INTERNET

En Saçma Yemin Töreni

Author

Askerliğin en önemli safhası sayılan, erkek olmak için sünnet olmak gerektiği fikrini aşılayan sistemin uygulattığı, askerlik hayatımın en saçma anlarından olan yemin törenimden bahsetmek istiyorum. Zaten askerliğin her yanı saçmalıklarla doluya neyse...

2008 yılının Mayıs ayında sevkim çıktı. Nereye mi? Tabi ki Manisa Kırkağaç. Askerlik şubesindeki askerlerden biri sülüsü getirdi. Bekleme salonunda elime teslim ederken, sanki elime başka bir organını veriyormuşçasına keyifli bir şekilde; "Gardaş Ya..ğı yedin..." dedi. Tabi benim aklıma hemen bir iki yer geldi. Body'ci olmasam da rahat komando olacak boy pos var çünkü. 

Bakaya olduğumdan mütevellit, apar topar gitmem gerekti. Saçma bir şekilde kendisiyle tanışmamın neredeyse imkansız olduğu ve hayatımın geri kalan kısmında bir daha görme şansımın olmadığı, Kırkağaçta görevli bir astsubay tarafından torpil yapılması yemin törenimden çok daha saçma bir hikaye olduğu için şimdilik detaya girmiyorum. O astsubay sayesinde onun istediği bir bölükte, onun tanıdığı bir başçavuşa emanet edilişimden sonra, acemi birliğime bölük yazıcısı olarak başladım. Elime silah dahi almadan benden 15 gün sonra gelen devrelerimin, komutanım diyerek kıçımda dolaştığı bir ortamda gelen askerlerin giriş işlemlerini yapmaya başladım. Günler günleri kovalayıpta yemin töreni günü yaklaştığında, çok acayip şeyler olmaya başladı. Alayda bulunan yaklaşık 6000 asker 10 gündür o kutsal sayılan güne hazırlanıyorlar. Yürüyüşler, marşlar havada uçuşuyor, usta askerler soluk aldırmıyor gariplere. Bende bir ağaç gölgesinde yada başçavuşun masasında, kantinde satılan üç şey olan, kutu kola, eti tutku ve su üçlüsüyle takılıyorum. Bu arada hava sıcaklığı 40 ile 48 arasında değişiyor. Erime noktasına çok az kalmış yani. 

Ben daha sağa dön sola dön komutlarını anlayamıyorken, o tek tip kıyafetleri giyip o sıcakta nasıl törene katılacağım korkusu sardı beni. Zira yemin törenine annem, babam, ablam,  teyzem ve en kötüsü nişanlım gelecek. Herkesin kafasında ki 1,84 lük aslan gibi komando hayali yerle bir olabilirdi. Nihayet yemin töreni günü geldi ve torpille yanına yerleştiğim başçavuş yanıma gelip, " Sen giyme tek tipleri katılmayacaksın törene benimle birlikte gelen aileleri karşılayıp yardım edeceksin" dedi. Allahhhhh,O bunu dedi ya ben gelen herkesi sırtımda evladına taşıyacak mutluluğa eriştim. Bizimkilere ne kadar önemli bir görevim olduğunu böbürlenerek anlattım. 

Neyse tören bir curcuna içeresinde bitti. Gençler yeminlerini edip ailesiyle hasret gideriyor, bende evci iznini kapmış, yorgun ve perişan bir halde komutanla birlikte koğuş bölgesine intikal ederken, komutandan büyük soru geldi; " Evlat dur bir dakika, sen yemin etmedin değil mi?" dedi. Be adam sen dedin ya törene katılma gel yanımda takıl, ayak işlerimi yap bu sıcakta uğraştırma beni diye, diyemeden kem küm etmeye başladım. Dedim komutanım ne gerek var, bitti gitti bende etmeyeyim dedim. Yok illa edeceksin diye tutturdu. Daha yeminin sözlerini bile ezberlememişim. Üzerimde ki kamuflajı çıkarmış atletle geziyorum. Koğuşun önünde ki banka oturttu, karşıma geçti... Tüm insanlığı aşağı manhattan'a yapılan uzaylı saldırısından kurtarıyormuşçasına ciddi bir şekilde "Söyleyeceklerimi tekrar et." dedi. Ve bana o yemini ettirdi.

Kendisini buradan sevgiyle anıyorum.... ( Bu arada o torpil hiç bir işime yaramadı. Beni ilk hafta genelkurmaydan gelen özel bir heyet, nitelikli komando onbaşı olarak seçti ve anlatsam inanmayacağınız işkenceler çektirilen, devreciliğin kitabının yazıldığı, omzundan bileğine kadar tüm kolunun morartılmasının normal bir prosedür olduğu, Eski Foça Gösteri ve Tatbikat birliğine yolladılar. Belki bir gün o işkencelerden bahsederim...)

Sevgiyle kalın...