HIKAYE

Bir Kere Üşendim ve Devamı Geldi.

Author
Bir Kere Üşendim ve Devamı Geldi.

İlkokuldaydım. Ödevleri son gün yapardım ama yapardım. Sınavlarına çalışan sorumluluk sahibi çocuklardandım yani. Bazen verilen ödevi yapmadan gelen arkadaşlarım olurdu, “Adama bak öğretmenden dayak yemeyi göze alarak” gelmiş diye şaşırırdım, hatta şok olurdum. Yaz tatili için bize bir kitap verirlerdi ödev olarak, 1000 sayfalık bir soru bankası. O kitabın ben gelmişini, geçmişini. Her eylülde okul başladığı zaman o kitabı bitirip gelmemizi isterdi öğretmen. Hep, daha var nasıl olsa diye erteleyip sokağa oynamaya inerdim. O kitap hiç var olmamış gibi davranırdım. Okulların açılmasına 1 hafta kala yalandan birkaç sayfa soru çözer sonra kaderime razı olurdum. Her okul başlangıcında dayağı yerdim.

Lisedeyken de durum pek farklı değildi. Bu sefer ödevler yerine sınavlara aynı özeni gösteriyordum. Sınava çalışmadan gitmek gibi bir lüksüm yoktu, bi kere annem eve almazdı. O zamanlar da tabii yine sınava çalışmadan gelen arkadaşlarım olurdu, inanılmaz şaşırırdım yine “Böyle bir seçenek de mi var lan?” diye aydınlanma yaşardım. Bir şekilde bu safhayı da atlattım.

Üniversiteye geldim. Gel zaman git zaman dünyayla birlikte biz de değişiyoruz. Alışkanlıklar, sorumluluklar hepsi değişiyor. Bambaşka dertler ekleniyor ve sen bunlara bambaşka kaçış yolları aramaya başlıyorsun. Ertelemek bende inanılmaz boyutlara ulaşmaya başlamıştı. Tabii ilk başlarda bu kadar serkeş değildim, birinci sınıfta çalışma azmi az da olsa yerindeydi. Sınıftan arkadaşlar yapmışım, hepsi fişek gibi. Bir vizeye birinin evinde sabahlayarak çalışıyoruz, diğeri öbürünün evinde. Atmosfer harika, çalışmasan vicdan azabı hissedersin. İlk sene hayaller havada uçuşuyor, çift anadal yaparımlar, yandal yapar iki bölüm bitiririm düşünceleri kafamda kol geziyor. Hatta önlere falan oturuyor, özenle notlar alıyorum. Hele kalan vaktimde ikinci yabancı dil kursuna giderim gibi bir  hayalim vardı ondan hiç bahsetmiyorum. Ben bile hatırladıkça acı tatlı gülümsüyorum. İkinci yabancı dil için kursa da gidecekmiş. Yerim lan kendimi.

Tabii bu gaz geçip geriye azılı düşmanım ve biricik dostum 'üşenme' kaldığında işler biraz daha değişti. Bu şey gibi, gece yatmadan onlarca radikal karar alırsın hayatına dair ve hepsi birbirinden mantıklıdır ama sabah kalktığında bir tanesi bile yerinde yoktur, öyle.

Sabah 8 dersi vardır ve ben gece geç yatmışımdır, sabah uykusu inanılmaz tatlı gelir ve imza attırırım derim.

Sabah 10 dersi var ve ben yine gece geç yatmışımdır, sabah uykusu hep inanılmaz tatlı gelir ve öğlen giderim derim.

Bu böyle “Bugün gitmesem de olur ya daha devamsızlık var nasılsa” rahatlığına kadar gidiyor.

Sonra her güzel şey gibi devamsızlık da bitiyor, bir bakıyorum artık imza atacak bir tane cephe arkadaşım kalmamış yanımda. İşte tam her şey bitti artık derken tünelin ucunda bir umut ışığı beliriyor: SENEYE ALTTAN ALIR VERİRİM BE. Bu arada üniversite hala bitmedi.

Her şey o sorudan sonra oldu: “Bunu yapmasam ne olur?” Vizeye çalışmasam ne olur, finalde veririm. Finalde veremezsem büt var. Büt de olmadı yaz okulu var. Üşenmek size her zaman birbirinden mantıklı bahaneler sunar.

Bu bela sadece eğitim-öğretim hayatıyla bitse yine iyi. Hayır, bu hayatın tümüne yayılmış bir virüs. Anlık bir sarsılmayla spora yazılırsın, hem de 1 sene. Çünkü parayı baştan verirsem bu beni spora gitmeye teşvik eder diye düşünüyor beyin. İlk birkaç hafta düzenli gittikten sonra o gaz geçince, spor saati geldiğinde amman Allah'ım, o spora gideceğine cepheye git yemin ederim. Kredi kartı ekstresi gelir, "Oha lan ben bu kadar harcamamışımdır" diye içinden geçirirken ödemenin son günü alarma geçip yatırırsın. Herhangi bir son ödeme tarihi olmasa ölene kadar yatırmam ne yatırıcam. Bir sürü kitap alırsın sanki hepsini bir günde okuyacakmış gibi bir gazla. Sonra yarıda bıraktığın kitaplar odandaki rafta gözüne çarptıkça sanki seni yargılar gibi bakıp seni vicdanınla başbaşa bırakır. İş teslim edeceksindir, önüne 20 sene verseler sen yine son gün yaparsın.

Yalnız şunu da söylemeliyim, işleri son anda yetiştirmenin kendine has bir heyecanı da yok değil. Güzel bir adrenalin ve panik atakla milletin 1 haftada yaptığını bir günde yapınca kendinle bir gurur duyma da oluyor.

Bir yerde okumuştum, bir şeyleri ileri erteleme alışkanlığı olan insanlar genelde mükemmelliyetçi oldukları için işe hiç başlamıyorlar, bunun nedeni de eksik veya yeterince iyi olmayacağı endişesi taşımaları. Yani başarısız olma korkusu. “Evet lan mükemmelliyetçiyim ben” hissi veriyor başta insana. Harika, şimdi bir işi asla bitirmemek için bir bahaneniz daha oldu.

Üşenmek ve ertelemek, Habil ve Kabil gibidir ama bu hikayede birbirlerini değil el ele verip sizi öldürürler.

Not: O soru bankasını vermeyin çocuklarınıza, bak olay nerelere geldi.