DIĞER

Nilüfer

Author

Sene 2001. Ağustos ayının ortası. Mahallenin çakallarıyla maçımızı yapmışız. Hava tam kararmak üzere. İzmir'de yine güneş asfalttan doğup batıyor. Annem her zaman olduğu gibi tek katlı 75 m² bina 80 m² bahçeli,pencere korkuluklarında bile babamın emeği olan, parasızlıktan 2. el kapı ve lavabo takılan,kokusuysa ölüm döşeğinde bile olsam bana güven verecek olan evimizin önünde oturuyor. Ben bardaktaki suyumu bitmesin diye ağır ağır içerken ilk önce annesini gördüm. Aradan bir yada iki saniye geçmemişti ki hani böyle bahçıvan model pantolonlar olurdu ya kemeri iki omuzdan olan. Hah işte onun siyahı ama şort olanı vardı üzerinde. Onu gördüğümde o kadar çok utandım ki kaçamak bakışlar haricinde bakamadım yüzüne. Daha önce hiç böyle bir hisle baş başa kalmadığım için sanırım. O an anneme o kadar özendim ki,onunla ilgili kurduğum çiçekli böcekli hayallerim dışında hatırladığım nadir duygulardan. Yarım saat kadar sonra kalktılar çaylarını içip. Annem daha ben sormadan başladı anlatmaya. Babası asker, doğuya tayin olmuş bir kaç yıl önce. Şimdi yaz tatilinde oldukları için gelmişler ve karşı komşumuzun yakın akrabalarıymış. .....'nin kızı Nilüfer! Şuan bile hayatımda duyduğum isimlerin en güzeli..
Neredeyse her akşamüstü yaptığımız mahalle maçları benim için bitmişti. Benim tek gayem Nilüfer'di. Hergün aynı saatte tek katlı evimizin çatısına çıkıp yolunu gözler oldum. İki yada 3 günde bir defa geliyordu,geçiyordu ve o beş saniye benim hayal dünyamın tek dayanağı oldu.
Annanesinin evini keşfettiğimde onu tanıyalı henüz 20 gün olmuştu. Artık duramazdım tabi. Onun akşamüstü seferleri dışında yolları aşındırmaya başladım. Tam bir yazı böyle bitirdim. Sessiz,umutlu ve iç burukluğuyla..
Bir sonraki yıl gelişini annemden haber aldım. Bu kez daha fazla kalacaklardı. Hem de üç ay. Geldi yine. Babam mahallenin aşağısındaki markete sigara almaya yollarken mızırdayan ben şimdi koşa koşa gidiyordum. Sebebi malum, annaneye yakın.
Bu yıl artık onu yeni yerlerde görüyordum. Kardeşini eğlendirmek için geldiği parkta,haftasonu akşamlarının vazgeçilmezi olan sokak düğünlerinde. O neredeyse ben onun tam karşısındaydım. Ama bir kez olsun görmedi,belki de görmek istemedi. Bu yaz tatilinin de böyle böyle sonuna geldik ve gitti. Ama umutluydum. Hani böyle bi dersin iki sınavından da kötü not alırsın ama yine de hoca belki geçirir diye beklersin ya öyle işte.
Koca kışı çiçekli böcekli hayallerle, derslerden de karın tokluğuna geçtikten sonra o haziran sabahı hayatımın en lezzetli kahvaltısını yaptım. Babasının tayini İzmir'e çıkmış, artık burada yaşayacakmış. Yani hergünümü onu görerek geçirebilecekmişim.
Günlerden o gün geldi. Ben babamdan aldığım harçlıkla bir gün önce aldığım yılın saç modasına uyabilmek için briyantini daha öğleden önce boca ettim kafama. Akşamüstü annanesinin evinin önünden geçerken hoşgeldin leblebi tozum, hoşgeldin mis kokulu silgim, hoşgeldin deniz kabuğum diyecektim 'içimden'.
Babam çağırdı bahçeye. Çıktım yanına. Birisinin evi taşınacak ben oraya gideceğim, sen de gel yardıma dedi. Bunları duyunca ateşim yükseldi, hani böyle araba kullanırken bi aksilikle karşılaştığı an açık olan müziğin sesini kısar ya insan, sıkıntı çöker, yüreğin boşalır ya işte bana da bunlar oldu. Yürümeye başladık babamla taşınılacak olan eşyaların yanına doğru. Annanesinin evine doğru yaklaştıkça gözlerim doluyordu ve babama çaktırmamak için bir kaç adım önden yürüyordum. Nolur onların olmasın! Nolur onlarınsa bile o olmasın!
Geldik.. Hemen başladık taşımaya. 1 saatten fazla olmuştu ama yoktu ortalarda. Ben bütün gücümü verdim çabucak bitsin ve o görmeden dönelim diye. Az bi işimiz kalmıştı ki soluklanmak ve su içmek için oturduk. Su içer misiniz dedi babası, babam dedi içeriz. Nilüfer su getir kızım diye seslendi. O an intihar olgusunun ne olduğunu biliyor olsaydım bir dakika düşünmezdim. Geldi Nilüfer elinde kırmızı kapaklı sürahiyle. İlk bana verdi suyu. Benim gözlerim dolu, hayatımın en güzel suyu...
Bütün hayallerim, umutlarım uçup gitmişti. Hocadan beklediğim o not gelmemişti. Ben fakirlik olgusuyla o gün tanışmış ve önümdeki iki üç yıllık süre zarfında ailemden utanmaya işte o gün, o dakika başlamıştım.
Geçenlerde kardeşimle konuşurken abi ben bi ilişkiye başladım dedi.Kim oğlum tanıyor muyum dedim.Tanıyormuşum.. Kız kardeşiyle benim hayallerimi gerçek kılmaya başlamışlar. Kardeşimin telefondaki sesi çok tanıdık geldi ve şunu söyledim; Ona, 'sen benim ışıklı ayakkabımsın' de..

Nilüfer