EDEBIYAT

Tehlikeli Oyunlar kitabı ile unuttuklarımızı hatırlayalım!

Author

Hayatımızda ki hatalara bakıp muhasebe yaptığımızda, haksızlığın baş kahramanını hep karşımızda ki insanlardan seçip, haklı ve mağduriyeti yaşayan taraf hep biz oluruz. "Ama şöyle olduğu için bunu yaptım..." gibi başlayan cümlelerde, "haksızım" gibi sonuçlanan devrik bir cümleye bile rastlayamazsınız. Özellikle gecenin görünmediğimizi ve içimizi duyacak kimsenin olmadığını bildiğimiz o zifiri karanlığında, kendimizi yastığın köşesine çekip muhakeme ederiz. Çıkan sonucu tabi ki sesli hiçbir ortamda dile getirmeyiz. İnsan en çok kendine yalan söylememeli, yoksa zor değil etrafta ki insanları kandırmak. Çünkü insan nereye giderse gitsin iki şeyden kaçamaz; bir kendinden, iki gerçeklerden. Oğuz Atay’da tam da hayatımızda yaptığımız hataların suçunu kabullenmediğimiz yerden bizleri yakalayıp, atıyor bir meydana. Dönüp baktığımız da sayfalar arasında hep bir tanıdık yüz, hep bizden bir parça. Çünkü insan kendi yaptığı hataları bir başkasında gördükçe anlıyor eksiğini.

Tehlikeli Oyunlar kitabı ile unuttuklarımızı hatırlayalım!

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar kitabında Hikmet karakteriyle hayatımıza bir göz gezdirmemize yardımcı oluyor. Onun başına gelenler hepimizin başından geçmesi muhtemel olaylar, olaylar karşısında haksızlığını kabul etmemesi en çok kendimizde tanık olduğumuz tepkiler. Bütün kitaplarında içimize dönmemize yardımcı olan Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar kitabında Hikmet'in Albay komşusu ile aralarında geçen diyaloglarıyla, çoğumuzun sosyal medyadan ya da dizilerden ama kesinlikle kitabının sayfalarında gezinerek aklımıza kazınmayan sözleriyle hatırlıyoruz. Çünkü biz şimdilerde şairleri ve yazarları nasıl bilirdiniz sorusuna, “sosyal medyada paylaşılan sözler kadar” demeyi adet edindik. Unuttuk kitabın sayfalarında gözlerimizi gezdirirken, yazarın sesini duyduğumuz zamanları. Şimdi bir nebzede olsa o unuttuğunuz zamanları hatırlamanıza katkı sağlamak adına, Oğuz Atay’ın hayatlarımıza kuş bakışı bakan sözlerinden kesitler sunmak istedim, belki merak edersiniz tüm zamanları tanımlamaya yetecek kadar sözler barındıran bu kitabı.

"Sonunda insanları, karıncalar gibi kalabalık ve nereye koşuştuğunu bilmeden çarpışıp duran önemsiz varlıklara benzetti."

Oku Albayım oku. Bizde, herkese yetecek kadar utanç var.

"Bazı insanların, bazı şeylere hiç hakları yoktu:ne var ki, insanlar da en çok, bu hiç hakları olmayan şeyleri yapıyorlardı. "

"Haklısınız albayım. Oturdu. Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor."

"Hayır, kelimeler aldatıcıydı; kelimeler, bizi gerçeklerden uzaklaştıran küçük tuzaklardı."

 "İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir,avunabilir,hayal kurmaya devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için,insanın bazı eksik yönleri olmalı."

"İnsanlık tek başına kollarımda can verdi. Yanında kimseler yoktu."

"Gidenler sevinçliydi. Geride bıraktıklarına karşı ayıp olmasın diye üzgün görünüyorlardı."

"Beklenen geç geliyor; geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor."

"Kendilerine yazık edenler, zamanın her şeyi nasıl halledeceğini bilmeyenlerdi."

''Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca , biraz isteksiz de olsak , hepimiz sahnenin bir yerinde , bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak , birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız. Ne var ki, dünyada ‘sizi anlıyorum’ gözlerinin sahteleri türemişti; gerçeği sahteden ayırmak çok zordu. ‘Sizi anlıyorum konuşmanıza ihtiyaç yok’ ya da ‘siz onlara bakmayın yalnız gözlerime inanın’ bakışlarının çoğu aslında ‘bugünü geçirmek için birine ihtiyacım var’ kalıbından ibaretti.