GüNDEM

THY'de skandal! Yolcunun darp ettiği arkadaşını mahkemede savundu diye şirkette başına gelmeyen kalmadı

Author

Türk Hava Yolları en kıymetli Türk şirketlerinden biri. Fakat toplumumuzun her köşesinde, iş dünyasında, eğitim kurumlarında ve başka yerlerde rahatlıkla görebileceğiniz hak hukuk bilmezlik, iddiaya göre oraya da mevcut.

İddia Ekşi Sözlük'te yayınlandı. Mağdur, yaşadıklarını görsellerle de delillendirmiş. Tabii ki tek taraflı bir metin olduğu için hepsinin doğru olduğuna inanmak doğru olmaz.

Entry'deki ekleri, paylaşılan görselleri bu bağlantıdan görüntüleyebilirsiniz.

THY'de skandal! Yolcunun darp ettiği arkadaşını mahkemede savundu diye şirkette başına gelmeyen kalmadı

geçen gün bir yazacağımı söylemiştim nasip bugüneymiş. hazırmıyız arkadaşlar? güzel... şimdi size başımdan gerçek bir olayı anlatacağım. sıkılmadan başından sonuna kadar okumanız dileğiyle.

anlatılan olay tamamen gerçektir, konu yargıya taşındığından ve kişilik haklarına saygıdan dolayı bazı isimler sadece baş harfleri ile yazılmıştır.

direk aksiyona dalmak isteyenler en altta yer alan ifadeyi okuyabilir.

öncelikle kendimi tanıtayım. adım ömer. 2004 yılından 22 ocak 2018 tarihine kadar türk hava yolları’nda sırasıyla kabin memuru sonrasında kabin amiri olarak çalıştım. 8 yıllık kabin amirliğimin son 4 senesinde ise airbus 330-340 uçaklarında sorumlu kabin amirliği görevindeydim. istifa etmeden önce şirket içi kabin personeli kıdem sıralamasında ilk 600 kişi içindeydim. şirket için sicili temiz, maaşı güzel bir çalışandım.

neyse şimdi gelelim olayımıza. efendim, benim şirkete ilk girdiğim zamandan beri görev aldığım bir meslektaşım, bir arkadaşım var. adı gökhan. gökhan, 2017 temmuz ayında lyon seferinde görevliyken bir bayan yolcu tarafından daha uçak yerdeyken tartışıyor. seferin sorumlu kaptanı da olayı kameradan görüp, uçağı park pozisyonuna geri götürüp, yolcuyu uçaktan indiriyor. bayan artık kimleri araya sokuyorsa uçak istanbul atatürk havalimanı’na indiğinde gökhan’ı bağlı bulunduğumuz idari birim olan kabin hizmetleri başkanlığı personelleri karşılıyor. gökhan görevli kaptanın imzaladığı kural dışı yolcu formunu teslim ediyor, durumu izah ediyor ancak dediğim gibi yolcu araya kimi sokmuşsa artık olay gökhan’a patlıyor. önce para cezası kesiyorlar sonra 1 ay uçuşlarını alıyorlar en sonra performans yetersizliğinden dolayı işten çıkartıyorlar. efendim, konusu açılmışken size performans değerlendirmesi hakkında kısa bir bilgi vereyim. öncelikle performans değerlendirmesi kabin amirlerine zorunlu, kabin memurlarına ise isterlerse dolduracakları e-formlar olarak atanır. 6-7 konu başlığını en kötüden en iyiye puanlarsınız. ilk çıktığı zaman beri “insanları işten atmanın bahanesi olacak bu” diye düşündüğümden mümkün mertebe tüm görev aldığım personele ya çok iyi doldurmuşumdur yada teşekkür etmişimdir. 8 yıllık amirliğimde sadece 2 kişi için kötü doldurdum o formları, onlarda aralarında kavga etmiş ve medeni şekilde halletmek yerine işi başka yerlere çekmişlerdi. he, performans…neyse efendim, bu performanslar son 2 senedir kabin memurlarına atanmıyordu. dolayısı ile kabin amirlerinin performanslarını güncel olarak ölçemedikleri gibi zaten objektif bir ölçüm sistemi de değildi. zaten istenen şey performansın arttırılması değil, iş akdi feshinin kolaylaştırılması idi. hoş onu da beceremediler ya neyse. yüksek performansınızdan dolayı teşekkür ederiz diye yazı gönderip 10 gün sonra performans düşüklüğünden dolayı işten atılanlar mı arasınız, genel müdür elinden ayın çalışanı seçilip, ödül alıp, 1 ay sonra yine performanstan dolayı işten çıkartılanı mı? hepsi mevcut. performans konusunu açıkladığımı var sayıp konuya devam ediyorum.

cumhurbaşkanımızın bir sözü var ya hani “zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır” diye. e bende o hesap kasım 2017 ‘de görülen gökhan’ın işe iade davası duruşmasında gökhan’ın lehinde ifade verdim. daha önce mahkemeye katılmamış olanlarınız bilmeyebilir, gerçekten ifade öncesi sorarlar “doğruyu söyleyeceğine namusun ve şerefin üzerine yemin edermisin” diye. yani namus ve şeref sözü verip , ifade vermişim. unutmayın bunu.

bende bildiğim kadarı ile yolcunun uçaktan indirilmesinde bir kural ihlali olmadığını, yetkinin kaptanda olduğunu, ilgili formun doldurulmuş olduğunu ve prosedürün şirket kurallarında aynen yazdığı şekilde icra edildiğini ilettim. hakim sordu, ben söyledim. avukat sordu , ben söyledim. şirket avukatı savunmasını yaparken gökhan’ın prosedüre göre davranmadığını söylerken ; işten çıkartılmasındaki gerekçe ise performans yetersizliğiydi. yani mahkemede savundukları şey ile işten çıkarttıkları gerekçe bile farklıydı. neyse devam… 14 yıl kimi zaman beraber görev aldığımızı, eğitimlerimizi birlikte aldığımızı, 2 kere beraber terfi aldığımızı ve terfilerimizi zamanında aldığımızı anlattım. terfi yönetmeliğine göre uygun görülen başarılı memurların eğitime alındığını, eğitim süresince ve sonunda sınavlara girildiğini, sınavlarda başarılı olanların gözetmenler eşliğinde yine kontrol (sınav) uçuşları yaptığını ve ancak ondan sonra amir olduklarını anlattım. yani başarısız ve performansı düşük birinin 2 kere terfi almasının ve sicilinde bir sürü teşekkürü olmasının saçma olduğunu vurguladım.

bana ve bir çok kişiye göre ise asıl olay müdürlerin koltuk sevdası. bilmezsiniz, kabin hizmetlerinde egolar tavandır. orası öyle bir yerdir ki, fırsat bulursan ayak kaydıracaksın çünkü fırsatını bulurlarsa senin ayağını kaydırırlar. gökhan gibi işini yapan, o taraklarda bezi olmayanları da kendi sicilleri için kurban ederler, çünkü müdürler kurban ister.

bu arada gökhan arkadaşımız uçuşta kalbi duran bir şef arkadaşı ilk yardımla hayata dönmesinde yardımcı olmuş biri ve görev için gittiği ouagadougou’da ayaklanma çıktığında mahsur kalan ekibin de amiriydi.

devam…

ifade verdiğim kasım ayından ocağa kadar ki dönemde benim aylık uçuş programım bir garipleşti. sürekli ya geceleri afrika uçuşu veriyorlar yada gece nöbetleri. düşünün ki nöbetteyken arkadaşlarımı yolcu ediyorum er(uzun menzil) uçuşlarına , 3 – 4 gün sonra adamlar dönüyor, başka uçuşa gidecekler , ben yine gece nöbetteyim. ocak ayının 19’unda yine afrika’ya gitmeden önce cep telefonuma sms geldi;

görev türü : ofis / office – cabin management, görev başı : 22/01/2018 05:00 , görev sonu : 22/01/2018 14:00

bu kısaca demek oluyor ki başın belada. aklını alacağız ayın 22 sinde gel. ilgili tarihte görüşmeye gittim. şimdi görüşmeler normalde randevulu olur. gittiğinizde kimi göreceğiniz bellidir. tesadüf o ki benimkisi belli değildi. bekle dediler, bekledim. normalde görüşmeler görüşme odasında yapılır ve ses, görüntü kaydı alınır; tesadüf o ki beni , kimlik kartımın turnikeleri bile açmadığı personel katındaki personel müdüresinin odasında görüşmeye aldılar. normalde çok büyük kabahat işleyen personele bile bir müdür gelir, bana üç tane göndermişler. personel müdüresi, performans müdüresi birde idari müdür. personel müdüresi s.y.p (kendisi her nasılsa 2011 yılında uzman olarak işe başlayıp, 2014’de tüm şirketin işe alım müdürü olarak thy’den bile hızlı büyümüştür) lafa başlayıp açık açık ifadem yüzünden çağrıldığım söyledi. performans müdüresi i.ö.i sicilimi incelediklerini ancak bir şey bulamadıklarını söyledi. bulsalar zaten çoktan ipimi çekecekler. idari müdür t.k.

ise sen ne biliyorsun da niye ifade veriyorsun ki gibi şeyler söyledi.

aldılar araya komboya başladılar. bir o konuşuyor, bir bu. sakin sakin dinliyorum. üstü kapalı tehditler havada uçuyor. “vay efendim sen eski personelsin, şirketin sana nasıl tepki vereceğini bilmiyormusun?”, “yok efendim şirketin aidiyet politikası ve sana olacakları bilmen gerekirdir.”, neler neler.

personel müdürü ifaden yüzünden çağırdık dediğinde kendisine “dava devam ediyor ve ben o davada şahidim, bu dava hakkında konuşamayız, suç” dedim. dinlemiyorlar ki…10 kere üstelediler. “ilerde o ifade bize dava kaybettirir. senin yüzünden dava kaybederiz. o ifade değişmeli”… evet arkadaşlar açık açık o ifade değişmeli dendi. oooohhoo.. o yine iyi,asıl bomba benim mahkemede neden ifade verdiğim ile alakalı konuşulurken geldi.

-mahkemede niye ifade verdin?

anayasal ve vicdani sorumluluğum.

-ifade vermek zorunda değildin.

vermemek zorunda da değildim.

-hadi ifade verdin, doğruyu söylemek zorunda değildin…

yemin altındaydım, söylemek zorundaydım.

-yine de ifade vermeyebilirdin..

ifadem hakkında konuşamayız, mahkeme devam ediyor.

(bu yapılanlar açık açık baskı, mobbing, suça teşvik ve adliyeye karşı işlenen suçlar kapsamında şahidi etkilemeye teşebbüstür. ilgili maddeler aşağıda.)

madde 277- (değişik: 2/7/2012-6352/90md.) (1) görülmekte olan bir davada (…)(3) gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, (…)(3) sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (ek cümle: 18/6/2014-6545/69 md.) teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.(3) (2) birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır. ––––––––––––––––––

madde 288- (değişik: 2/7/2012-6352/93 md.) (1) görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada, hukuka aykırı bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, elli günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.

koskoca uluslararası şirketin müdürleri; kanun, hak , hukuk, adalet, umursamadan iş yapıyorlar. utandım resmen. bunlara birde namus ve şeref üzerine ettiğim yemini izah etmeye çalışıyorum. kabin hizmetleri başkanı olacak kadın ise kendi başı yanmasın diye ortalarda yok. ben bekleme odasında beklerken bir ara arkamdan gelip “herkese merhaba” dedi. durumdan haberim yok ya bende döndüm “merhaba” dedim. kadının yüzü düştü, fıtı fıtı ortamdan kaçarak uzaklaştı. kumpas hazır, bir şey olursa ve hesap sorarlarsa üniformayı çoktan giymiş. ben orada değildim, uçuş görevindeydim, bir bilgim yok. genel alanlarda 3 metrede bir kamera var kayıt alan. aynı karede bile olmak istemiyor kadın...

neyse toparlayalım artık. 3 kere yapılanın suç olduğunu ve ifadem hakkında konuşamayacağımı, kendimi baskı altında hissettiğimi söyledim. en son bu konu hakkında konuşmaya zorlamaya devam ederlerse istifa etmek zorunda kalacağımı söyledim. dinlemediler bende suça iştirak etmemek için mecburen istifa ettim.

ha iyi mi oldu? “kardeş burası türkiye, sen ne bekliyorsun ki?” gibisinden sözlerinizi biraz daha içinizde tutun, devamı var. istifa etmeseydin onlar atsaydı diyenler için kısa bir bilgi; bunlar için işten atmanın gerçekçi bir nedeninin olmasına gerek yok. fişler ve atarlar. 15 temmuz olur atarlar, raporlusunuzdur atarlar, işletmesel nedenler der atarlar, vatan , millet, sakarya derler yine atarlar. yani atmaları için nedene gerek yok. atsınlar yeter onları için. ondan sonra 3 sene haklılığını ispat etmekle 3 senede hakkını almakla uğraşırsın.

istifa edeceğimi söyledikten sonra personel müdüresi “bırakın istifa etsin” dedi , anca o zaman odadan saldılar. hemen en yakın masada istifa dilekçemi yazdım ve yapılanları genel hatları ile anlattım. istifa dilekçemi olduğu haliyle kabul edip kayıt altına aldılar. yani istifa mazeretimi kabul edildi. yani şirket bir nevi yapılan baskıyı ve ifademin değiştirilmesi talebini kabul ediyor. genel müdüre ve uçuş işletme başkanına e posta ile durumu bildirdim. avukatım ile görüştüm, durumu izah ettim. iş mahkemesine bir dava açtık, kıdem tazminatım ve diğer alacaklarıma ilişkin, birde gidip bakırköy adliyesi’nde suç duyurusunda bulunduk. enteresan kısmı burada başlıyor. savcı suç duyurumuzu reddetti. gerekçe olarak konuya iş mahkemesinin bakması gerektiğini belirtti. biz savcıya suçu kovuşturması için suçun suç olduğunu ispat etmeye çalışırken o güne ait kamera kayıtları ve giriş çıkış kayıtları zaman geçtiği için silindi gitti. savcı suç duyurusundan 1 gün sonra kovuşturmaya gerek yoktur kararı verdi. savcıya gidip görüştüm, gerekçesini öğrenmek istedim. “öyle uygun gördük. itiraz et, yine değerlendirmeye alalım” dedi. dayanamadım savcıya “yani adamlar beni iş yerinde masaya yatırsa… yine iş mahkemesi mi bakacak” dedim. “allahın kelamı değil ya, itiraz hakkın var itiraz et” dedi. bizde “peki” diyerek ceza sulh mahkemesine itiraz ettik. gerekçemiz “kanunun şu, şu , şu maddelerinde yazan suçların kovuşturulması”… kovuşturulmaya gerek yoktur kararı burada da onaylandı. gerekçe yine iş mahkemesi bakacakmış davaya. yahu adliyeye karşı işlenen suçlar başlığı altında kamu davası açılması gerekirken, konunun iş mahkemesinin yetki alanında olduğunu söylüyorlar bize. dururmuyum, cimere ve bimere yazdım. böyle, böyle, böyle oldu. iki gün sonra cimerden cevap geldi, adalet bakanlığına ilettik konuyu, ilgilenecekler diye. arayan yok, soran yok daha. bizim deliller de bu arada silindi gitti. hani bana yapılan baskı, suça teşvik vs geçtim bireysel suçları, adliyeye karşı işlenen suçlar açık açık gerçekleşmiş ve tanık olarak ben varım, ofise girerken ki ve çıkarkenki, istifa dilekçemi yazarkenki kamera kayıtları var. hepsini geçtim istifa dilekçesi var kabul görmüş. gel gör ki, nasıl oluyorsa oluyor, yani olmuyor. olduramıyoruz.

sosyal medya malumunuz, jilet gibi…belki bir tepki olur dedim. kaldı ki davası devam eden bir sürü iş akdi fesih edilmiş personelde var. onların davalarında belki işe yarar durum diye düşündüm. ama o ara eskişehir’de bir tecavüz haberi çıktı. kamera görüntüleri var, itiraf var ama adam tahliye edildi. o haberden sonra kendi kendime “benimki de dert mi” dedim ve bir süre daha bekledim.

devam….ocakta istifa ettim, iş mahkemesinin tarihini önce adli tatil olan 15 ağustos’a verdiler, sonra bizim talebimizle 12 eylül’e alındı. bu süreçte suçun hızla kovuşturulmaması sebebiyle toplanabilecek kamera kaydı ve giriş çıkış kayıtları gibi lehteki deliller toplanmadı. anlayamadığım ise ben hukukçu değilim, benim mesleğim olmasa da elimden geldiğince savundum, adamların umurunda değil, sanki ifade tutanaklarında söylendiği üzere adliye ile değil semt lokantasıyla dalga geçmişler.

gelelim benim adalet lehinde duruşumun bana getirilerine. 14500 tl olan maaşımı, ücretsiz biletlerimi, 3 ayda bir gelen 1 maaş ikramiyemi, 14 yıllık emeğimi, kıdemimi, aile düzenimi, evimi kısacası her şeyimi bu süreçte kaybettim. bildiğin sıfırdan başlıyorum hayata. allahtan elimde zamanında ilgi duyup öğrendiğim yazılımcılık var. yakında çıkartacağım oyuna odaklandım, başıma gelenleri düşünmemi engellemeye yardımcı oluyor.

biz yetiştirilirken devlete ve adalete inanç ile yetiştirildik. güçlünün değil, haklının yanında olmak adına inandığım değer için bir karar verdim, sonucuna da katlanıyorum. e madem bunlar yalan, o zaman neden bize öğrettiniz zamanında?

arkadaşlar ilahi adalet var mı bilmem ama benim adaletim vicdanımdır. vicdanım rahat olsun diye bir yola girdim, devam ediyorum. sonu hayırlı çıkar umarım.

ancak kocaman bir şirketin saygısız ve yeteneksiz insanların ellerinde kişisel çıkarlar için göz göre göre bitirilişine şahit oluyoruz. bir sürü personel harcadılar kişisel hırsları için. işini iyi yapan, şirketi bir çok kere rezillikten, kazadan, kırımdan , itibar kaybından kurtaran insanları birer birer kaybediyorlar.

yıllardır çok can yakan idari müdür t.k. hakkında onlarca belki yüzlerce suç duyurusunda bulunuldu. sonuçsuz hepsi tabi. e siz adalete inanan insanlara adaleti sunmazsanız o zamanda insanlar kendi adaletlerini kendileri ararlar. zira duyduğuma göre bir amir tarafından hastanelik edilmiş. duyduğumdan beri de gülücükler saçıyorum etrafa.

arkadaşlar, biliyorum çok daha ağır ve ciddi suçlar maalesef o veya bu sebepten gereken ilgiyi ve alakayı görmüyor. ancak uygulanan kanun ve kural tanımazlıklar yüzünden daha ciddi şeyler olmadan yetkililerin bu konuya el atıp, şirketin durumunu bir incelemeleri lazım. manyakmıyım ben onca maaşı ve kariyeri bırakıp adalet peşinde koşuyorum? manyakmıyım ben hiçbir kazancım olmamasına rağmen savcılığa gidip suç duyurusunda bulunuyor ve suçun soruşturulması için ısrarcı oluyorum? benim artık thy ile işim bitmiş. zira şirket ile ters düşüp, ayrılan ve dönen şimdiye kadar sadece bir kişi var. oda emekli olmadan önce sağda solda “damadım sağ olsun” diye anlatıyordu. yani geri dönme ihtimalim yok. ancak derdim zorum bu gibi insanlar yüzünden hakları yenmiş insanlara yaptığımın bir faydasının olması. kimsenin birbirinden haberi yok. yüzlerce insan haksız yere işten çıkartıldı. adam gibi bir karar alınsa belki bu kadar rahat insan harcayamayacaklar.

son olarak artık birilerinin thy’yi çok ciddi anlamda teftiş etmesi gerekli.