıyor herkes, ben de bir köşede dış kapının dış mandalı vaziyetinde bekliyorum. O uyuşmuş haliyle bile arabasını sayıklayıp duruyor babası da teselli ediyor alırız yaparız diye kızlar "yaaa kardeşim yapma böyle geçecek hepsi" nidalarıyla elini tutup terini siliyorlar falan ben de öğürme refleksimi engellemeye çalışıyorum derken gözleri odada dolaşıyor dolaşıyor ve beni buluyor. İsmimi sayıklamaya başlıyor bu kez herkesin otomatik olarak kafaları bana dönüyor çünkü çocuğun arabadan başka söylediği ilk şey benim adım. Yanına çağırıyor beni utana sıkıla gidip elini tutarak teselli verme nöbetini devralıyorum. Bunu izleyen iki saat boyunca da bu sürüyor.

Size bir ay boyunca hasta sevgilime bakıp doğum günümde terk edilişimi anlatayım

Sonra kafası düzelmeye başlayınca bana "Beni hala sevmiyorsun değil mi?" "Bizden olmayacak biliyorum" "Gözlerinden anladım" gibi sözler söyleyerek vicdanımı lime lime etmeye devam ediyor. Ben de normalde yalanlardan methiyeler dizebilen insan o an bir şey diyemiyorum sanki dilim tutulmuş. Sadece gülümseyip saçmalama diyerek toparlamaya çalışıyorum. Konu nasıl oralara geldi ne oldu bilmiyorum ama biz oracıkta sevgili oluyoruz. Ben de florence nightingale etkisiyle kabulleniyorum durumu. Bi bahane uydurup annem bekler beni ben gideyim diyerek hastaneden ayrılıyorum, tabi ki burada bitmiyor. Ertesi gün de var.
Bu defa sabah erkenden gidiyorum hastaneye sabah 8 suları poğaça alsam mı almasam mı belki kahvaltı yapmışlardır ikilemiyle yolu geçirip odanın önüne geliyorum. Kapıyı açınca iki tane götü başı yaymış yatan kız beklediğimden sadece annesini görünce şaşırıyorum, gece esmer olanın başı ağrımış falan eve gitmişler. Bizimki fosur fosur uyuyor, biz annesiyle sohbet ediyoruz sessizce babası geliyor doktor geliyor derken hadi sizi eve gönderiyoruz diyorlar, içimden diyorum ki az daha kalsaydık bi kahvaltıyı iteleyip yolluyorsunuz koca aileyi.
Neyse ailesi taburcu işlemleri için aşağıya inerken değerli oğluşlarını bana emanet ediyor. Bizimki beni görünce ayılmış bize gel bizimle gel diyerek yavru köpek bakışlarıyla onay almaya çalışıyor ben olmaz demeye devam ediyorum. Derken annesi geliyor sen de bizimle gelsene diye darlamaya başlıyor ben ona da aynı şekilde olmaz derken el birliğiyle ordan beni eve götürüyorlar. Yemek yiyoruz ben ortalığı topluyorum bizimkinin hasta triplerini çekiyorum derken çok tatlı bir aile tablosu oluşuyor.
Sonunda bu utangaç evreyi atlatınca ilerleyen iki hafta boyunca sürekli evlerine gidip annesine yardım ediyorum, yalaka kız görevimi yapıp bizimkine yemek yediriyorum hatta terini bile siliyorum, bulaşıkları yıkıyorum, arkasındaki yastığı düzeltiyorum derken ufak ufak ağına düşüyorum. İki hafta boyunca durumu o kadar kötü olmamasına rağmen annesi bile bunu bırakıp kuaföre giderken ben evde hapsolmuş evlilik programı izliyorum. Hayır programa meraklı olan keşke ben olsaydım ama kendisi açtırıyor, iç sıkıntıma bir yenisini ekliyordu. Üçüncü hafta ise artık gayet iyileşmiş ona buna salça olmaya devam ediyor, bu ara da benim telefonum kırık hatta hastaneye giderken kırmıştım, eski model bir telefonla idare ediyorum bu yüzden ne yaptığını sosyal medyadan denetleyemiyorum. Biz evden dışarı çıkamıyoruz hala ve bir hafta sonra doğum günüm. Sabah kahvaltıda babasına "Doğum günü için restoran önersene bana ya" diyerek sululuk yapıyor.
Bana gelecek olursak benim vize haftam gelmiş bi okula bi onların evine mekik dokurken bir ayı böyle doldurmuş oluyoruz. Doğum günüme üç gün kala bana ailecek Ankara'ya gideceklerini söylüyorlar. Annesi seni de götürelim falan diyor ama imkanı yok ben akşam ezanında evde olan klasik Türk ailesinde büyümüşüm gidemem. İki gün sonra gidiyorlar, benim içim buruk ama olsun diyorum hasta zaten kafasını toparlasın ne olacak doğum günümü kutlamasak? Gittikleri gün beni arıyor doğum günün kutlu olsun diye, doğum günümü bile şaşırmış halbuki ertesi gün, ama ben ona bunu kibar bir dille söylüyorum. Yarın bana bir arkadaşımın telefonunu ona vermemi, uzun bir mesaj falan yazarsa smsten gönderemeyeceğini söylüyor. Tamam diyorum. Bu iki hafta geçene kadar son konuşmamız oluyor.
Ben doğum günümü buruk bir şekilde tek arkadaşımla kutluyorum, pastamı kafenin sahibi almış, üstünde iğrenç bir şekerden kuğu var ama olsun diyorum bu da yeter. Bizimkinden arama mesaj bir şey bekliyorum gelmiyor. Diyorum ki whatsapptan yazmıştır belki arkadaşıma sim kartımı takıp bakıyorum o da yok. Aramıyorum ben de bari bu gün ben bir şey yapmayayım benim için bir şey yapsın diyorum içimden. Derken sosyal medyadan uzak kaldığım aklıma geliyor. İnstagrama girip iki saat önce beğendiği kızların fotoğraflarına kanım çekilerek bakıyorum. Benim için bitmiştir deyip yine de bir umut bir munzurluk yapıp 23.59da arar diye o gecenin sonuna kadar bekliyorum. Aramıyor. Uzun bir mesaj atıp öfkemi kusuyorum. Hastalığının arkasına sığınarak beni bastırıyor, başım döndü merdivenden düştüm dikişlerim açıldı diye saçmalıyor ben de olanca saflığımla tamam diyetime devam ediyorum.
Aradan iki hafta geçiyor ve telefonum yenileniyor. Anında stalka başlayıp neler yapmış bakıyorum. Ve ne oluyor? Beynimden vurulmuşa dönüyorum. Ameliyattan önceki hafta dahil olmak üzere her gece istisnasız her gece bana uyuyorum deyip dışarı çıktığını görüyorum. Beni bir ay eve hapsedip kendisi geceleri hayatını yaşıyormuş. İki haftadır da konuşmadığımızı hesaba katarak düşünmeye başlıyorum. Bir ayım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Şehre dönüp dönmediğini öğrenmek için arıyorum. Garip bir şekilde telefonu açıyor. Ben kendi kendime inanamıyorum nasıl açar diye sayıklarken ne söyleyeceğimi unutup bodozlama "Eve döndün mü?" diye soruyorum. Hayır cevabımı aldıktan sonra "Tşörtün ve bilekliğin bende, gelince haber ver getireyim" diyerek ayrıldığımı hissettirmeye çalışıyorum. Yalvarmasını beklerken de "Tamam" cevabını alnıma yapıştırarak telefonu kapatırken onun beni çoktan terk ettiğini anlamış bulunuyorum. Konu burda kapanıyor, ben bundan iki ay sonrasına kadar tşörtünü giyip sünepe tarzımı yorganın altında ağlayarak sürdürüyorum.
Daha sonra ortak bir arkadaşımızla havadan sudan muhabbet ederken bipolar olduğunu, istisnasız her kızı böyle terk ettiğini ve yalancının önde gideni olduğunu hatta ve hatta lakabının kolpa olduğunu öğrenip depresyonu yakamdan silkiyorum. Hikayemiz burada bitiyor, tşörtünü ve bilekliğini veremedim çünkü bir daha konuşmadık. Bilekliği ne zaman taksam başıma bir musibet geldi bu yüzden onu attım ama tşörtü hala işe yarıyor ağda bezi bittiği zaman onu kullanıyorum.

Size bir ay boyunca hasta sevgilime bakıp doğum günümde terk edilişimi anlatayım