EDEBIYAT

Sait Faik bugün dünyadan göçmüştü! Yaşar Kemal ile Sait Faik röportajı

Author

"Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları. Hişt hişt! Hişt hişt! Hişt hişt!" diyen Sait Faik Abasıyanık, 11 Mayıs 1954 yılında yaşama veda etti. Yani tam olarak bugün aradan 63 yıl geçmiş. Ardında güzelliklerle dolu çiçekler bıraktı. Bir hikayeciden çok daha fazlasıydı Sait Faik. İnsanları kalemiyle fotoğraflayan, dünyanın daha iyi olması için uğraş veren bir insandı her şeyden önce.

Yaşar Kemal ile Sait Faik, yazar olmalarının yanı sıra iyi birer arkadaş ve dosttu. Bunu Yaşar Kemal'in Bu Diyar Baştan Başa kitabındaki Sait Faik röportajıyla daha iyi anlarız. Hem güldüren hem de düşündüren bir röportaj. Bence siz de okuyunca aynı duyguya kapılacaksınız:

"Sait Faik'le Görüşme

Akşam üstleri Tünel’den Taksim’e doğru sol kaldırımdan yürürseniz, gözünüze dalgın, siyah gözlüklü, yüzü kederli ama müthiş kederli – yüzündeki keder besbellidir, elle tutulacak gibi, yüzde donup kalmıştır -, pantolonu ütüsüz, ağarmış saçları kabarmış bir adam çarpar. Bu adamın, bu Beyoğlu kalabalığı içinde bir hali vardır ki (daha doğrusu her hali) size bu koskocaman şehirde yalnız, yapyalnız olduğunu söyler. Bu neden böyledir? Orasını kimse de bilmez.. Bazı adam vardır, insan yüzünde sırf hınç, kin okur. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık… Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama, Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız.

Bu adam hikâyeci Sait Faik‘tir.

Bir gün, aklımda kaldığına göre bir pırıl pırıl, cam gibi parlayan sonbahar sabahıydı, ona Kadıköy iskelesinin kanepelerinde rastladım.

“Ne var ne yok Sait?” dedim. “Hikaye yazıyor musun?”

“Yok,” dedi, “yaşıyorum.”

Hüzünlü, ılık, insan sevgisi dolu hikayelerini Sait yazmaz, yaşar. Sait bir dertli, kötülüklerden, aşağılıklardan, dünyadaki cümle bayağılıklardan, kirden iğrenen bir adem oğludur. O daima iyiliği söylemiştir.

Dünyaca ün almış Mark Twain derneğinin fahri üyeliğini aldığını duyunca, bu iş için Sait’in ne diyeceğini öğrenmek için aradım. O gün öğleden sonra İstiklal Caddesi’ndeki kaldırımdan gittim geldim. Sonra Kadıköy iskelesine uğradım, orada da yoktu. Sait anacağı ile birlikte Burgaz adasında oturur, bindim vapura ikinci gün oraya gittim. Anası Sait’in aynı gün İstanbul’a indiğini söyledi. İstanbul’da, tarih ettiğim kaldırımda, ona rastladım. Gene dalgın, sinirliydi. Yüzünden düşen bin parça olur derler ya, öyleydi.

“Bu iş için ne dersin?” diyecektim, korktum.

“Merhaba,” dedim.

“Merhaba, eyvallah,” dedi.

“Ne var, ne yok?” dedim.

“İyilik,” dedi.

“Mark Twain…” dedim.

“Aldırma,” dedi.

“Bak,” dedim, “Sait, biliyorsun ki ben röportaj yaparım.”

“Sonra?” dedi.

“Söyle,” dedim.

Sait beni kırmadı. Teşekkür ederim.

Ben sual sormadan o başladı:

“Bana, Mark Twain Cemiyeti fahri üyeliği verildi, dünya edebiyatına hizmetten ötürü. Birçokları gibi ben de şaşırdım. Dünya edebiyatına hizmet filan etmediğimi söylemeğe ne hacet. Bu, üyelik verilebilmesi için uydurulmuş nazik bir sebeptir sanırım.”

Ben aldım, dedim ki:

“Senden önce, bu cemiyetin ilk üyesi Atatürk’müş…”

“Biliyorum. Beni sevindiren de işte bu. Atatürk’ten sonra, benim üye olmam, benim için ne büyük bir şereftir. Bir milletin yetiştirdiği en büyük çocuğu ile, o milletin kendi halinde bir küçük hikayecisinin Amerika’da bir cemiyette buluşmaları küçük hikayeci için ne bulunmaz şerefli bir fırsattır. Demokraside zaten böyle olur. Eğer bu üyelikten memnunsam, bu yüzdendir.”

“Politika…” dedim.

Sözümü ağzımda kodu:

“Karışmam.”

“Peki, seni bu cemiyete ne sebepten, hangi eserin için üye seçtiler?”

“En büyük devlet adamlarının, başkanların ve başbakanların fahri veya asli üye oldukları bir cemiyete beni de seçmenin aslı nedir diye düşündüm, şunu buldum: Demek ki şimdiden sonra dünya çapında bir hikayeciyi anmak için kurulmuş bir cemiyete dünyanın dört bucağından kendi halinde hikayeciler de seçilecek.

“Türk hikayecilerini temsil ettiğim anlamına alınmasın sakın. Her hikaye yazan ve yayan Türk hikâyecisi kendi şahsında dilin hikayeciliğini yaptığına göre, şahsıma Mark Twain Cemiyeti’nin gösterdiği ilgi ve sevgi daha çok Türk hikâyeciliğinedir gibi geliyor bana. Ben de bu ilgi ve sevgiyi bütün değerli hikayeci arkadaşlarımda paylaşırım. Kabul ederlerse.

“Kendini bütün dünyaya tanıtmış, sevdirmiş, bir halk çocuğu olan hikayeci Mark Twain’i ananların içine Türk dilinin bir hikaye yazarını almayı düşünenlere de teşekkür ederim.”

“Mark Twain için ne dersin?”

“Sen de amma sual sorarsın ha. Ne derim! Mark Twain alay edermiş, güldürürmüş, kepaze edermiş cemiyetteki sahte vakarları, petrol krallarını, pamuk prenslerini, demir beylerini, çelik efendilerini sağlığında. Ölümünden sonra da bir Türk hikâyecisi ile şakalaşmasın mı? Eyvallah Mark Twain!”

Sonra güldü Sait:

“Daha soracağın?” dedi.

“Eyvallah,” dedim.

Ayrıldık. O, bir sinemanın önünde kaldı."

Sait Faik bugün dünyadan göçmüştü! Yaşar Kemal ile Sait Faik röportajı