EDEBIYAT

İSTANBUL

Author

Hayatımda sadece bir kez İstanbul'a gittim. O da lisemin üçüncü yılının başında, sonbaharda oldu.

Şansımıza tam da yağmurlu günlere denk geldi. Açıkcası dolu dolu üç-dört günlük bir geziydi. Topkapı Sarayı'ndan Dolmabahçe Sarayı'na, Yerebatan Sarnıcı'ndan Akvaryum'a bir sürü yere gittik. Tabiki her okul gezisinde gidilen, normal yerler.

Mimari olarak en çok sevdiğim yerlerin Dolmabahçe Sarayı ve Boğaziçi Üniversitesi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gerçekten ruhumu doyuran, mimari olarak tadı hâlâ damağımda olan yerlerdi. Gece çıktığımız vapurda da İstanbul'u izlemek çok ayrı, çok güzel bir duyguydu. Güzel mimari eserlerle doluydu her taraf. Tabiki de çoğu tarihi binalar. Günümüzde güzel mimari eserler çıkartmayı pek beceremiyoruz. Bu ayrı bir yazının konusu.

Semt olarak en çok Ortaköy'ü sevdim. İstanbul'un ortasındaki bu sıcak yerde geçirdiğim bir iki saatten gerçekten çok zevk aldım. İstiklal Caddesi'nde arkadaşlarımla yan yana yürümek, Kadıköyde geçirdiğimiz vakit güzel hatırladığım zamanlardan. (Ortaköy'de waffle almamak gerçekten koymuştu yalnız. Neyse.)

Fotoğraf çekmeyi amatörde olsa bir şekilde hobi edinen ben, Kız Kulesi'ni ve İstiklal Caddesi'ni gün ışığında göremediğim için üzgünüm. Kız Kulesi ve Nostaljik Tramvay en çok fotoğraflamayı istediğim üç yerden ikisiydi. Galata Kulesi olan üçüncü yeri ise hiç göremedim bile. Bu yüzden İstanbul'u tekrar gidip göresim var.

Yine de bu üç dört günde bile İstanbul'un trafiğinden sıkılmıştım. Hatta gezi bitince dönüş yolu bir türlü bitmemişti.

Günler günlerin ardından geçti ve üniversiteye hazırlık yılıma geldik.

Hep İzmir'de okumak isteyen bana, yıl içinde İstanbul'da okumak daha çekici hale gelmeye başladı.

Bir kere İstanbul, yüzyıllar boyunca medeniyetin merkezi olmuştu. Sinema, edebiyat ve müziğe ilgi duyan benim için, bir sürü güzel etkinlik vardı. Ayrıca İstanbul'da yaşamanın insana birçok şey kattığını kendi etrafımdaki insanlardan daha önce gözlemlemiştim. Son olarak da çok güzel mimariye sahip yerleri vardı.

Yalnız aynı zamanda, İstanbul her geçen gün kimliğini, şehrin dokusunu kaybediyordu. Kalabalıklaşıyor ve daha da pahalılaşıyordu. Trafik sorunu her geçen gün artarken rant uğruna şehrin her köşesi inşaat halindeydi. Deprem anında bile toplanma yeri olarak 500'e yakın yerden sadece 77 yer kalmıştı. Şehir yeni değerler üretmezken, aynı zamanda simgesi haline gelen şeyleri bile yok ediyordu. (İstiklal Caddesi'ndeki değişimin haberlerini hatırlarsınız.) Son bir yılda onlarca yıldır orada olan üniversitelerin kampüslerine bile göz konuldu, bir sürü yer boşaltıldı.

Ben de kimliği silikleşen ve sorunlarını her geçen gün daha da arttıran bu şehirde okumak istemediğime karar verdim. Evet, bir iki yıl önceki fikrime geri döndüm. İstanbul yaşanacak yer değildi, gezilecek yerdi. Dönüş yolu ne kadar bitmese de, gerçekten sevdiğim bir yerdi.

Ben de kendi yaşadığım yere bir saat uzaklıkta, ablamın olduğu yerde, İstanbul'a oranla daha az sorunlu ama yine de İstanbul kadar seveni olan İzmir'de okumaya karar verdim.

Yine de içinde İstanbul geçen & İstanbul konulu şarkıları bir ayrı seviyorum, orası ayrı.

Yazımı da İstanbul'a gittiğim zaman çektiğim bazı fotoğrafları koyarak bitireyim. Çektiğim fotoğrafların hepsini instagrama koymasam da, bir kısmını koymuştum. İsterseniz leventemreogren kullanıcı isimli hesabıma bakarak görebilirsiniz.

İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL
İSTANBUL