EDEBIYAT

Aşk acısı çekenler buraya: Yalnız değilsiniz!

Author

Hepimizin bir aşk acısı vardır, günleri şaşırtan, geceleri ayakta tutan, acısıyla şekilden şekle sokan bir ağrı. Ruhumuzun bütün kapılarını sertçe duvarlarımıza vuran bir ağrı. İç askılarımıza kendimizi asıp durduğumuz bir ağrı. Ve bu bekleyiş bir ağrı ve acı nöbetine dönüştüğü, bitmek bilmeyen anlar. Aşk acısını çekenler ünlü olunca, merakı da o denli fazla oluyor. Şiirlerini tutkuyla okuduğumuz şairlerin en çok aşklarını merak ederiz. Onların aşklarına dair okuduklarımız, bizi büyüsünü altına alır. Şairlerin çektiği yoksulluklardan çok aşk acıları daha çok okurların ilgisini çekmiştir.

Orhan Veli ve Nahit Gelenbevi

Orhan Veli, belediye çukuruna düşüp öldüğünde henüz 36 yaşındaydı. Yaşamı ve şiirlerinin yanında, çektiği aşk acısı da herkesin ilgisini çekmiş bir şairdir Orhan Veli. Cemal Süreya'nın "Rönensans gibi kadın" diye bahsettiği Nahit Gelenbevi, Orhan Veli'nin biricik aşkı olmuş, şiirlerinde de bahsettiği üzere, onun dünyasındaki aşkı ve acısını bütün heybetiyle göstermiştir. Orhan Veli, Nahit Hanım'dan şiirinde böyle bahseder:

"Hiçbirine bağlanmadım /Ona bağlandığım kadar/Sade kadın değil, insanv/Ne kibarlık budalası /Ne malda mülkte gözü var /Hür olsak der /Eşit olsak der /İnsanları sevmesini bilir /Yaşamayı sevdiği kadar."

Ahmet Arif ve Leyla Erbil

"İlk sen mağlup ettin beni," diyor Ahmed Arif, karşılıksız aşkı, yazar Leyla Erbil'e. Daha sonra, Leyla Erbil'in ölümüyle ortaya çıkan mektuplar, Hasretinden Prangalar Eskittim şiir kitabının ilham kaynağı olduğunu ortaya serer. "Ve sen daha demincek, yıllar da geçse demincek," diyen Ahmet Arif'in Leyla Erbil'e duyduğu acı dolu aşkın yanında, mektuplarında o dönemki sürgünlüğünü, edebiyat ortamını ve siyasi baskıları da anlatır. Yazar Leyla Erbil'e yazdığı mektuplarda derin aşk acısını apaçık gözler önüne seriyor. Şöyle ki bir mektubunda Ahmed Arif; "Canım Benim, Bilir misin “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep." diyerek onu ne denli güçlü sevdiğini göstermiştir.

Tomris Uyar, Ülkü Tamer, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever

Tomris Uyar ve aşk denince akla Ülkü Tamer de, Cemal Süreya da, Turgut Uyar da, uzaktan da olsa Edip Cansever de gelir. Deneme ve öykü yazarı Tomris Uyar, aşkın gölgesinde güzelliğin alımıyla ihtişamını görünür kıldığı her daim dile getirilse de, en önemli olduğu nokta öykülerinin kıymetidir. Tomris Uyar, şair Ülkü Tamer ile evliyken Cemal Süreya'ya aşık olur. Cemal Süreya da evliydi. Aşkları için ikisi de boşanıp üç yılı beraber geçirdiler. Cemal Süreya Sayım şiirini onun için yazmıştır: "En sonunda caddelere çıkardım / Kaynağından öptüm seni"

Cemal Süreya'dan ayrıldıktan sonra Tomris Uyar, Turgut Uyar ile evlenir. Tomris Uyar, Turgut Uyar için, "Turgut, her an beni elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabet söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım," der. Turgut Uyar, korkmakta haksız değilmiş, çünkü onu uzaktan uzağa seven Edip Cansever vardır. Cansever, Tomris Uyar için bir şiir kaleme almıştır: "Adını yenile bu yıl, ama bak yine Tomris Uyar olsun gene /Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma /Oysa güneş bek batmadı senin evinde/Söyle /Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç?"

Sezai Karakoç ve Muazzez Akkaya

Cemal Süreya'nın soyadından bir 'y' harfi eksilmeden önceydi. Üniversitede sınıf arkadaş olan Cemal Süreya ve Sezai Karakoç, aynı kıza aşık olur, birbirlerine de anlatırlar. "Ben elde ederim, sen elde edersin," iddiasına tutuşurlar, ve Cemal Süreya iddiayı kaybeder, soyadından bir 'y' harfini attırır attırmasına ama, Muazzez Akkaya'nın kendisi üzerine iddiaya girildiğini öğrenmesinin ardından okulu bırakır ve Sezai Karakoç'u da terkeder. Bu ayrılığa üzülen Karakoç, aşk acısı çeker, Muazzez Akkay için Mona Rosa şiirini yazar:

"Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. /Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak. /Kanadı kırık kuş merhamet ister. /Ah senin yüzünden kana batacak. /Mona Rosa. Siyah güller, ak güller."

Aşk acısı çekenler buraya: Yalnız değilsiniz!