HIKAYE

#okulanım : Çakma Gwen Stefani'nin astronomi macerası

Author
#okulanım : Çakma Gwen Stefani'nin astronomi macerası

“Ah o zaman şimdiki aklım olsaydı”… Gençken sürekli birilerinden duyup da hiç tınmadığım bu lafı acaba ne yapsaydım da ciddiye alıp biraz akıllı olsaydım...

Eh şimdi de çok akıllı olduğumu sanmıyorum ama yaşamda geçen yıllarla mecburen türlü türlü deneyimler kazanıp, geçmişe kıyasla biraz olsun daha doğru hareket ediyor olabilirim.

Üniversitedeki ilk birkaç senemi düşününce, şaşkın hareketlerim nedeniyle yaşadığım o kadar çok anı aklıma geldi ki bu yüzden böyle bir giriş yapasım geldi. Şimdi anlatacağım anı ise neredeyse 20 yıl kadar önce, sanırım ben 2. sınıftayken yaşandı. (yoksa 1 miydi dedim de, yok galiba 2’ydi)

Odtü Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünde okuyordum. O sene ders programım haricinde farklı bölümlerden de istediğim bir seçmeli dersi alma hakkım vardı. Seçebileceğim ders listesinde, Caz tarihinden, içinde Çince, Yunanca, Japonca, Fransızca vs olan dil derslerine, seçmelerine katılarak girebileceğim şan dersinden, film analizi, sinema ile ilgili envai çeşit derse, resim, heykele kadar daha neler neler vardı. Hepsi ilgi alanım! Benim gibi bir öğrenci için ne büyük şans! Ama ben ne yaptım? Gözüm listedeki Fizik Bölümü tarafından verilen "Astronomi" diye bir derse takıldı. Tanıtımında gökyüzü ve yıldız resimleri falan var, açıklamasını da okumuşumdur elbet. Okuduğumdan ne anladım hiç hatırlamıyorum ama çok net hatırladığım şey şu ki heyecanla gözümde bir manzara canlandırdım: Yine bir yaz Ayvalık’taki yazlığımıza gitmişiz ve yine sitedeki arkadaşlarımla bazı geceler yaptığımız gibi kumsala uzanmış yıldızları seyrediyormuşuz. Ben derste bütün gökyüzü haritasını öyle bir öğrenmişim, anlamışım, her şeyi sular seller gibi biliyormuşum ki arkadaşlarıma ahkâm kesiyorum: “bakın, şu yıldız kutup yıldızı diye bildiğimiz Polaris. Onun 45 derece sağında yer alan Andromeda’nın içinde bulunan Sirius yıldızını görüyor musunuz? İşte onun hemen üstünde yer alan takımyıldızına Orion denir”… Offf, nasıl havam olacak düşünsenize!!

Arkadaşlarım sürekli iki takımyıldızından, samanyolundan falan bahsederler ve ben onları bile seçmek için uzun süre aptal aptal bakardım gökyüzüne. Gösterdikleri yıldızları seçemeyince de çaktırmamak için “haa evet işte orada” deyip görmüş gibi yapmam gerekirdi. İşin aslı çok da seviyordum o kumsalda yıldızları izleyerek geçirdiğim geceleri. Yıldızlara bakmayı çok seviyordum. Ah keşke bir de bilerek, onları biraz daha tanıyarak bakabilsem diyordum. Bu fırsatı kaçırmak istemedim, hemen soluğu dersin hocasının yanında aldım. O sıralar fizik, matematik, mühendislik gibi bölümlerde bana uzaylı görmüş gibi bakarlardı. Çünkü o dönemde düşük bel pantolonum, kısa bluzum, boynumdan ve bilumum yerimden sarkan zincirler, platin rengi saçlarım ve kırmızı rujumla tam çakma Gwen Stefani’yim. Dersin Hocasının aslında sadece tipime bakarak aklımın on karış havada olduğunu anlaması beni o derse kabul etmemesi gerekirdi, ya da fizik bölümünde öğrenci olmayan kimseyi o derse kabul etmemesi gerekirdi ama etti!

Bunları söylüyorum çünkü daha girdiğim o ilk ders bana resmen balyoz gibi çarptı!

Büyük heyecanla gittiğim ilk derse azıcık geç kalmıştım. U3’müydü neydi adı, büyükçe bir amfideydi ders. Sınıfa girince en arka sıralardan birine iliştim çünkü sınıf seçmeli bir ders için şaşırtıcı şekilde kalabalık. Ve ikinci sürpriz, o kalabalık sınıftaki tek kız benim! Elden ele dolaşan ilk yoklama kağıdında herkesin bölümlerini de yazdığı bir kolon var gördüğüm kadarıyla ve ne hikmetse sınıfın %90’ı 2.3. ve hatta 4. sınıflarda okuyan Elektrik Elektronik bölümü öğrencileri, gerisi fizik. Benim gibi başka bir dış kapının mandalı daha yok. Daha da fenası derste yıldızlardan bahsetmek şöyle dursun, bodoslama saf fizik formüllerine dalmış hoca. Hem de nasıl bir fizik! Tüm tahta acayip formüllerle dolmuş taşmış. Aslında o formüller iki yıldız arasındaki çekimin yarattığı momentumun fiziğine aitmiş. Ya da öyle bir şeyler! Amanın ben neredeyim!! Hani takımyıldızlarının adlarını öğrenecektik? Ben de lisedeyken ve ayrıca üniversite sınavlarına hazırlanırken az fizik okumamıştım, vektördür, momentum’dur, gayet iyi bildiğimi sanırdım.

Ama hoca makinalı tüfek gibi anlatıyor hiçbir şey anlamıyorum “bileşenler arası en büyük açısal ayrıklık ve yörünge dönemi P biliniyor diyelim, aradaki uzaklığın da bilinmesi halinde; bileşenler arası uzaklık a’nın birimi, yörünge dönemi P’nin birimi yıl ve bileşen kütleleri de formüle gelir, sonracığııma böulece bileşen yıldızların kütlelerinin toplamının förmülü….”

İlk şoku atlattıktan sonra başa gelen çekilir deyip o hafta derse ısınmak, biraz olsun anlayabilmek için gayret ettim ama baktım gerçekten mümkün değildi. Üstelik hayatta asla ilgim olmayan ve bana lazım olmayacak bu ders için saatlerimi harcamam hiç de anlamlı olmayacaktı. Ve sonra harika bir haber aldım. Odtü meğerse her şeyi düşünmüş. Tam da buna benzer durumlar için bir Withdraw (dersten geri çekilme) hakkı varmış. Ama onun da belli bir tarih aralığı arasında yapılması gerekiyor. O dönemde yapmazsan dersi almak ve mezun olmak için de geçmek zorundasın. Oh be kurtuldum diyerek öğrenci işlerinden aldığım formu doldurup soluğu yine hocanın odasında aldım. Kitaplarına gömülmüş hoca dersi withdraw için geldiğimi öğrenince resmen sinirlendi! Yine maalesef ne dediğini çok net hatırlayamıyorum ama ben durumu ezile büzüle açıklamaya çalışırken bana gayet kaba davrandığını, “İmzalamıyorum! Withdraw Mitdraw edemezsin bu dersi” diye son noktayı koyuşunun ardından yampiri yampiri odadan çıkışımı hatırlıyorum.

Ve uzun bir dönem haybeye geçti, enterasan bir sekilde ara sınav yoktu bu derste, ya da yine ben hatırlamıyorum ama dönem sonunda büyük final vardı. O finalden geçer not almazsam dersten kalıyorum, sonra dersi tekrar almam gerek. Nasıl bir belaya bulaştım Tanrım! Bu ders beni süründürecek, asla geçemeyeceğim ve bu ders yüzünden belki de okuldan atılacağım! Finale girmem de süper anlamsız çünkü bazı formülleri falan anlamaya çalışmışım ama sorular problem şeklinde olacak, uygulama yapmama imkan yok. Yine de iki satır belki yazarım diye gittim sınava girdim. Sınav, yine dersin yapıldığı amfide ve bu sefer sınav pozisyonuna geçtiğimiz ve aralıklı oturduğumuz için tam kaplamışız koca amfiyi. Hoca gelip sınav kağıtlarını bıraktıktan sonra çıktı. Sınav görevlileri süper ciddi görünüşlü iki genç asistan kağıtları dağıtıp bizi gözlemlemeye koyuldular. Ben de onlar gibi etrafı gözlemliyorum çünkü önümdeki 2 kağıtta yer alan 4 problemden birine biraz bir şeyler karaladım ama o kadar. Öyle boş boş oturup etraftaki akıllı mühendislik öğrencilerinin harıl harıl soru çözüşlerini seyrediyorum. Epey bir süre öyle mal mal oturduktan sonra neden kalkıp gitmiyorum ki yahu diye düşünürken ve belki de tam kalkacakken arkamda oturan bir çocuk beni dürtüyor ve şak diye kağıtlarından birini benim önüme koyuyor. Kalbim güm güm çarpmaya başlıyor ya asistanlar görürse! Ama onlar da bu kadar süre bu sıkıcı ve çalışkan sınıfı gözetledikten sonra sıkılmış kapı önünde çene çalıyorlar. Arkamı dönüp bakıyorum çocuğa, gayet sakin, “hadi yaz” diyor, “verdiğimin aynısını yaz”. Onun sakinliği ve rahatlığı bana güç veriyor. Yazısı o kadar temiz, ve cevapları o kadar kısa ki. Dikkatle onun formüllerini ve hesaplamalarını kendi kağıdıma geçiriyorum. Çocuk acayip rahat ve çevik. Yetmiyor, ikinci kağıdı da veriyor, ben de aynen kopyalıyorum. Yine yetmiyor, çocuk bana arkana yaslan deyip, arkadan göz ucuyla tek tek yanıtlarımı kontrol ediyor. Tekrar hafifçe ona döndüğümde bana ifadesiyle ok diye işaret edip kendisi kalkıp gidiyor, kağıtlarını fısır fısır çene çalmaya devam eden asistanlara bırakıp sınıftan çıkıyor. Öylece arkasından bakakalıyorum. Olaylar gelişirken acaba bunun karşılığında benden bir şey isteyecek mi diye düşünmeden edememiştim, en azından belki sınav çıkışında bana yazma ihtimali olabilir diye de düşünmüştüm!! (çok utanıyorum ama öyle) Onun dışında ortama acayip ters gelen tipime hiç kimse dönüp bakmamıştı bile, bu ortamda beni hep yok saymıştı herkes. Bana göre ne sıkıcı, ne ciddi bir ortamdı, nasıl bir kabustu! Ama o çocuk gökyüzünden zembille inen bir melekti resmen. Hayatta mucize diye bir şeylerin aslında olduğunun kanıtıydı. Hiçbir zaman ümit kesilmemesi gerektiğinin örneğiydi. Yanıtlarım doğru mu değil mi o an bilmiyordum ama bomboş bir kağıt verecekken, dopdolu bir kağıt vermenin verdiği rahatlık inanılmaz güzel bir duyguydu. Sanki bir ton kayanın altında ezilirken birden kuş gibi hafiflemiştim. Artık neyse ne dedim ve sınav bitene kadar oturup herkesle birlikte çıktım. Sonuç: Sınavdan 100 üzerinden 100 aldım. Kaldığım için beni yıllarca süründürecek ders sayesinde ortalamam yükseldi. O hocayı bir daha görmedim. Aslında benden şüphelenmesini ve belki biraz uğraşmasını bekledim ama o kadar kişiyle uğraşırken belki ne döndüğünü fark etmedi bile... kim bilir...

İşte bu unutulmaz bir anı oldu benim için.

Mesela şimdiki aklım olsa, önce adam gibi araştırıp, ders içeriğini detaylarıyla okumadan asla o derse yazılmam. Ha diyelim yazıldım, sonrasında dersten çekilmeme engel olan o hocaya öyle bir cadılık yaparım ki, aklı durur. Ne demek ya Withdraw ettirmiyorum demek? Acaba aklında ne vardı, ne yapmaya çalışmıştı? Maalesef bunu hiçbir zaman bilemeyecek ve belki de kötü düşüncelerimle günahını almaya devam edeceğim.

Son olarak halimi görüp, doğru analiz yapan ve hiç düşünmeden risk alarak duruma el atan o ilahi karakter ve zekaya sahip arkadaşı yakından tanımayı çok isterdim. Dersteki başarısından kendisinin gayet zeki ve çalışkan biri olduğunu zaten biliyorum. Umarım hayatta bu cesur ve yardımsever tavrını hep korumuştur ve umarım çok iyi yerlere gelmiştir. Evet yaptığı illegaldi ama bazen illegal olmak gerekmiyor mu?? Heyecanla aldığım dersin bir kabusa dönüşmesini sağlayan herşeyden beni bu cesaretiyle kurtaran ve karşılığında hiçbir şey beklemeyen, bir daha hiç görmediğim bu cool şahısa sevgilerimi saygılarımı iletiyorum.

İşte böyle….