KÜLTÜR

Bir "sivil şair" geçti bu dünyadan!

Author

Edebiyat bir sokağın tavanı kadardır uçsuz bucaksız, bir kalıba sığdıran da vardır o sokağın kuytu köşesine, bir de öyle bazıları vardır ki sokağın çıkmazına aldırmadan, illa ki bir yere varmayı hedeflemeden, yolda olmanın mutluluğuna şahit eder yolundakileri. İşte Ece Ayhan da yolun çıkmazına aldırmadan gördüğünü tanıdık kelimelerin, bilmediğimiz bir dizimiyle ve kendine has üslubuyla anlattığı için edebiyatımız da "Sivil şair" olarak tanınır. Tabi ki o dönem de belli kalıba sığdırma geleneği olduğu için onun yapıtları genellikle sürrealist olduğu söylenir.

Bir "sivil şair" geçti bu dünyadan!

Sivil şairimizin tam adı ece Ayhan çağlardır. Muğla Datça da dünyaya gelen yazar, babasının görevi nedeniyle Çanakkale de hayatını geçirmiş. Okul hayatının ardından, sınırları olmayan ruhunun hapsolduğu bedene bir de memurluk eklenince, Sivil şairimiz dayanamayarak görevinden istifa eder ve soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent dediği İstanbul'a yerleşir. Uzun yıllar burada güzel işlere imza atsa da beyin tümörü önce işitme duyusuna ardından sağ gözünü kaybetmesine yol açar. 

Bir "sivil şair" geçti bu dünyadan!

Ece Ayhan'ın dönemin başbakanı Bülent Ecevit ile biraz hüzünlü biraz neşeli duygular içermekte olan bir anısı var. Ece Ayhan ayağın da ki bir rahatsızlıktan dolayı hastane de yatmak zorunda kalır ve yakın arkadaşı Ayhan bozkurt da ona refakatçılık etmek için gelir. Ayhan bozkurt’un sürekli uyumasına sinirlenen Sivil şairimiz ben acı çekiyorum sen uyuyorsun diye sitem eder. Ece Ayhan hastaneleri ve hemşireleri sevmez hemşireler de onunla aynı duyguyu paylaşarak onu sevmez. Doktorlar ve hemşireler tarafından tanınmaması ve kim olduğunu açıkladığı zaman da umursamamaları şaire verilen değeri göstermektedir. Aradan birkaç zaman geçtikten sonra yakın arkadaşından Bülent Ecevit’e ulaşmasını istiyor. Birkaç gün sonra hastaneye telefon geliyor tabi ki görevli kadın başbakanlıktan gelen telefon nedeniyle sesi titriyor ve Ece Ayhan’a haber veriyor. Telefonu alan Ece Ayhan dostuyla sohbet ediyor ve iyileşeceğini söyleyerek bir yandan da onu teselli ediyor. Tabi ki bu telefon hastane halkında fazlasıyla bir etki uyandırmış olacak ki Ece Ayhan’ı özel bir odaya alarak ilgiyi eskisinden daha fazla arttırıyorlar. Hastaneden ayrılma vakti geldiğinde Ece Ayhan, Bülent Ecevit’in hastane masraflarını ödediğini duyunca, dostluğun zamana karşı koyduğuna bir kez daha inandı. Sivil şairimizin de dediği gibi: "Birazcık tuz etkisi yaratmaIı insan birinin hayatında. Hani yaraya basıp acı vereninden değiI, yemeğe katıIıp tat vereninden."

2001 yılın da bütün tedavilerinin ardından çanakkaleye yerleşen şair, "İnsanIar fazIa seviImemeye programIı gaIiba. Ne zaman çok seviIdiğimi hissetsem gidesim geIir. Ve ne zaman çok sevsem o gider." diyerek Temmuz 2002 de yerleşik düzenini bırakıp, İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi'ne yerleşir. Takvimler 13 Temmuz 2002’yi gösterdiğinde hayata gözlerini yumar ve bizlere de ardından kendi sözleriyle onu anlatmak kaldı… 

"ÖIü şair, meçhuI bir aşkı yazdı. Tabiata gömüIdü."