GÜNDEM

Gönülden gönüle giden yolu bize en güzel anlatan bir Neşet Ertaş vardı!

Author

Türk halk müziği dünden bugüne dinlenme sayısını çoklu sayılardan tekli sayılara ve bizden sonra ki nesillere belki de yok olarak devam edecek. Ama hepimiz hayatımızın bir durağında kederimizi, sazın alıp başka diyarlara götüren ezgisiyle paylaşmışızdır. Şarkılar ve türküler her anımıza uygun sözleri, kanayan yanımızı biliyormuş gibi sarıp sarmalıyor ve müzik bittiğinde kulağımızda ki ezgisiyle arda kalan günlerimize misafir olmaya devam ediyor.

Ve dilerim ki bizden sonra bir nesil sadece bir nesil daha dinlese ozanların, aşıkların sözlerini her şeyin bir gün biteceğini, derdin ve dünya malının kimse de baki kalmayacağını gönül tellerine vura vura anlayacaklar…

Gönülden gönüle giden yolu bize en güzel anlatan bir Neşet Ertaş vardı!

Anadolu’yu bir nefesle sinesine çekmiş, sesiyle üfleyip bir de saza yeni bir lisan ekleyip, adını “garip” olarak tanımlayan , Anadolu’nun her karış toprağına nefesi sinmiş olan, bir de gönül dağının ezgileri vurdu mu tellere işte Neşet Ertaş’ın özlemi sızım sızım sızlatmıştır içerinizde öksüz kalmış Anadolu’yu…

Neşet Ertaş olarak okunur ama “bozkırın tezenesi” diye telaffuz edilir bu topraklarda. Kırşehir de doğduğunu ve Muharrem Ertaş’ın 7 evladından 2. çocuğu olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Ama onun aslında içerisinde uçsuz bucaksız Anadolu ve bir de sızım sızım sızlatan türküleri vardır. Bugün unutamadığımız türkülerin temellerini o zamanlar gözlerinde parlayan, bugün bizim içimizi sızlatan yeteneğini babası fark etmiş olacak ki, geçimini sağladığı düğünlerde onu da yanında götürmeye başlamış. Gittiği düğünlerde ilk başlarda kemanla eşlik etse de 14 yaşında İstanbul’a gelmesiyle hayatı değişiyor ve o günlerde küçük görülen parmakları vurmaya başlıyor saza, önce “neden garip garip ötersin bülbül” adlı ilk plağı ile 1957 yılında Kadir Şencar prodüksüyonluğun da gönül dağımızın türküye hasret mecrasına kuruluyor ve ardından yıllarca buram buram Anadolu kokusu çalınıyor burnumuzda….

Gönülden gönüle giden yolu bize en güzel anlatan bir Neşet Ertaş vardı!

Müzik hayatında İstanbul’un yeri ayrıştırılsa da , serüvenin devamı için Ankara’ya giderek orada bir gazino da çalışmaya başlar. Günlerden bir gün garip garip öten bülbüller sevda türküsünü fısıldıyor kulağına ardından gönlünün en ince teli titriyor ve adını sevdasıyla perçinlediği Leylasını buluyor. Ömrünün geri kalanını ona adamak istese de babası bu evliliğe onay vermez ve ardından oğluna şu sözleri söyler:

"Temiz ruhlu, saf kalplisin şöhretsin
Hakkın vardır evlenmeye evladım
Mevlam sana yapanları kahretsin
Aslı bozuk alma dedim evladım

Dokunsalar Nazif tene kir gelir
Bizden önce ceddimiz ar gelir
Köle olmak şanımıza zor gelir
Aslı bozuk alma dedim evladım"

Gönülden gönüle giden yolu bize en güzel anlatan bir Neşet Ertaş vardı!

Bu sözleri duyunca Neşet Ertaş’ın sevdadan titreyen gönül telleri bu kez kesiyor yakıyor canını;

"Ulu arıyorsan analar ulu
Sevmişiz biz onu olmuşuz kulu
Analar insandır biz insanoğlu
Aslı bozuk deme gel şu insana

Aşkı kimden sevgiyi kimden
Aslı bozuk deme gel şu insana
Soracak olursan eğer ki benden
Aslı bozuk deme gel şu insana

Yazımızı felek yazdı Mevladan değil
Senin dediklerin evladan değil
Her hata suç bende Leyla’dan değil
Aslı bozuk deme gel şu insana"

Gönülden gönüle giden yolu bize en güzel anlatan bir Neşet Ertaş vardı!

Sevdası babasının gönül kapısını rızalı açmasa da bu sözleriyle, bir aralık bırakıyor evlat nimetinin varlığını hep hatrında tutarak…

"Küsmedim Neşedim kahrettim sana
Baban değil miydim sormadın bana
Olan olmuş yavrum ne deyim sana
Sen aklını yitirmişin evladım"

Babasının gönülsüz rızasını bilse de sevdası ağır basıyor. Leyla ile evleniyor ve üç çocuğu dünyaya geliyor. Ama umduğu gibi gitmeyen evliliği sevdanın tutunduğu gönüller de yaralar açmaya başlıyor ve 10 yıllık evliliğini bitiriyor. Ardından çıkardığı plakları ve besteleriyle Neşet Ertaş adını Anadolu’ya duyurmaya başlamıştır. Leyla’nın ardından yaptığı bestelerde sitemini sazıyla perçinleyip gönlümüze vuruyor aşkın o kül eden nişanesini.

"Bilemedim kıymetini kadrini
Hata benim günah benim suç benim
Eliminen içtim derdin zehrini
Hata benim günah benim suç benim

Bir günden bir güne sormadım seni
Körümüş gözlerim görmedim seni
Boşa mecnun eylemişim ben beni
Hata benim günah benim suç benim"

Sitemine ezgileri de şahit tutarken bir yandan da babasıyla Leyla arasında kopan gönül tellerini, sözlerinin arasına serptiği hikayesiyle aslında yaşadığı acıyı özetliyor:

"Cahildim dünyanın rengine kandım
Hayale aldandım boşuna yandım
Seni ilelebet benimsin sandım
Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Sözüm yok şu benden kırıldığına
Gidip başka dala sarıldığıma
Gönlüm inanmıyor ayrıldığına
Gözyaşım sen oldun kahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Garibim can yıkıp gönül kırmadım
Senden ayrı ben bir mekan kurmadım
Daha bir gönüle ikrar vermedim
Batınım sen oldun zahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin."

Besteleri kadar özellikle orta Anadolu düğünlerinin değişmez ve en çok aranan sesiyle de bilinmektedir. Fakat gittiği bu düğünlerde alkolün dozu masaya ondan önce oturan dertleriyle bir olup vücuduna hükmediyordu. Ama bazen sığındığımız kuytuların damı akmaya başladığında mesken edindiğin sığınak senden bazı şeyleri alabiliyor. Nitekim alkolde bozulan sıhhatini gafil avlayarak parmaklarına felç gelmesine neden oluyor. Bazen yağmurdan kaçarken sığındığımız bir saçak altı tepemize yıkıldığında, ardından gelecek dolu karşında savunmamızı da elimizden alır. İşte bozkırın tezenesi de böyle bir yağmur altında kaldığında alkol ondan ekmek parasını kazandığı mesleğini elinden almış ve işsiz kalmasına neden olmuştur. Tedavisine Almanya da devam etmekten başka çaresi kalmayan Neşet Ertaş Almanya’ya kardeşinin yanına gider. Fakat bir gün memleket kokan radyosunu dinlerken bir radyocu “rahmetli Neşet Ertaşdan tatlı dillim güler yüzlüm neredesin sen” anonsunu duyar. Bunu duyduktan sonra “memleketimin kanalı hata yapıyorsa vardır bir bildiği” diyerek Ankara’ya gidiyor. Konsere çıktığı sırada “Neşet Ertaş ölmedi!” diye sloganlar yankılanıyor sevenlerinin dilinde. Binlerce dinleyeni karşısında terlemeye başlarken sesine takılan mahçubiyet hissiyle “yüksek müsadenizle ceketimi çıkarabilir miyim?” diyor.

Gönülden gönüle giden yolu bize en güzel anlatan bir Neşet Ertaş vardı!

Böylesine güzel seven böylesine sevenlerine, sazına bağlı olan bir aşık görmemiştir Dünya.
Ama herkes bir gün sıralanıyor kaderin çizdiği o yola! O yolun sonuna gelindiğinde bir vesileyle çıkıyor sonsuz yolculuğun davetiyesi.

Ve o vakit kalpten kalbe giden bilinmeyen yollarımız bu dünya da ayrılıyor, dilimize pelesenk ettiği türkülerini ardında bırakarak…

"Vara vara vardım şu kara taşa
Yazılan geliyor sağ olan geliyor
Aman aman aman aman oy
Beni hasret ettin dosta kardaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk biri de ölüm
Aman aman aman aman oy

Nice sultanları tahtan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Aman aman aman aman oy
Nicesini dönmez yola gönderdi
Biri ayrılık bir yoksulluk biri de ölüm
Aman aman aman aman oy"