ILIŞKILER

Seks Seks Diye Nicesine Sarıldım...

Author

Efendim, bugünkü hikayemizde taaa Gebze’den kalkıp gelen, sonra eşşek arısı sokasıca dilimi tutamadığım için çükümü tuta tuta eve dönmek zorunda kaldığım bir flörtümü anlatacağım. Yine güzelim bir bahar akşamı, yıl 2013, o zamanlar evim Gültepe’de, Mecidiyeköy’ün Esenler mizanpajlı bir sokağında kot 2’de. Ozan isminde bi ev arkadaşım var. Ozan 1.98 boyunda ve 130 kilo civarında bir arkadaş. Evin kapısından düzlemesine geçemiyor, tanjantı 1 alacak ki anca sığsın kapıdan. Bana gelen giden çok olunca Ozan delleniyor, Seksli ile ev arkadaşı olmak kolay değil tabi lol. O akşam da kızla buluşmak için evden çıkarken Ozan’ın rutin ‘Abi kızın arkadaşı yok muymuş ya, söyle de beraber gelsinler’ sitemlerine maruz kaldım. Bunu da anlamıyorum, sanırsın ‘gelirken bakkaldan bana da 1 Magnum alsana abi bademli olsun’ der gibi söylüyor.

Seks Seks Diye Nicesine Sarıldım...

Çıktım evden, Allah’ın belası dik yokuşu vakur ve kendinden emin adımlarla yürüyorum. Cevahir’de buluşacaktık kızla, bi yandan ara yollardan Mecidiyeköy’e çıkmaya çalışıyorum, diğer yandan buluşma sonrası plan yapıyorum kafamda. Bi yemek yeriz, e kız onca yoldan gelmiş acıkmıştır. Sonra bişeyler içer eve döneriz. Sonrasına Allah kerim lol.

Cevahir’de yemek katında buluştuk, minnoş bi mekana geçtik, yemeklerimiz söyledik. Bi yandan yiyoruz, diğer yandan klasik tanışma faslı. Kimsin, nerdensin, necisin, en son ilişkin ne zamandı soruları. Evet, ilk tanışmanın olmazsa olmazıdır son ilişki geyikleri. E öyle ya, dün mü bitti, 5 yıl önce mi bitti, hala devam eden biri var mı bilmek lazım. Kaygan zeminler buralar, iyi yoklamak gerek. Son ilişkisini sorduğumda yüzünü bi hüzün kapladı kızın. Dedim sıçtık. Zaten normali bulmaz ki beni. Ya 5 yıllık ilişkiden yeni çıkmışı bulur (evet Merve, seni kastediyorum), ya psikopat eski sevgiliden yeni kurtulmuşu (Zeynepcim, tanıdık geldi mi?), ya da yıllar önce aldatıldığı için kimseye güvenemeyeni (Bu da Cansu işte, iflah olmadı bi türlü). Ama illa ki bi yerden bi arızası olacak, yoksa olmaz. ‘Sevdiğim bi adam var, ama karının teki musallat oldu, peşini bırakmıyor adamın’ dedi. Ne yalan söyliyim, üzüldüm. Kızcağız artık ne kadar mücadele ettiyse elin şırfıntısı ile, artık kurtulamayacağını anladığı için vazgeçmiş ve başka erkeklerle buluşmaya başlamış diye içimden sevimli sevimli kılıflar buluyorum o anımıza.

‘Peki adam ne yapıyor bu durum için? Kurtulmak için o bişeyler yapmıyor mu?’ dedim. ‘O da çok uğraşıyor ama karı sülük gibi, yapıştı adamın ensesine düşmek bilmiyor’ dedi. Şaşırdım. ‘Allah allah, e seni bu kadar seviyorsa bi yolunu bulur, yani bulması gerekir’ dedim. ‘Sevgisinden kuşkum yok; ama onun da elinden pek bişey gelmiyor galiba’ dedi. Bak şimdi, iyice işkillendim. Kimdi ki bu? Adamın eski sevgilisi falan mıydı acaba? Hayır, öyle bile olsa ‘Artık yeni biri var hayatımda, düş yakamdan’ dediğinde düşmesi gerekir di mi? Yani en azından ben öyle biliyorum. ‘Kim bu sevgilinin yakasından düşmeyen kadın?’ diye sordum. ‘Karısı’ dedi.

Bi an ortam sessizleşti. Hani gürültülü bi mekandan çıktığında beynin bi uğuldar, sesler kafanda yankılanır; sokak sessizdir ama beyninde hala müzik devam eder gibi acır ya başın... Çatal elimden düştü. ‘Karısı mı?’ diye çığlığımsı bi tonda sordum tekrar. Yüzümde onu onaylamamı arayan bi bakışla kafa salladı. Karısıymış! Evet, bu kızımızın sevgilisinin yakasından düşmeyen şırfıntı adamın karısıymış. Vay şerefsiz kadın, neden adamcağızın yakasını bırakmıyormuş acaba, gül gibi kızın sevdiği adama kavuşmasına engel oluyormuş. Ne vicdansız kadınlar var(!)

Bi taraftan gözümü bürüyen öfke, diğer taraftan karşımdakinin yüzsüzlüğü mü dersin, iffetsizliği mi dersin, ahmaklığı mı dersin.. ne diyeceğimi şaşırdım. Algılayamamıştım. Karşımda benden hoşlandığı için geceyi benimle geçirmek için bilmem nerelerden kalkıp gelen kız, evli bi adamla ilişki yaşayıp bir de karısı onlara rahat vermediği için bundan dert yanıyordu. Hanımlar beyler, seks güzeldir, herkes sevişmek ister, insanların birbiriyle sosyalleşmesi, tanışması, akabinden bişeyler yaşaması çok olağandır. Ama bu işin de bir raconu, bir edebi vardır. Hani bi bok yiyecekseniz kuralına göre yemeniz gerekir. Evli bir adamı ayartıp, onla bişeyler yaşayıp, sonra ‘Aslında beni seviyor, karısından boşanacak; ama işte karı engel oluyor’ mavalına inanan kadın kaldı mı hala? Hangi erkeğe gitseniz, bişeyler yaşasanız, akabinde mevcut sevgilisi/karısı için ‘Ya tam da ayrılacaktık, zaten aramız limoni’ dediğini duyarsınız zaten. Biz erkeklerin konu çük olunca nasıl orospuçocuğu olabildiğini yeniden gördüm bu olayla. Ama gördüğüm sadece bu değildi, bir kadının hırsı yüzünden bir yuvayı yıkmayı göze alabildiğini, bir kadının en büyük düşmanının yine bir başka kadın olduğunu, başkasından duysa ölümüne eleştireceği bir şeyi kendi yaşadığında alabildiğine sevimlileştirebildiğini, ‘Ama o beni seviyor onu sevmiyor ki, hem zaten odaları da ayırmışlar, boşancaklarmış’ yalanının hala geçer akçe olabildiğini, bu ahmak yalana inanan kadınların hala olabildiğini gördüm. Kendimden korktum. Kadınlardan korktum. Erkekliğimden utandım. Karşımdaki kadının bir erkeği elde etmek için 4 yaşında kızı olan bir annenin yuvasına göz dikebileceğini görüp irkildim. Bunu yaparken de erkeğin aslında çükünün dikine gittiğini, onu becerebilmek için bunları uydurduğunu, ne kadar elde tutsam kâr mantığıyla kıza boşanacakları yalanını söylediğini, bunu yaparken karısından ve çocuğundan utanmadığını gördüm. Tabi bu düşünceler zihnimde slalom yaparken ben ağzıma geleni saymakla meşguldüm karşımda oturan kıza. Bi an onu ağlarken buldum. Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, ama sinirden ve öfkeden terlediğimi, sesimin çatallaştığını, ona bu yaptığının yanlış olduğunu anlatmak için çırpındığımı çok iyi hatırlıyorum. AVM’nin kapanış anonsu yapıldı. Çıktık binadan, metrobüse doğru yürürken onca laftan sonra bu kızla bırak aynı yatakta, aynı evde bile kalamayacağımı farkettim. Metrobüse vardığımızda o da benzer düşüncede olmuş olacak ki ‘Hoşçakal’ deyip turnikelerden içeri geçti.

Eve doğru yürüken bi yandan ‘Sanane amk, ahlak zabıtası mısın sen, kim naparsa yapsın, al işte iyi mi oldu çükünü tuta tuta eve dönüyorsun şimdi’ diyordum. Diğer taraftan da midesizleşmediğim, hala bazı değerleri koruduğum ve yanlış bulduğum bir şeye tepki gösterebilecek özsaygımı yitirmemiş olduğum için kendimle gurur duyuyordum. Eve girdim. Buluşmadan eve yalnız dönmeme alışık olmayan Ozan sorgulayan gözlerle baktı. ‘Telefon geldi, kızı evden çağırdılar, acil bişey çıkmış, dönmek zorunda kaldı’ dedim. ‘Sen de bunu yedin’ diye sırıttı. ‘Yok abi, kız ağlıyordu giderken, ciddi bişey olmasa gitmezdi’ deyip geçiştirdim. Yedim mi gargara yapıp tükürdüm mü bilmiyorum; ama ilişki yaşamak adına bizi insan yapan değerleri ayaklar altına almamak gerektiğini, kendi mutluluğumuz için başkalarının mutsuzluğuna sebep olmamak gerektiğini, yaşanan şey ne olursa olsun kişilerin kendi içinde tutarlı ve özsaygıyı yitirmeden bunları yaşaması gerektiğini kendime hatırlatmış oldum.