EDEBIYAT

Sistemler Dinamiği

Author

Ben burada 19 yaşımda bir genç olarak bizden beklenen şeyler ve bizim aslında kendimizden ne beklememiz gerektiği hakkında konuşmak istiyorum. Baya net bir giriş yaptım. Helalim var.

Bizden beklenen ilk ve önemli şey, çalışmak! Ülkenin ve dünyadaki sistemin bizden istediği ilk şey bu. Tabiki ailelerimiz de istiyor ama onlar daha çok bizim kaliteli bir hayat sürmemizi istediği için onları es geçiyorum.

Ülkemizde her geçen gün daha çok iş gücü yaratılıyor. Beyin gücü demiyorum, iş gücü. Kalifiye eleman. Şu an eğitim sistemimiz yüzünden bu ülkede bilim insanı yetişmiyor. Bu ülkede düşünen insanın yetişmesini istemiyorlar. Kendinden daha üst seviyedeki insanın dediklerini en hatasız ve en hızlı şekilde yapan insan aranıyor. Yeri geliyor kaba kuvvet, yeri geliyor hesap makinesi aranıyor. Mühendislerimiz bile yeni şeyler üretmek yerine eski şeyleri tekrarlayan, üretmeyen insanlara dönüşüyor. Bir diş macunu fabrikasında, diş macununun kapağını tüpe takan makine gibi. Hep aynı işlem tekrarlanıyor. Bu işlem sisteme uyduğu ve istenileni en hızlı sürede yaptığı sürece sorun yok. Biz üretmiyoruz, gittikçe makineye dönüyoruz. Yirmi dakikada bir fıslayan oda spreyine bile dönüyor olabiliriz. Bir yerden sonra üretmeyen insanlara ihtiyaç kalmayacak çünkü aynısını makinelerde yapmaya başlayacak. Daha kârlı bir şey olduğu için insanlar işten çıkartılacak. Son yıllarda groslarda self-kasa'ların sayısının ne kadar arttığını fark ettiniz mi? Evet, belki de bu yüzden daha insanlar işten çıkartılmıyor belki de. Bir gün çıkartılacak, emin olun.

Peki neden çalışıyoruz? Bunun nedeni basitçe açıklanabilir tabi ki. SATIN ALMAK. Para. Yaşamak ya da başka bir deyişle hayatın üzerinde belki de bir gücünün olması için para kazanmamız gerekiyor. Bu yüzden bütün gün çalışıyoruz. Şu bir gerçek ki, kendimize ve sevdiklerimize ayırdığımız vakitten çok daha fazlasını işimize ayırıyoruz. Sonra da tabi ki eksik hissetmeye başlıyoruz. Hayattan tat almamaya başlıyoruz. Gergin ve sinirli olduğumuz yetmiyormuş gibi bunu çevremize de yansıtıyoruz. Peki daha iyi hissetmek için ne yapıyoruz? SATIN ALIYORUZ.

Çünkü sistem bize bunu alıştırdı. Acaba satın aldığınız şeylere gerçekten ne kadar ihtiyacınız var hiç düşündünüz mü? En basitinden benim iki yıldan fazladır giymediğim ama hâlâ yeniymiş gibi bir çekmece tişörtüm var. Şunu da belirtmeliyim ki, ben kıyafet alışverişi yapmayı gerçekten sevmem. O halde böyle.

Evlerimiz kullanılmayan, sırf bir ara işe yarar diye alınan bir sürü eşyayla dolu. Hatta bazen bazı şeyler sırf güzel gözüktüğü için alınabiliyor. Evlerimiz ise her geçen gün gereksiz eşyalar çöplüğüne dönüşmeye devam ediyor. Bazen de en son yıllar önce kullandığımız, çoğu ihtimalle hayatımız boyunca bir daha kullanmayacağımız eşyaları atmaya kıyamıyoruz. Eşyalara hastalıklı bir sahiplik, bir değer veriyoruz. Özlenilen ve artık elde edilemeyecek geçmişi yükletiyoruz belki de objeye. Bir takım özel durumlar dışında, bu değer aslında gereksiz ve tamamen iyi hissetmemiz için. Bir şeylere sahip olunca daha iyi hissediyoruz çünkü. Hayatımızdaki eksiklikleri eşya sahiplenerek dolduruyoruz. Hatta bu sahiplenme olayını başka bir yazıda daha geniş konuşmak isterim. Şimdi, konumuza devam edelim.

Tamamen bir tüketim toplumuna dönüşürken, tabiki fakirleşiyoruz. Bu yüzden daha çok çalışmamız gerekiyor. Yıllarımızı bir işe sahip olmak için ders çalışarak, kalan yıllarımızı ise evden işe işten eve şeklinde çalışarak harcıyoruz. Emeklilik yaşı 65 oldu. Yani ortalama 40 yıl boyunca çalışman gerekiyor. Kirayı ödemek, gıda/giyim eksiklerini karşılamak, belki de ayda bir iki kendin için hafif harcamalar yapmak için çalışmamız gerek. O keyfine yapabileceğin alışverişlerde çocuk ağlamasın diye verilen şeker gibi. Emekli olunca da halkımız emekli maaşıyla yaşamaya çalışıyor. Zaten artık belediyelerde emekli yaşı gelmiş çoğu insan çalışmaya devam ediyor. E neden? Çünkü emekli maaşı düşük.

İş bulmayı becerirsen ömür boyunca çalışma paketini yanında hediye olarak veriyorlar. Bu fırsat kaçmaz(!)

Çoğu insan da mutsuz. Neden? İstemedikleri meslekte çalışıyorlar. Bunun nedeni ne peki? Zamanı geldiğinde, üniversite kazananlara "Bak bu işte para yok. Bu işi yapma. Herkes işsiz kalıyor. Sen X mesleğini yap." gibi cümleler kuruluyor. Eh, bir yerde haklılar zira para kazanmak lazım. Bu yüzden çoğu insan mutsuz olduğu ve tabiki yerleştiği bölümü okuyor. Mutsuz insanlar, kalitesiz iş.

Zamanımız en değerli şeyimizken hayatımızı harcıyoruz. Sonumuz nereye gidiyor, bilmiyorum. Çözümü nedir? Ülkece kalkınmak. Diğer türlü bu sistemde böyle sürünmeye devam edeceğiz.

Yazıyı bitirirken şunu belirtmek isterim. Yazıya başlarken birazcık daha farklı bir konuda yazmayı düşünmüştüm. Laf lafı açtı. Böyle bir şey oldu. Hayırlısı. Diğer yazılarda görüşmek üzere.