EDEBIYAT

Bir zamanlar antrenör olan ünlü yazar Yusuf Atılgan hangi takımı tutuyordu?

Author

Yazarların yazmak dışındaki uğraşıları okuyucunun ilgisini çekmekle birlikte başka bir meraka da evrilir bazen. Yazarın özel hayatı, sevdiği renkler, yemekler, tuttuğu takım, burcu vs. vs. özellikleri okuyucunun yazara olan yaklaşımını değiştirir. Ya onu çok sever kimi zaman ya da sıradan bir yazarmış gibi davranır ona. Nostalji her daim satılan ve tüketimi olan bir şeydir. Bir poster, bir fotoğraf, bir eşya, bir ev, bir araba, diye uzar gider liste. İnsanların kendilerini yeniden görebilmeleri için bir fırsat mıdır, bir tesadüf müdür, bilemem. Ama insanların yaşadıkları anın içinden çok geçmişte kendilerini bulmaları, geçmişe özlem duymaları, biraz da samimiyet arayışından olsa gerek. 

Anayurt Oteli ve Aylak Adam gibi iki önemli romanın yazarı Yusuf Atılgan'ın futbola olan tutkusu da geçmişten günümüze bir anda indi. Defterler açıldı. Atılgan'ın dünyasında bilinmeyenler bir bir ortaya çıktı. Yusuf Atılgan'ın futbola dair anıları serildi. Bahisler yükseltilmeyecek elbette şimdi. Ama birazcık olsun tebessüm edecek yüzlerimiz. Sadece ilgiyle sınırlı kalmamış Yusuf Atılgan'ın futbol tutkusu, hem oynamış, hem izlemiş, hem de antrenörlük yapmış. 

Yusuf Atılgan'ın futbol tutkusunu oğlu Mehmet Atılgan'ın t24'e verdiği söyleşiden okuyalım:

1939 yılında 18 yaşındayken üniversite eğitimi için Manisa’dan İstanbul’a geliyor. Beyazıt’ta bulunan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümü binası 1942 yılında yanınca, eğitime geçici olarak Beşiktaş’ta Resim ve Heykel Müzesi’nin de bulunduğu Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi’nde devam eder. Atılgan ve aralarında Vedat Türkali’nin de bulunduğu fakülteden birkaç arkadaşı okula yakın olmak için Çırağan Asariye Yokuşu’nda ortak ev tutarlar. Asariye Yokuşu o sırada Beşiktaş’ın futbol maçlarını oynadığı, Çırağan Sarayı’nın bahçesinde yer alan Şeref Stadı’nın tam karşısındadır. Babam, okuldan arta kalan zamanlarında sık sık maç izlemeye evine ve okula çok yakın olan Şeref Stadı’na gide gele Beşiktaşlı olur.

Kaderin garip bir cilvesidir ki, babam Beşiktaş’ın tarihinin en başarılı dönemini yaşadığı üç yılı göremeden hayata veda etmişti. Ölümünden (9 Ekim 1989) sadece bir hafta sonra Beşiktaş Adana Demirspor’u 10-0 yenerek hem kendi hem de Türkiye Birinci Futbol Ligi’nin hâlen egale edilemeyen en farklı galibiyetini alır (15 Ekim 1989), izleyen üç sezonu da şampiyon tamamlar.

Futbola ve genel olarak spora olan düşkünlüğü Beşiktaşlılığıyla sınırlı kalmamış, 1950 yılında çiftçilik yaptığı Manisa’nın Hacırahmanlı kasabasında Türkiye’nin kasaba düzeyinde ilk spor kulüplerinden birini kurmuş, kulübün futbol takımında oynamış ve antrenörlük yapmış.

Sadece futbola değil bütün spor türlerine karşı çok ilgiliydi. Olimpiyatlarda gülle atmadan uzun atlamaya kadar her yarışmayı sonuna kadar dikkatle izlerdi. 1984 yılında Los Angeles Olimpiyatları’nı izliyorduk. Sovyetler o yıl olimpiyatlara katılmamıştı. ABD, 1980 Moskova Olimpiyatları’na katılmamıştı, Sovyetler’in Afganistan’a girişini protesto ettikleri için. Sovyetler de ABD’yi boykot etti. Babamın keyfi kaçmıştı Sovyetler katılmadığı için. Çünkü devrim ülkelerine bir sempatisi vardı. 1986 Meksika’daki Dünya Kupası’nda Sovyetler, hakemin aslında ofsayt olan iki golünü sayması sonucu Belçika’ya yenilmişti. Hakeme çok sinirlendiğini hatırlıyorum. 1988’de de Avrupa Futbol Şampiyonası da yine Sovyetler’in çok iyi olduğu bir dönemdi. Babamın sempatisi sebebiyle Sovyetler’i tutuyordum, tüm arkadaşlarım Hollanda’yı destekliyordu. Sanırım Türkiye’de Sovyetler’i tutan üç beş çocuktan biriydim. 1986 Dünya Kupası sırasında “çabuk gel İtalya ‘90” dediğini hatırlıyorum. Ama maalesef görmeye ömrü yetmedi.

Bir zamanlar antrenör olan ünlü yazar Yusuf Atılgan hangi takımı tutuyordu?