ILIŞKILER

Gitmek, Çözüm mü?

Author
Gitmek, Çözüm mü?

Hep gitmeyi isteyenlerden oldum ve gittim de hep. Gitmek başlamak demekti ama ben her başlangıçta bir sonraki gidişi düşledim. Hep hemen kalacak misafirler gibi koltuğun ucunda oturarak yaşadım. Yerleştim ama bir parçası olamadım gittiğim yerlerin. Çünkü ben gidecektim, derin bağlar kuramazdım. Hep olmadığım yerlerdeydi aklım ve kalbim. Sanki hayat benim olmadığım yerlerde yaşanıyordu ve ben kaçırıyordum bir şeyleri. Charles Baudelaire’ın “nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir” diye açıkladığı bir sendromdu yani benimkisi.

Hatta o zamanlar gitmeye o kadar inanıyormuşum ki, aşağıdaki gibi not düşmüşüm defterimin bir köşesine:

Gitmek

10.05.2014

Öyle güzel bir yer ki gitmek

Toplamış kucağına bütün umutları beni bekliyor

Öylesine güçlü ki gitmek

Sanki yüreğimin ağırlığını bir tek o alıyor

Öyle içten ki gitmek

Her sabah bir ses olup beni çağırıyor ve

Ve Gidince kaybedecek bir şey kalmıyor

İşte bu yüzden ben her sabah gitmeye uyanıyor, gitmeye susuyor ve ona acıkıyorum

Gitmeyi özleyip, her gece onun yanında uykuya dalıyorum

Peki gitmek çözüm oluyor mu? O an için oluyor aslında. Bütün sorunları, yürümeyen şeyleri bırakıp, yeni bir sayfa açmak yani tebdil-i mekan ferahlık veriyor. Birkaç ay bu duygularla devam ediyorsun. Kendini güçlü hissediyorsun yepyeni bir hayata tutunabildiğin için. Yani yeni bir şehir, bazen yeni bir ülke, yeni bir ev, yeni insanlar, yeni bir iş o kadar iyi geliyor ki.. Ta ki her şeyin yeni olduğunu ama senin hala aynı sen olduğunu, gittiğin yere kendini de götürdüğünü fark edene kadar. İşte bunun sonrasında yavaş yavaş büyü bozuluyor ve senin içine yine bir gitmek arzusu giriyor. Bu arzu bazen geldiğin yere dönmek, bazen dümeni tamamen yeni bir limana çevirmek olarak ortaya çıkıyor. Yani aslında gitmek anlık bir çözüm sağlıyor sadece.

Sen her gittiğin yerde yola sıfırdan başlarken, gitmeyenler hep yol alıyor, ilerliyor. Sen ise dönüp baktığında bir sürü yarım kalmışlıkları biriktirdiğini görüyorsun. Yarım bir kariyer, dostluğa dönüşememiş yarım arkadaşlıklar, ilerleyememiş aşklar, her şey yarım. Sonra fark ediyorsun ki bulunduğu şartlarla mutlu olanlarmış gerçek güçlü olanlar, sen akıntıya ters yüzmeye çalışırken, akıntının seni götüreceği güzelliklerden mahrum kalmışsın. Her şeyden ötesi yalnızlaşmışsın.

Ve anlıyorsun ki sorun nerede olduğunda değil sen de, sorun kiminle olduğunda da değil yine sen de . Özünle barış yapamadan, ne insanlarla barışabiliyorsun, ne bulunduğun mekanlarla, ne de hayatla.

Diyeceğim o ki, bir şeylerden kaçmak için gitmeyi tercih etme, ya da ille de gideceksen, kendini de yanında götürdüğünü ve bunun bir çözüm olmadığını bilerek git.

Yani Horatius’un da dediği gibi:

Niçin başka güneş, başka toprak ararsın?

Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?