EDEBIYAT

Atatürk, Einstein ve Dumbledore

Author

Evet, üç tane birbirinden alakasız insan. İkisi gerçek, biri ise kafamızda. Harry Potter hayranlarının bildiği üzerine kafamızda olması gerçek olmadığı manasına gelmiyor :)

Bana "Bu üç insan neden aynı başlıkta?" diye soracaksınız. Hemen açıklamaya başlıyorum.

İlk sırada Mustafa Kemal Atatürk. Ulu önder. Türk devrimcisi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı. Zeki bir komutan. Dünyanın hayran olduğu bir lider.

İkinci sırada Albert Einstein, nobel ödüllü bir deha. Bilimde yeni bir dönem başlatmış bir fizikçi ve yeni düşünce yolları açmış bir önder. Hayatı boyunca 300'den fazla bilimsel makale yayınlamış olan Einstein, en çok özel görelilik kanunu ile bilinir.

Üçüncü sırada ise JK Rowling'in yazdığı Harry Potter isimli dünyaca sevilen eserden önemli bir karakter: Albus Dumbledore. Bu evrenin en güçlü büyücüsü, en zeki adamı. Hogwarts'ın gelmiş geçmiş en iyi müdürü ve düşmanlarının bile gizliden gizliye hayran duyduğu bir lider.

Ben bu üç insanı birçok yönden çok benzetiyorum. Neden mi benzetiyorum?

• Üçü de çok zeki ve ruhsal olarak güçlü adamlar.
• Temsil ettiği dünyanın önderleri ve aynı zamanda o dünyada "dahiliğin" simgeleri.
• Üçü de aşk hayatında mutsuz, başarısız bir dönem geçirmiş.
• Asla seslerini kullanmaktan, doğruyu söylemekten kaçınmamışlar.
• Üçü de kendi çapında bir devrimci ve tabi ki de "eskiyi" belli oranda aşmaları gerektiğinden birçok tepki almışlar.
• Zorluklarla bugünlere gelmişler.
• Üçü de aynı zamanda bir eğitimci.
• Başkalarının almakta zorlandığı kararları alma cesaretine sahipler.
• Yapılması gerekeni önceden gören insanlar, yani ileri görüşlüler. Aynı zamanda bu gördüklerini yapacak muntazam bir iradeye sahipler.
• Üçü de savaş karşıtı.
• Alçakgönüllüler.

Aslında bunları yazmak bitmez ama en sevdiğim ve en hayran olduğum özelliklerini yazmak istiyorum.

Üçü de, çok rahat bir biçimde yapabilecekken, iyi ve doğru olanı yapmayı seçtiler.

Atatürk, gayet rahat kendini padişah ve halife yaptırabilirdi. Yaptırmadı. Bu fazla güce sahip olmak istemedi ve halkının geleceğini seçti. Demokrasiyi getirdi.

Einstein, çok büyük bir enerjinin çok küçük bir kütleye sığabileceğini buldu. Bilim açısından gerekli bir buluştu ve çok rahat bir şekilde bu gücü bir bombaya çevirebilecekken, çevirmedi. İkinci Dünya Savaşı'nda bu güç başkaları tarafından saldırı ve zarar verme amacıyla kullanılmak istediğinde de teklifleri reddetti. Çünkü atom bombası, doğru bir şey değildi.

Bir hayali karakter olan Dumbledore, bir çok kez Sihir Bakanı olması için teklif aldı ama reddetti çünkü birçok gücü elinde bulundurmanın aslında nasıl bir çukur olduğunu biliyordu. Gençliğinde ölüm yadigarlarının üçüne sahip olma gibi bir hayali olsa da yaşlılığında Harry ile konuşmalarında "gerektiğinden fazla gücün onda olmaması" konusunda ısrarlıydı. Kitaptaki bir başka konuşmada da Voldemort şöyle der: "Ben Dumbledore'dan çok daha güçlü/zekiyim. Onun hayal bile edemeyeceği şeyleri yaptım." Harry ise şöyle cevaplar. "Hayır, o yapmamayı seçti."

Bir not olarak,

Üçüne de bu yüzden hayranım. Einstein'ın Mileva Maric ile olan evliliğinde Einstein'i çok hatalı görsem de vicdanlı bir insan, muhteşem bir deha.

Bir süredir aklımda olan bir şeydi aslında. Bir süredir fark etmiştim. Yazmak bugüne nasip oldu.