IŞ & EKONOMI

0:28, Haziran 8'inci

Author

Tatilde de kimse okuldan bahsetmek istemez ama ben yazmak isterim. Mütercim- Tercümanlık Bölümü 4. sınıfım bugüne bugün. İlk okula kaydımın olacağı günden son final sınavıma kadar olan zaman o kadar çabuk geçmiş ki, ‘Ben ne ara büyüdüm ya?’ diye diye etrafımdaki çocukların büyüdüğüne bile şahit oldum. İşte şimdi o yıllarımı anlatacağım… (Yıllar dedik de, kısa kısa yani.)

1- Daha 6 yaşındayım annemin başının etini yiyorum anne beni okula yazdır diye. Bunu en son söylediğimde, ‘Tamam kızım, okula yazdırırım seni yarın ama bana ‘Anne sıkıldım okuldan.’ deme” dedi. O gün bugündür gıkım çıkmıyor.

2- Ana sınıfına başladım. (Annemin okul dediği meğer ana sınıfıymış.) Geç başladığım için insanlarla kaynaşamadım. Devasa abaküsün yanına oturur, diğer çocukların oyunlarını izlerdim. Ama yani çocuklar çocuk değil mübarek, oyuncak evin içine girip öpüşüyorlardı! Tövbe estağfirullah mübarek günde….

3- Ana sınıfı öğretmenim beni severdi, çok severdi de, sevgisi öğretmen arkadaşının çocuğunu kayırana kadarmış. İlk defa mezuniyet tadında konsere çıkacağım, sunucuyum ama kimse sevmiyor beni. Aman g.tüm. Neyse takmıyorum fazla diğerlerini. Gösteri hazırladık, ellerimizde testiler olacak, bir o yana bir bu yana sallayacağız. Öğretmen geldi, dedi ”Testini kıza ver o sizden küçük.”Bak hele! Benim ilk ve son olacak ana sınıfı mezuniyetim, O daha bir sene daha orada, ben testimi vereceğim ellerim boş dans edeceğim… Velhasıl kelam, verdik yani testiyi. Ne yapsaydım? Annemler benim videomu çekiyorlar, ‘testin nerede?’ diyorlar, bense ellerimi testi tutar gibi yapıp, ‘Yok ki.’ diyorum.

4- İlkokula başladım kardeşimle beraber. Benden bir yaş küçük olmasına rağmen benden daha çok okuldan arkadaşı oldu lise bitene kadar. Öğretmen de habire bizi kayırıyor. Benle ne alıp veremediği var, anlamış değilim. Bir gün yine Türkçe sınavının sonuçları geldi, sınıfın en çalışkanı 97 aldım diye ağladı. Benimki geldi 80. Hiç öyle çok başarılı değildim öğrenim hayatım boyunca, orta yollu gidiyorum. Sonra bi’ tane soru gördüm, üstü çizili. Dedim bunu doğru işaretlemişim. Öğretmen ”iki şık işaretlemişsin, silgini ver bakayım bu öyle silinmez, böyle silinir.” diye aldı silgiyi az daha kağıdı yırtıyordu. Ahım tutmuştur herhalde, 5 puanımı çaldın hayattan!

5- İlkokulun da sonuna geldik: 5 olduk maviş maviş geziniyoruz ortalıklarda. Bir çocuktan hoşlanmışım ama öyle böyle değil. Çok popüler okulda. Şimdi yaşımız çok küçük sevgili değil de arkadaşız yani. Saçlarımı arkaya doğru Sean Paul gibi ördürmüştüm. Bu çocuk da bana aşık olmuş o zamanlar tabii, okuldaki harçlıklarını biriktirip gelmiş bizim evin tam önüne spreyle (ismi Mahmut olsun) Mahmut ❤ Feryal yazmış. Ya hu, adım Merve değil, Ezgi değil… Belli yani bana yazıldığı. Her gün önüne park eden kamyona minnettarım.

6- Orta okula geldik, sınıflar değişti. Bir arkadaşım vardı adı İpek olsun. Gidip eteğini falan kısalttırmış, gömleği dışa çıkartmış. BENİ BEĞENMEDİ! Neymiş benim eteğim uzunmuş o yüzden benimle arkadaş olmak istemiyormuş. Canım ya, gitti kendi gibi arkadaşları buldu. Nanay!

7- Orta okula dair başka bir anım ise matematik projeme 45 veren öğretmen. Öyle güzel hazırlamıştım ki, ikinci günü kıskanan matematik dehası (!) arkadaşım yırtıp atmıştı.

8- Lise… Ah lise ah… Hayatımda ilk ve son kopya çektiğim sınıf: 9. sınıf. Biyoloji dersi bu kadar zor olur mu arkadaş ya! Bir de dersin hocası (dikkat edin lisede artık ‘hoca’ oldu öğretmenler ne hacetse) bizim sınıf hocası. Gel de kal dersten. Gittim incecik kağıtlara doldurdum yazıları pileli eteğin arasına sıkıştırdım. Arada bakmaya çalışıyorum, yok olmuyor. Zaten çalışmışım yazarken kopyayı, bakmama gerek bile kalmıyor. Yandaki kaloriferin üstünde de browni paketi var, yemiş oraya koymuşum- Allah da benim belamı verecekmiş- Hoca ”Kızım kalk o çöpü at.” dedi. Kalksam bir türlü kalkmasam bir türlü. Kopyayla beraber sıkıştırdım ikisini çöpe attım. İki saniye sonra Hoca çöpten kağıdı aldı ve sınav notum: 25. Şükür sıfır da olabilirdi.

9- Yine asiyim o zamanlar. Etek diz altında. Zeka seviyesi düşük öğrenciler fotoğrafımı çekip aklınca dalga geçerler falan. Büyük sınıflardan hoşlandığım çocuklar burunlarını çevirirdi. Böyle bir adapte sürecinden sonra baktım ben onlara değil onlar bana adapte olmuş. Kızlar gömlekleri içine basar olmuş: etek boyu hala değişmez tabi, ona biraz daha zaman var. Gitar çalıyorum, şarkı söylüyorum, dans edip tiyatro yapıyorum… Ohooo ooo… Böyle böyle öğrendik işte kendimize yer edinmeyi.

Zor, gerçekten zor yıllar. Çocuklar çok acımasızdı o zamanlar, ne yazık ki şimdi de öyleler. Zaten kendine yer edinmeye çalışıyorsun, bir de seni bastırmaya çalışıyorlar. Şanslıydım ki ailem hep bana destek çıktı. 3 tane abla eşittir 3 ayrı görüş demekti. ”Feryal bak bunu yapma, sonradan pişman olursun.” dedikleri şeyler şimdi aklıma geliyor da gülüyorum, gerçekten ben bunu istemişim ve iyi ki ablamlar beni engellemiş diye.

Bundan sonra yazacaklarım üniversiteye gidecek olan kardeşlerime gelsin.

Bizden istenilen şey ne? Şimdiden 20 yıl sonrasını planlamak hiç de kolay olmasa gerek. Benim için de kolay olmadı. Lise sonda dershaneye gittim ve sınavlarım açıklandığında şehir dışı devlet üniversitelerinde ‘… Dili Edebiyatı’ bölümleri tutuyordu. Babam, ‘Oraya vereceğimiz parayla yakındaki üniversiteye gönderirim Tercümanlık okursun daha iyi.’ demesiyle benim hayallerim daha da güzelleşmeye başladı. İzmir Ekonomi Üniversitesi. Şimdi bunu okurken ‘Hmm.. Ben de bir şey sandım, paralı okuyormuş.’ yada ‘ O kadar param olsa ben de okurum.’ gibi düşünceleriniz olacak. Saygı duyarım ama bizim okulda da insanlar bir şeyler başarmaya çalışıyorlar ve alınan eğitimle çok iyi yerlere geliyorlar. Ha bir de şöyle bir kesim var, doğrudur : ‘ Babamın şirketi var, 3 sene hazırlık okusam, 7 seneye de okul biter, askerlik de bedelli, sonra babamın şirketinde çalışırım.’

YEK YEAAA! Benim burada iki dönem üst üste 3.50 ortalama getireyim de az daha burs alayım diye canım çıkıyor. Aha anneme sorun.

1- Göz açıp kapayınca kadar geçen senelerin bana kattığı en değerli hediyem Patlıcan’ım oldu. Arkadaş ortamını oturttun mu, hayat sana güzel. Annemin de dediği gibi ‘Zeki arkadaşlar bul da beraber çalışın derslere.’ Şansım yaver gitti, ne diyelim?

2- Sınıf ortamına gelince; insanlar büyüdüklerinde de acımasızlar. İngilizce konuşmak zorunda değil herkes. Konuşunca da ya British ya da American konuşmak zorunda da değil. Bıyık altından kıs kıs gülen arkadaşlarım, diğer arkadaşlarımın öğrenmesine engel olmakla kalmayıp sınıfta gerginlik yaratıyorlar. Oluyor işte böyle tipler.

3- Öğretmenlerim! (Hocam yerine öğretmenim deyince de bir tuhaflarına kaçıyor.) Hem Mütercim Tercümanlık hem de Reklamcılık bölümü öğretmenleri çok anlayışlılar. Ben üniversiteyi hiç böyle tahmin etmemiştim gerçekten. Sanki akademisyenler hep çatık kaşlı ve düşük not vermeyi seven insanlarmış gibi canlanırlardı gözümde nedense. Şimdi hak ettiğim neyse onu veriyorlar. Yok bunu çok az silmişsin, ver bakayım silgini ben sileyim demiyorlar yani.

4- Fark ettiyseniz tekrar 1’den başladım. Çünkü üniversite benim için bir milat. Okumayı ve yazmayı burada öğrendim. Her ne kadar hazırlığı atlamış olsam da İngilizceyi resmen burada öğrendim. Bölümle birlikte farklı seçmeli dersler alarak, diğer konulardan da haberdar oldum. Araştırdım. Düşündüm. Yazdım.

5- Bazıları var finallere kadar o bar senin bu bar benim dolanır. Biz de Patlıcanımla deriz ki ‘ ya bu insanlar bu kadar şeye nasıl yetişiyor?’ Yetişemiyorlar ki! Sorsan tüm derslerden kalmış. Ne gerek var, ne? Ha biz çalışıyoruz derslere diye sizden geri mi kaldık yani, gençliğimizi yaşayamıyor muyuz ? Siz yaz okuluna giderken, biz seyahatlere çıkıyoruz be, heheyt! Neyse kendimi kaptırdım iyice. Diyeceğim o ki, planlı yaşarsanız her şey rayına oturur. Her şeyin fazlası zarar derler ya, işte ondan.

Kısacası, üniversitede sen ne olmak istiyorsan ona dönüşürsün. İnsanlarla konuşmaktan, soru sormaktan, ödevlerden, sunum yapmaktan korkma. Benim gibi ön sıraya oturup ‘Örtmeniimm, ben ben!’ deyip soruyu bilmeden sırana otursan bile, o cevabın her zaman senle oturduğunun farkında ol.

Hayatımın sadece küçük bir bölümünü sizinle paylaşmak bile heyecanlandırdı beni. Bu sahne hepimizin, rollerimizi paylaşalım!

”Atım da şuraya otlayadursun.”

F.P