EDEBIYAT

Yazarların bilinmeyen bu yönlerine çok şaşıracaksınız

Author

Okuyucu yazarı kimi zaman çok yükseklerde konumlandırır kimi zaman da sıradan bir insanın yanına koyar. Yazarların hayatlarını çoğu insan gibi biz de sadece kitaplardan ibaret biliriz. Ama öyle değil. Yazarların duygu dünyasından düşünce dünyasına, aşklarından ailevi sorunlarına, korkularından cesaretlerine değin birçok şeyden haberdar değilizdir. Kitapları milyonlarca satan, ünleri dünyanın dört bir yanına yayılan bu yazarların çoğu ya borç batağı içindeydi ya da bütün insanlardan kaçış yolları arıyorlardı. Ya da yaptıkları meslekler her daim şaşırtıcıydı. Ve tabii ki yazarların hayatlarındaki detaylar ve hazlar da.

Robert Schnakenberg'in Domingo Yayınları etiketiyle çıkan Büyük Yazarların Gizli Hazları adlı kitaptan bazı yazarların bilinmeyen yanları:

William Shakespeare

1957’ye gelindiğinde gününün standartlarına göre Shakespeare’in hali vakti yerindeydi. Üstelik refahı sürdürmek için gereken geleneksel zengin adam stratejisini de keşfetmişe benziyordu: vergi kaçırma. Ozan aynı yıla ait Kraliyet Yüksek Hazine Memurluğunun İade Kaydı’nda vergi borçlusu olarak görülüyordu. Borcu bundan üç yıl sonra da ödenmemişti; 1600 tarihli vergi kaydına göre ozanın geriye 13 şilin 4 peni tutarında bir vergi borcu kalmıştı ve aynı kayıtlar Winchester Piskoposu’na birikmiş borçlardan söz ediyordu. Piskoposun yetki bölgesi, Londra’nın en kötü şöhretli borçlular cezaevini de içine alıyordu. İleri tarihli belgeler Shakespeare’in -ya da ona vekillik eden birinin- en sonunda parayı söküldüğünü ortaya koyuyor.

Edgar Allan Poe

Poe’nun karanlıktan korkması boşuna değildi. Kendisi eğitimini bir mezarlıkta almıştı; bildiğimiz anlamıyla mezarlıkta. Poe’nun İngiltere’de gittiği yatılı okulun sınıfı mezarlığa bakıyordu. Ders kitabını bile satın almayarak ucuza kaçan okul müdürü, matematik derslerini dışarıda, ölüler arasında verirdi. Çocukların her birinden bir mezar taşı seçmesi, sonra da ölüm tarihinden doğum tarihini çıkararak ölünün yaşını bulması istenirdi. Beden dersi de aynı neşeli ortamda yapılırdı. Okulun ilk günü her öğrenciye küçük bir tahta kürek verilirdi.. Sömestr sırasında ölen bir cemaat üyesi varsa çocuklar dışarı, mezar kazmaya gönderilir, böylece vücudu canlandırıcı bir etkinlik yaptırılmış olurlardı.

Lev Tolstoy

Tolstoy Nobel Ödülü’nü kazanamadı. Ödül 1901’de ilk kez verileceği zaman şansı en yüksek görülen adaylandan biri Tolstoy’du. Ancak onun yerine ödülü müphem (ve tuhaf isimli) Fransız şair Sully Prudhomme kazandı. Resmi bir açıklama yapılmadı ama muhtemelen Tolstoy’un politikası kültürel açıdan muhafazakâr Nobel komitesiyle pek uyuşmamıştı. Jüri üyelerinden biri Tolstoy’un “medeniyetin tüm formlarına karşı dar görüşlü saldırganlığı”ndan söz etmişti; bu da ne demekse. Neyse ki Tolstoy bu konuda yalnız değildi. Henrik Ibsen ve Émile Zola da benzeri nedenlerle ödüle layık görülmemişti.

Virginia Woolf

Woolf hayvanlara âşıktı. Gençliğinde etrafını bir sincap, bir ipek maymunu ve Jacobi isimli bir fare de dahil pek çok sıra dışı hayvanla çevirmişti. Çevresinde yeterinde yaban hayvanı yokmuş gibi Woolf hayatındaki insanlara da hayvan isimleri takardı. Kız kardeşi Vanessa için “Yunus” ismini uygun görmüştü, kardeşi ona “Keçi” diyordu. Woolf’un yayımlanan ilk makalesi de aile köpeği için yazdığı ölüm ilanıydı.

Franz Kafka

Bareti Kafka mı icat etti? Yönetim profesörü Peter Drucker 2002 tarihli kitabı Geleceğin Toplumunda Yönetim’de böyle bir iddiada bulunuyor. Drucker, Kafka’nın Bohemya İşçi Kaza Sigortası Enstitüsü’nde çalışırken ilk sivil koruma kaskını geliştirdiğini söylüyor. Yazarın kaskı icat mı ettiği, yoksa kullanımını mı zorunlu kıldığı net değil. Kesin olan bir şey varsa o da çabalarına karşılık Kafka’ya Amerika Güvenlik Cemiyeti tarafından altın madalya verildiği. Söz konusu çabalar sayesinde endüstriyel felaketler azaltıldığı gibi, bizler de varlığını bugün de sürdüren tipik inşaat işçisi görüntüsüne kavuşmuş olduk.

William Faulkner

Faulkner’ın tutunmayı başardığı sayılı işlerden biri, 1921 ile 1924 arasında sürdürdüğü, Mississippi Üniversitesi postane müdürlüğü işiydi. Bıkkın, kibirli deha, tahmin edileceği gibi tam bir çekilmezlik örneğiydi. Müşterilere (tamamen görmezden geldiği zamanlarda) kaba davranıyor, sorumluluklarına aldırış etmiyordu. İş gününün büyük bölümünü yazı yazarak ve memur olarak işe aldığı dostlarıyla kâğıt oynayarak geçiriyordu. Defalarca mektupları çöpe atarken yakalanmıştı. Bir posta denetçisi onu soruşturmak üzere atanınca Faulkner istifa etmeye razı oldu. Daha sonra deneyimini şöyle özetledi: “Eminim para konusunda hayatım boyunca insanların gözünün içine bakmayı sürdüreceğim ama şükür ki pul almak için elinde iki senti olan her hergelenin gözünün içine bakmak zorunda değilim artık.”

Ernest Hemingway

Hemingway yetişkinliğide erkeksi meziyetlerin abidesi gibiydi. Dolayısıyla hayatına küçük bir kız olarak başlamış olması insana şaşırtıcı gelebilir. Yazarın eksantrik annesi büyük kızı Marceline’e eşlik edecek bir kız çocuğu öyle çok istiyordu ki, küçük Ernest’e kız giysileri giydirdi, saçına kız saçı kesimi yaptırdı ve komşularına onu “kızı” Ernestine olarak tanıttı.

Yazarların bilinmeyen bu yönlerine çok şaşıracaksınız