EĞLENCE

Emir Çubukçu: Sanat, nefes alacak bir delik daha açmaktır

Author

“Ey okuyucu, Tanrı seni uzun önsözlerden korusun.” Bence de; Jorge Luis Borges ne güzel noktayı koymuş! Tüm kelimelerin, bırakın betimlemeyi, birer tabelaya dönüştüğü günümüzde birileri veya bir şeyler üzerine konuşmayı seviyoruz. Bakın bana, her hafta röportaj öncesi ferman niteliğinde ahkâm kesiyorum. Sohbet ettiğim oyuncu çekimlerde keyifli miydi, nasıl bir karaktere sahip, oyunculuğuyla ilgili neler düşünüyordum vs. yazayım durayım. Neredeyse yeni bir hobi olarak benimseyeceğim bu eylemi. Ancak “Bir sonraki kitabına önsöz yazılacak olsa altında kimin imzası olsun?” sorusunu sorduğum ve karşılığında da Borges’den bu alıntıyı yapan Emir Çubukçu’ya bu haksızlığı yapmayacağım (Dipnot: Her hafta bunu diyor ama başarılı olamıyordu.) Çünkü kendine dair betimlemeleri duyduğu an başını önüne eğip dinleyen ve altyazı olarak “Allahım! Şu an başka bir yere ışınlansam” mesajı veren Çubukçu için zaten söylenebilecek en güzel tanımlamayı onu özellikle Karadayı dizisindeki Osman karakteriyle izleyenler yapmış: “Sahici.” Aslında oyunculuğun en olmazsa olmaz özelliği ama, izleyici olarak sıkça tanıklık etmediğimiz için kendine ister istemez kutsallık atfedilen bu sıfatı elde eden biri için daha ne söylenebilir ki?

Emir Çubukçu: Sanat, nefes alacak bir delik daha açmaktır

Osman, belki de televizyon tarihinin en sahici olmakla birlikte en “sessiz” unutulmaz karakterlerinden biri oldu. Sessiz diyorum çünkü Emir, üzerine giydiği rolü günlük hayatın içine kanalize ederek aslında onu beyazcamdan çıkarıp bizimle çay yudumlar, sohbet eder hale getiriyor. Şimdilerde Show TV’de ekranlara gelen ve bugünden itibaren Pazar akşamlarına transfer olan Rüya dizisinin bıçkın delikanlısı İnan’la ona atfedilen bu unvanı devam ettiriyor. Ve karaktere inancın, yaptığın işe hevesin olduğu sürece oyuncunun karşısına çıkacak tüm rolleri sırtlanabileceğini de İnan diliyle “aslanlar gibi” gösteriyor. Bununla da yetinmeyip ilk öykü kitabı Günün O Belirsiz Vaktinde’de gündelik hayatın trajikomik, olağan hallerini yansıtarak her son noktasında da bir umut kıvılcımı çakıyor. D22’ye dair projelerine de girersem baştaki sözümü tutmamış olurum ki şu an bile o yolda ilerliyorum; bu nedenle sözü özellikle röportajı okurken bence edebiyat muhabbetinde sözlerinin tükenmemesini isteyeceğiniz Emir Çubukçu’ya bırakıyor; bir sonraki uzun girizgâhım için yeni sayfayı açıyorum.

Emir Çubukçu röportajı için TIKLAYINIZ!