EDEBIYAT

Edebiyatın biricik yazarı Bilge Karasu'dan ruhunuzu besleyecek 15 alıntı

Author

Bilge Karasu, kendi derinliğini kaleminin biricikliğinde yürüterek, kendine has bir duruş yaratmıştır. Günümüzde kıymeti henüz bilinmese de, okunmayı en çok hakkeden yazarlar arasındadır. Doğadan insana, insandan doğaya çizdiği yolla sevginin, aşkın, ruhun bütün kıvrımlarında okuyucusunun içine inebilmiştir. Özellikle bu bağlamda yaratmış olduğu güçlü imgelerle okuruna seslenir. Bilge Karasu, bir zeka dairesi içinde eserlerini konuşturur, bunu yaparken çiçekler, hayvanlar, bitkiler ve ağaçlar arasında okuyucusunu nefeslendirir. Onun kaleminden çıkan kelimeler sizi bir büyü eşliğinde sarar.

İşte Bilge Karasu'nun kitaplarından 15 önemli alıntı:

"İnsan, soyuna soyuna deriye varır, onura, öz saygısına varır. bunları yüzmek, koparıp atmak, güçtür ya, soyunmayı yürekten benimsemiş kişi, sırası geldiğinde, bu son adımı atmağı değer bellediğinde, ölmesini bilir. Ne ki, bir tek kez yapılabilecek bu işi, böyle bir eylemin değerini anlayacak kişiler karşısında yapmak ister. Yanılır da, sırası geldi diyerek, olmayacak yerde girişirseniz bu işe, acı bir masal olur çıkarsınız."

"Az konuşan, yalnızlığı asıl durumu bellemiş insanların çok konuştuklarını fark ettiklerinde birden utanıp susmalarına benzettim susuşunu." 

“Seni, lavanta kokulu bir sabunda; bir kavun diliminde, açık, uçuk gümüş rengi bir çorapta; bir yasemin dalında; adını bilmediğim, bilmemekten utanç duyduğum halde öğrenmek istemediğim sabun kokulu, el büyüklüğünde, fildişi rengi bir çiçeğin açışında; yıkık kemerlerde uyuklayan kedilerde; gecenin soğumuş kumunu döven, patlayan dalgaların sesinde; günün ilk ağartısında —karanlık saatler boyunca dağıtıp durduğun yatağında sabahın serinliği çıplaklığına işlemeğe başlarken— uyanmaksızın, omuzlarına doğru çektiğin, örtündüğün bir çarşafın ılık, ak mutluluğunda bulacağım; dirim içimden çekilesiye… kokularım, seslerim, görüntülerim, anılarımsın sen benim. Dokunduğum, okşadığım, en gizli tadını tattığımsın. Kahvaltının üçüncü çayı bittiğinde ‘uyanamadın mı daha?’ dediğim zaman ‘ne gereği var?’ diyen ilk insansın bana."

"Bir ilişkinin bozulmadan, için için çürümeden ya da çürümeğe başlamaksızın yıllarca sürdürülebilmesinin ne büyük bir başarı olabileceğini bilenler, böyle bir başarının yazılmasını, övülmesini herhalde gereksiz görmezlerdi."

“Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bi kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım.”

"Sevmeyi öğrendiğin gün hiçbir eksiğin kalmayacak."

"Dünya her keresinde baştan başlamalı. kötülüğün, çirkinliğin, acının kolay kolay ortadan kalkmayacağını bilerek; bildiğimiz için. Sevginin, sevinin her zaman bir şeyleri kurtaracağını umduğumuz için. Yepelek bir dokunun bile bir gün gelir, bir çocuğun gönlünde yırtılmazlığıyla yer edeceğini düşleyebildiğimiz için. Her yanıp kül oluşunda (oluyor çünkü ,çoğu zaman oluyor), külleri savrulup gittiğinde bile bir tozandan yeniden doğabilen bir kuşun , kona kalka.."

"Herkesi aldatmış, aldatmayı iş edinmiş bile olsak, kendimizi aldatmamak gerekmez mi?"

"İnsanı en yüksek yere yerleştirmekten, hayvanlardan, bitkilerden, sulardan, dağlardan çok önemli olduğuna, her şeyin insan için yaratılıp insana kulluk etmesi gerektiğine inanırmış gibi yaşamaktan vazgeçelim. Belki o zaman insanın değerini öğrenir, hayvanla, bitkiyle, suyla, dağla, taşla birlikte bir anlamı olduğunu, olabileceğini anlar, belki o zaman insana saygı duymasını başarırız."

"Çünkü bilirsiniz ki onsuzluk, sizin de, en azından bir parça ölümünüzdür..."

"Bir de pattadak çıkagelenler vardır, senden istediğini senin rızanla alan, seni kendine bağlamasını başaranlar vardır... günün birinde geldikleri gibi giderler. ya alacaklarını aldıkları, bu da kendilerine yettiği için..."

"Sonra bakmadım bir daha. Yüzünün uzaklığı yorucuydu."

"Yağma bitmiştir... ya da sen onlara, kabul etmek istemedikleri bir ölçüde bağlandığın için. yani 'başkası yağmalanır ama ben, başkasının kullanabileceği bir toprak değilim; türünden bir tutum... senden uzaklaşırken senin ne düşündüğünü hiç merak etmezler..."

"Akla en yakın, gönle en yatkın sayısız bahane bulup sayısız açıklama yaparak kendi hücremizi, kozamızı ne de güzel öreriz!"

"Kırılmamak, öfke, şiddet yoluna girmemek için esnek olmayı öğrenmeye çalıştım. sevide de, günlük yaşamda da. Kötümsersem öylesi bir kötümserim. ama umut denen şeyi hiçbir zaman kazıyıp atamadım ki içimden!"

Edebiyatın biricik yazarı Bilge Karasu'dan ruhunuzu besleyecek 15 alıntı