EĞLENCE

Öğretmenime yazdığım şiirin üstüne yatıp tüm krediyi toplayan arkadaşım...

Author
Öğretmenime yazdığım şiirin üstüne yatıp tüm krediyi toplayan arkadaşım...

Öğretmenlerime çok defa 'anne' demiş biriyim ben. Geniş ailede yetişmem sebebiyle anneanne dediğim bile oldu. Sonucu biraz üzücü oldu tabii. ''Ben o kadar yaşlı mıyım?'' tribine girdi canım öğretmenim ama olsun, ne yaptıysam sevgimden, samimiyetimden yaptım... 

Biraz da itiraf gibi olacak bu hikaye açıkçası... 

4. sınıfın yaz tatilinde ayrılmıştık bahçeli evimizden. Onun yerine şehir merkezinde bulunan altı katlı bir binanın en üst katına taşındık. Evdeki herkes etkilenir böyle şeylerden ama kaç yıllık arkadaşlarımdan koptum ben! En çok ben etkilendim. Çocukluğunda taşınmayan bilmez o hissi. Yeni okul, yeni mahalle, yeniden kendini ispatlama çabası...

Sınıfa ısınmam pek kolay olmadı. 

Oturmuş bir çevreye sonradan girmeye çalışınca önde gelen çocuklar her konuda teste tabii tutuyor seni. En hızlı koşanıyla yarışa giriyorsun, en komiğiyle, en bilmenesiyle... Sürekli bir ispatlama, sürekli bir sınav havası. Biraz inek olunca daha da zorlaşıyor bu süreç. Sınıfın en çalışkanıyla yarıştırıyorlar seni. Genciz tabii, deli doluyuz. Sınıfta kimsenin çözemediği soruyu çözdük, elimiz kırılaydı da çözmeyeydik. Haftalar sürdü kendimi sevdirebilmem. 

Bu süreçte en yakın dostum dünyalar güzeli öğretmenimdi. Daha ilk aldığı sınıftı bu. Herkes birbirinin ilk göz ağrıydı. Bir bendim yabancı. O da bu durumun farkında olduğundan daha bir anlayışlı davrandı bana. Hatalarıma göz yumdu, her defasında teşvik etti, korudu...

Gel zaman git zaman alıştık sınıftakilere birbirimize. Hem okulda hem de okul dışında birlikte takılmaya başladık çocuklarla. Kızlara dondurma ısmarladık, mahalle takımında birlikte top koşturduk, birlikte terli terli su içtik, birlikte azar yedik...

Bir kalpte iki sevgi olur mu? 

Bu sorunun cevabını daha o yaşlarda aramaya başladım ben. Bir tarafta eski okulumda bıraktığım platonik aşkım, bir tarafta benim can dostum, en büyük destekçim sevgili öğretmenim asdfasdf. 

Seviyorum ama kimi
En tatlı birisini
Nasıl söylesem sana
İlk harflere baksana

Böyle böyle geçti koca bir sene. Çocukların birçoğuyla aynı sınıfta devam etmemiz çok olası ama öğretmenle net ayrılıyoruz. Hüzünlüyüz hepimiz. Örtmene aşık benim gibi birkaç kişi daha var, biz bitiğiz. Süt içip ağlıyor, efkarla dağıtıyoruz her gece. Sabah okula gidince bir dediğini iki etmiyoruz kadının gözüne girmek için ama işte imkansız aşk :)

Mezuniyet tarihi yaklaştıkça hüzün iyice bastırdı. Bir gece ilham geldi, ona şiir yazdım. Tam hatırlamıyorum dizelerini ama sürpriz sonlu, şuna benzer bir şiirdi;

ben öğretmenimi sevmiyorum bana öğrettiği onlarca bilgi için,
ben öğretmenimi sevmiyorum şunun bunun için , 
ben öğretmenimi seviyorum, o beni sevdiği için

Öyle bomboş, her şey karşılıklı birader, temalı bir şiirdi işte. Bana göre güzeldi ancak öğretmene onu benim vermem ayıp olurdu. Herkes 5 koca yıl geçirmişti onunla, ben ise sadece 1 yıl. Ayıp olurdu bu kadar duygusallık. Uzunca bir düşünme süreci sonunda şiiri vermeme kararı aldım. 

Serdar'a gösterdim şiiri. Bak abi dedim, ben bu şiiri yazdım ama vermeyeceğim öğretmene. Bayıldı Serdar. Ulan insan bi niye vermiyorsun diye sorar. Adamın ilk sorusu, sen vermiyorsan ben verebilir miyim? oldu. Ben de o kırıklıkla, ayrılık hüznüyle evet dedim. Bari sen ver, yüzü gülsün canım sevdiceğimin:)

Karne günleri, hepsi 5 pekiyi olan çocuklar için bayram günleridir. Birkaç 4'ü olanlar falan da mutludur. Mezuniyet varsa, değişim varsa biraz da hüzünlüdür. Ancak platonik bir aşk varsa sonuç yıkımdır. 

Yıkım deyince o kadar da abartılı bir şey beklemeyin. Zaten boylarımız 1 metre, çok da yüksekten düşmüş sayılmıyoruz yani. Teneffüste top oynuyoruz yine sonuçta. Geçiyor aşk acısı...

Verdi şiiri Serdar. Heyecanla bekliyorum; beğenecek mi acaba???

Bayıldı öğretmen hanımcığım. Gözleri doldu önce, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı sonra. Sesli okumak istiyorum deyip ağlaya zırlaya okudu şiiri. Serdar'a sarılmalar, öpmeler, hepinizi çok seviyorumlar, çok özleyeceğimler, sınıfça kucaklaşmalar, ağlaşmalar... 

Ben de dizide 3-5 bölüm oynayan ama kendini kadrodan sayan konuk oyuncu gibi katıldım ufaktan seremoniye. Serdarla göz göze geldik o öğretmenin kolları arasındayken, teşekkürler panpa dermiş gibi göz kırptı bana kerata, ona da helal ettik hakkımızı:)

Bu da böyle gülümseyerek anlattığım bir anımdır. Sevginin en temiz, en çıkarsız halini o sıralarda tatmıştık. İnsan özlüyor o tebeşir kokusunu, kalorifere oturup pencereden dışarıyı seyretmesini, teneffüs ziliyle yangından kaçar gibi bahçeye koşmasını...

Hayatı öğrenmeye başladığımız ilk günlerden beri yanımızda olan, öğrencisini evladı gibi sevip evladı gibi yetiştiren, mesleğinin değerini bilen ve bu uğurda bizler için onlarca fedakarlığa katlananan tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutluyorum. Belki biz yüzlerce, binlerce olduğumuz için isimlerimizi, yüzlerimizi unutuyor olabilirsiniz ama biz sizi hiç unutmuyoruz.