EDEBIYAT

Yas günlerinde, yaşama karşı nasıl durursunuz?

Author

Her insanın yaşamından geçmiştir yas. Kimi en yakın dostunu, kimi kardeşini-annesini-babasını, kimi de sevdiğini yitirmiştir. Belki ansızın sürüp bitmiş, belki günlerce devam etmiş, belki de yıllarca ağırlığı hiç üzerinden gitmemiştir. Günler tekrara düşmüş, geceler yasını yaşadığınız kişinin ismini heceleyerek geçmiştir. Öyle olmamıştır belki. Ama yine de yankılanmıştır en derininizde onun acısı. Bir kaldırım dibinde çökmüş, bir elbisesini yüzünüzde gezdirmiş, fotoğrafını arada bir çıkarıp bakmışsınızdır. Ya da her bir hücrenizde onu hissetmiş, geçmiş günleri yad edip tebessüm de etmişsinizdir. Tatsız tuzsuz günlere uyanmış, evin içindeki eşyaları boş gözlerle seyredip, sanki birazdan kapıdan çıkıp gelecekmiş duygusuna kapılıvermişsiniz. Ya da onu birileriyle konuşurken öldüğüne henüz kendinizi inandırmamış, çevrenizdekilerin de ölümü hem garipseyip hem de garipsemediğini fark etmişsinizdir. Ama zaten yaşam böyle bir şey, birilerini bir şeye inandırırken diğer birilerini de bir şeylerin acısına ittirir. Belki de böyle değildir. 

Ünlü yazar Roland Barthes'in annesinin ölümünden sonra tuttuğu günlüklerde, yasın insanın dünyasını nasıl değiştirdiğine dair bizi bir tanıklık yolculuğuna çıkarıyor:

Sinirlilik hali. Yok hayır, yas (depresyon) hastalıktan çok farklı bir şey. Neyimin geçmesi isteniyor ki? Neyi bulmak için, hangi durumu? Hangi yaşamı? İş, çalışma varsa eğer, yaratılacak olan yavan bir varlık değil ama manevi bir varlıktır, değerin bir öznesidir - bütünleşmenin değil.

Ölümsüzlük. Bu tuhaf, kuşkucu tutumu, hiç duymadım ben: Bilmiyorum.

...bu ölüm beni tamamıyla yıkmasın demek, hiç kuşku yok ki, çılgıncasına, delicesine yaşamak istiyorum ve kendi ölümümden korkum hiç gelmedi, varlığını hep korudu anlamına geliyor.

Pazar sabah keyfi. Yalnızım. Evde onsuz ilk pazar sabahı. Bütün hafta boyunca günlerin geçişini hissediyorum. Onsuz geçen zamanların uzun akışıyla karşı karşıyayım. 

Benim tuttuğum yas, bir yaşam düzeninin değil de sevgi ilişkisinin yası.

Yasta yaşamayı iyi kötü sürdürüyorum.

Bir dönem vardır, ölüm olaydır, başa-gelen-şeydir, ve bu özelliğiyle de harekete geçirir, ilgi çeker, gerer, etkin kılar, kasar. Sonra günün birinde artık bir olay olmaktan çıkar, bambaşka bir süredir artık, üst üste yığılıp sıkıştırılmıştır, anlamsızdır, anlatılmamıştır, iç karartıcıdır, çaresizdir: Gerçek yas hiçbir anlatma diyalektiğine elverişli değildir.

Gerçekte, aslında, hep şunu hissediyorum: sanki ölmüş gibiyim.

Herkesin kendi kader ritmi vardır.

İnsan unutmuyor, Ama içinize boş bir şey yerleşiyor.

Onu kaybettiğimden beri, kendisinden kısa süre uzak kaldığım yolculuklardaki o özgürlük duygusu yok artık içimde.

Yas süresizdir. Şiddeti düşmez veya yükselmez, devinimsizdir. Yas yaşayan biri olarak anladığım bu.

Yas günlerinde, yaşama karşı nasıl durursunuz?