DIĞER

Mahallenin Patates Baskısı

Author

Arabadayız. Şoför abimiz tutamıyor kendini: 

-Ne zaman evleniyorsun? Bak 30'a geldin evde kalacaksın...

Tabi aklımdan o sırada ne sinkaflı cümleler geçse de ağzımdan şu kelimeler çıkıyor:

- 32 yaşındayım bu bir, sürekli senle gezdiğime göre evde kalmama imkan yok değil mi? Bu da iki.

Aklımdan geri kalan hayatım hızla geçiyor. Kucağımda bir bebek, yerde susmak bilmeyen bir başka çocuk. Sanıyorum bunlar benim. Saç baş dağılmış, yüzüm gözüm kaymış. Kaşlarım eski martı halini bile almış, hep bakımsızlıktan. Uykusuzum sanırım. Ne o sevdiğim müzikleri dinleyebiliyorum çocuk uyanmasın diye ne de uyuyabiliyorum. Bitmişim. 

Bu da benim içimde büyüttüğüm kabusum. Eski hareketli hayatımı özlerken buluyorum kendimi. 

xxx

Camdan dışarı bakmaya devam ediyorum. Susmuyor arkadaşım. Beni ne kadar sevdiğini, bu mesleğin yalnızlığı beraberinde getirdiğini, evlenme yaşımın geldiğini, sonra da beğenmeyeceğimi söyleyip duruyor. Susmuyor!

Sanki ben bilmiyordum mesleğimi seçerken yoğun çalışma saatlerinin, hareketli hayatımın, sık seyahatlerimin insanın gözünü korkutacağını. Bilmiyorum sanki, başlı başına ben olmanın karşımdakinin hayatı tekrar tekrar sorgulamasına neden olduğunu. Gördüklerim, yazdıklarımın beni içten içe yaktığını, belki de çoğu şeye inanmadığımı bilmiyor muyum?

Benim evlenemem değil bence sorun. Birinin benle evlenmek istemesi de! Duruma, geleceğe inanmam lazım. Gel de anlat adama, alt-üst metinleriyle, neden-sonuç ilişkisiyle evlenmenin ne kadar mantıksız bir hareket olduğunu. 

İstemiyorum. Hatta isteeeeemiyorum ama insan günün sonunda bir düzeni olsun istiyor. Kendine ait, yuva. Biz kızlar yüzde 90 böyleyiz. Çocukken bebeklerle oynuyoruz, daha biz bebeğiz düşün. Arabayla oynasak elimizden alıyorlar, doktorculukta hasta olmaktan öteye geçebileni bilmiyorum. "Ben astronot olacağım baba. Süzgeçi getir de kafamıza takalım" diyen kız çocuk görmedim henüz. Barbie'ler, Sindy'ler... Yaradılış gereği yuva hazırlıyorsun içten içe. Tencere takımıyla yemek yaparken de, bebeği beslerken de sana kodlanan bu. Haliyle ne oluyor, yanındaki her insanda kurabileceğin yuvanın tanımını baştan yazıyorsun. 

Kendime, kendim için yuva kurmak istiyorum mesela. Tenceremi kimseye sormadan seçmek, duvarlarımı rengarenk boyayabilmek, tek kapılı eski model buzdolabı aldığımda içine ne sığacağını düşünmemek, çarşaf neden saten ve kırmızı hesabını vermemek istiyorum. Bir odayı tıka basa ayakkabı yapmak istiyorum. Eve girip çıkarken kimseye hesap vermemek, eve çağırdıklarımla içtiğim şarabın komşuyu irdelememesini istiyorum. Ciğerden gülerken "ay duyulursa" diye içime kaçmak istemiyorum mesela. Bu yuvaya kalın duvarlar da istiyorum anlayacağınız. 

Kalemi böyle diye diye içe inşaa ettim ben. Önce güveneceğin tek kişinin kendin olması gerektiğine inandım. Aksi yalan. Tüm bu durum içerisinde en kötüsü birlikte biriyle yola çıkmak değil, yola çıkmak istediğinin senle bir ömür geçirme fikrinden korkması. Bir ömür diyorum hanım, bir ömür! Kimse boşanmak için evlenmiyor. Yani felç kalsa sevecek misin? Aylarca hastanede kalsa gık diyecek misin? Faturaları ödeyemediği zaman anlayış gösterebilecek kadar sakin kalabilecek misin? Kendin kadar sayacak mısın karşındakini işte o koca ömür boyunca! Kendine yapılmamasını isteyeceğin bir şeyi yapmadan durabilecek misin? Çocuk yapacak mısınız yoksa bekar hayatınızdaki gibi sadece yan yana can cana bulmaca çözerek, oyun oynayarak mı yaşlanacaksın? Bir de çocuk yapsan seçeceğin okul, onun seçeceği meslek konusu var... Öyle uzun ki bu sorular. Ve öyle dev ki yanıtları, korkutucu. Bırak adamı, ben tırsıyorum yanıtlamaktan ama sorsan kız benim, herkesle de kesin evlenmek istiyorumdur. 

Şoför bey abime sorarsan böyle tabi. Bana baktığında benimle evlenmeyen erkekler görüyor sanırım, tek başına ayakta duran bir kız değil. Tek korkanın onlar olduğunu düşünüyor, ben ne korkacağım canavar gibiyimdir kesin. 

Korktuğum tek şey herhalde ömrümün sonunda şu olur: Kimse beni bir ömür sevmeye gönüllü olmadı. 

Hep geçicilik yani.

- Bugün seviyorum ama yarın unutabilirim. Senden öncekilere öyle yaptım çünkü insan değişmiyor biliyor musun Sinemcim. Sadece kaba sığıyor. Ben senle kabıma da sığamam sonra. Yok, olmaz. Yol yakınken...

Felaket senaryom hazır nasıl olsa. Her zaman en kötüsüne hazır olmak da benim lanetim. 

Ne var biliyor musunuz, biz de çok okuduk hep ondan oluyor bunlar. Okuyan, düşünen insanın laneti bu, bin kez analiz etmeden adım atamamak. Hastalık! Ben de bilirdim en salak aşığa "hadi olum evlenelim" demek. Stilim, gidip en zorunu seçip, bir onu sevmek (Sanki ben çok kolay bi insanım da. Hep bizim Türk erkekleri zordur bu arada. Aksini de duymadım) Hayır ve şer senden gelsin deyip beklemek. Doğru zamanı beklemek. Sevmediğim birine kessen evet diyemem çünkü.  Onda pek zor karar almıyorum mesela. Evetsem netimdir, hayırsam bin kere net. 

xxx

Şoför abim isyanına isyan eklerken yolu uzatıyor ben deliriyorum evde kalmışlığıma. İnandırdı beni yani. o kadar dedi ki evde kaldın diye. Çok değil 20 dakika önce arabaya binerken bekar, nispeten kendini formda hisseden, olum güzel kızım aslında falan diye beynine güzelleme komutları gönderen ben varış noktamıza yaklaşırken evde kalmış, otuzunu aşmış, kimsenin muhtemelen sevmek istemeyeceği bir insana dönüştüm. 

Mahalle baskısı gibi mahalle baskısı. 

Ama mahallenin evli, mutsuz, bol sorunlu abilerini baskısı artık bunlar. Annem babam bırakmış "ne zaman biriyle tanışacağız" demeyi ama şirketteki bin kez beni taşıyan şoför abime sıkıntı oldu. Aynı müdürüme, yan komşum Nevin ablaya, eşe dosta akrabaya olduğu gibi. 

Evlenirsem duyarsınız mahallenin patates baskısı insanları! O zamana kadar bekar, güzel ve kendince seksi hisseden ortalama bir insan olarak kalmama yardımcı olursanız sevinirim. 

xxx

Çocuklar uyuyor. Ben camdan bakıyorum. Az sonra annem gelir ben de işe giderim. Ortam süt liman- şimdilik.