FOTOĞRAF

Yazabiliyormuşum...

Author

ıslak, nemli ve hatta yapış yapış bir seyahatin sonucu hayat ve nefes alıyor olmak, doğal sebeplerden durdurulana dek..

doğdun, ağladın falan falan...

 

elbet o anlarda yaşıyor olmanın farkındalığından çok uzakta varoluşu sürdürürken aslında kimi zaman bu yüzden düşündürücü, sonradan gizli güçler silecektir belleğin o kısımlarını. bir daha hatırlamamak üzere unutacaksındır; ilk kez bir bıçağı ne zaman gördün, emeklerken halının ilmekleri ne kadar şaşırtıcıydı; ki sonradan farkında olmadan basıp geçeceksin koşuştururken. 

ve evet, unutmaya mecbursun o anda,

unutarak yaşamaya da. 

hata yap.. 

işaret parmağınla pişmemiş limonlu-kakaolu kek hamurundan ye,

umut et 

sinyal ver

cızırda

kapan

tamir ol!

yani büyü..

buradaki  'büyü',  sihir değil de ne yazık ki bundan sonra ki anlamı,

daha çok büyümek. 

ve yine de devamında; sihirli bir şeyler illaki olacaksa hayatında, yaşamaya mecbursun ilk kural bu. 

iyi ezber et, 

kopya çek, 

çantanı ona göre hazırla,

tane tane yaz avuçiçi ayalarına. 

Yap b, c, d planlarını...

O zaman sihiri aramazsın!

öteler yakın olur dostlar armağan, inan bana gerisi yalan dolan...

Aaa bir de unutmadan,

O hep istediğin şeye eriştiğinde, aslında aradığının o olmadığını da anlayabiliyor insan,

o yüzden hiçbir şeyi çok isteme...

Üzmüşse unut,

Mutlu ediyorsa mutlu et,

Telafi etmeye çalışıyorsa affet.

Ve unutma 'dipten sonrası hep yukarı'

İlelebet yukarı.

Gökyüzüyle, oksijenle anlaşabildiğin sürece her yer sana memleket. Sen yeterki kendine gurbet olma! Samimi ol, yaşının iyisi ol, hür ol, sakın ha nankör olma.

Şayet yaşarken biriktirdiğin "an"ların kendi istediklerinse, bu mecburiyet fena halde yaşamın ta kendisi, cumhuriyettir elbet... 

Yazabiliyormuşum...