SAĞLIK VE GÜZELLIK

Memur Bey, bombacı bombaya bomba yazar mı?

Author

Hadise 2015 yazında, 2 seçim arası bir hayli gergin bir dönemde, 22 Eylül günü meydana geliyor. 

Her ne kadar mizahi bir hava katmak ve ilgi çekmek için yapmış da olsam, başlıkta biraz fazla bomba kelimesi geçirmiş olmam beni biraz korkutmadı değil hani. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Vallahi bombacı falan değilim. Ev taşıyordum. Eski objelere meraklıyım. Biraz da 20'lerin daha en başında olmanın verdiği salaklık var tabi. 

Memur Bey, bombacı bombaya bomba yazar mı?

Bir de yakın zamanda, ABD'de Colorado'daki bireysel silahlanma özgürlüğüne dair belgeseller izlemişim. Liberteryen fikriyata mensubum. Odamda böyle bir objeye sahip olmak çok cazip de geliyor..

Boğaziçi'nde derslerin başlamasına 6 gün var. Üçüncü sınıfa başlamak üzere olan ben, sonunda okuldan arkadaşlarımla Kurtuluş'ta bir eve henüz taşındım.  O aralar pek heyecanlıyım. Odama koyacak hiçbir eşyam yok. Ama keyifliyim. Emlakçıdır, depozitodur ve sair stres faktörlerinin üstesinden gelip sonunda bir eve çıkmışım. O ay cebimde kalan son parayla odamı dekore edecek olmanın heyecanı içindeyim.

13 yıllık arkadaşım, hem de okul arkadaşım olan Can'la beraber Eminönü'ne gitmeye karar verdik. İşportacıları falan gezdik. Baskısı renkli fotokopiyle yapılmış Old Holborn'lar gördük. 25 lirayla açılan pazarlık 10 liraya iki pakete kadar düştü. Almadık tabi. O sırada tezgahtaki biber gazları, kelepçeler ve taserlar gözüme çarptı. 

Can'la birbirimize müstehzi bakışlar atıp kelepçelere baktık. Sonra bir şekilde Cana kelepçeyi almaya karar verdik. 30 liraya aldık, eve döndük. 

Bu dursun şimdilik.

21 Eylül'de Can, ben ve Serkan Ortaköy'deki ikinci el/antikacılara gittik. Gerçekten çok uygun fiyatlara çok güzel objeler vardı. Her ne kadar henüz bir yatağı bile olmayan halimle, Çin porseleni ince kahve fincanlarının arasında ne aradığımı kendime sorsam da, hayalimin odasını yaratma anında yatağı döşeği düşünecek halim yoktu.

Orada bir dükkanın önüne dizilmiş mühimmat kutuları dikkatimi çekti. Dükkanda 80'lerden kalma Amerikan ve TSK envanteri mühimmat kutuları satılıyordu. Zannediyorum bunların içine havan toplarını, TNT tulumlarını falan koyuyorlardı. 

Çok ilgimi çekti. post-YetmezAmaEvet antimilitaristliğim galip gelmişti. Bir mühimmat kutusu alacaktım ve kirli çamaşırlarımı onun içine koyacaktım!

Hemen pazarlığa giriştik. Amerikan envateri olanlar 100 lira, Türk envanteri olanlar 70 liraydı. Neden sonra, Türk envanteri olanı tercih ettim. Serkan'ın da yardımıyla 50 liraya anlaştık.

Memur Bey, bombacı bombaya bomba yazar mı?

Kutunun üzerinde içine konacak mühimmatın niteliğine dair bir şeyler yazıyordu. Kenarlarındaki halatlardan kaldırılıyordu. Ben bir tarafından, Can bir tarafından kutuyu tutarak dükkandan ayrıldık.

Ayrıca, çarşıdan bir tane ördek şeklinde sürahi, bir tane de üzerinde antik Yunan temalı gravürler bulunan iki obje daha aldım. Onları da büyük ve siyah bir çöp poşetine koydurdum. Taşıması kolay olsun diye poşeti de mühimmat kutusunun içine güzelce sığdırdım.

O gece Can'da kalacaktım. Halatlarından taşıyarak kutuyu Portakal Yokuşu'ndaki otobüs durağına kadar getirdik. Mahalleden mühimmat kutusuyla geçmemizin yanından geçtiğimiz insanlarda bir tedirginlik uyandırdığını fark ettim. Kutuyu ertesi gün Kurtuluş'taki evime götürmek üzere otobüse atladık Etiler'e döndük.

Ertesi gün hazırlandık. Kutuyu benim eve götüreceğiz. Taksiyle gitmek masraflı olur dedik. Otobüsle gitmeye karar verdik. 59R ile Şişli'ye gideceğiz. Oradan bir şekilde eve geçeceğiz.

Konjonktür şöyle: Haziran seçimleri yeni olmuş, çatışmalar yeniden hareketlenmiş, IŞID saldırıları başlamış, Ankara'da ve İzmir'de HDP mitinglerine bombalı saldırılar olmuş, Suruç'a IŞID saldırmış, etnik gerilimler yaşanıyor ve ertesi gün de kurban bayramı.

Evden kutuyu alıp çıktık. Ben sakallıyım, Can kirli sakallı. Üzerimizde mont var. Tipik bıçkın delikanlı tipolojisiyiz.

Etiler'deki otobüs durağına geldik. Bizim gelmemizle duraktaki insanların bir kısmı şöyle bir kenara çekiliverdiler. Ben insanların korkmaması için sevimli mimiklerle bezedim suratımı, şirin şeylerden konuştum falan. Akabinde otobüs geldi. Can'la kutuyu kaldırıp ön kapıdan otobüse bindik. Akbilimizi okuttuk. 

Ancak şöyle bir ayrıntı var ki, Can kelepçeyi de yanında getirmiş. Bir de beline takmış. Yani; yanımızda bir kelepçe, bir mühimmat kutusu, ördek şeklinde cam bir sürahi, bir tane de küçük vazo var. "Ters bir durum olması" halinde kendimizi nasıl açıklayacağımız fevkalade belirsiz. Bir yandan otobüse binmenin iyi bir fikir olup olmadığını düşünüyorum. Öte yandan pek param kalmamış ve olacakları da merak ediyorum.

Otobüse bindik. Şöför elimizdeki kutuyu görünce ters ters baktı. Ama bir şey sormadı.

Can oturdu. Ben kutuyla beraber orta kapının arkasındaki cama kafamı dayamışım, köşede dikiliyorum. O sırada yabancı bir arkadaş aradı, telefonda İngilizce konuştuk, kapattım. O sırada, dikiz aynasından şöförün beni izlediğini fark ettim. Bir yandan bana bakıyor, bir yandan telefonla konuşuyordu.

Şüphelendim tabi. Ama şöföre gidip "abi biz bombacı falan değiliz" de diyemem. Daha garip olur. Kutuyu açıp içini göstermeye kalksam insanlar daha çok panik olacaklar. Zaten trafikteyiz. Durup beklemeye karar verdim. Hemen karşımdaki koltukta oturan Can'a mesaj attım: "Abi şöför bana bakarak telefonla konuşuyor. Aksiyona hazır ol." 

Otobüs Levent durağını geçti. Oradaki köprünün altında trafik tıkandı. 

Bir anda ön kapıdan iki tane uzun boylu sakallı adam içeri girdi. Hızla bana yöneldiler.

-Bu kutu size mi ait?

-Evet, bana ait.

- İçinde ne var?

- Antika eşya var.

- Açın kutuyu.

Evet, cidden birileri polisi arayıp bizi bomba kutusuyla gezdiğimiz için ihbar etmişti. Ama ne olabilirdi ki? Sonuçta kutunun içinden ördek sürahisi çıkacaktı ki bu komik olurdu diye düşünüyordum.

Tabi polislerin bir anda karşıma çıkıvermesiyle gayet tabi panik olmuştum. Zannediyorum polis beylerin de teklifsiz bir gününe denk gelmiş olacağız, bizi otobüsten indirmeden kutuyu açtırmaya kalktılar. Tabi bu da arkadaki teyzeler panikletmeye yetti. Hafif bir kaos oluştu.

İşin kötüsü, kutunun açılmasını engelleyen metal toka çok eskiydi ve ben çevirsem de açılmıyordu.

Bu, teyzelerin paniğini daha da arttırdı.

Sonuçta, polis beylerden biri kutuyu otobüsün içinde açtırmanın iyi bir fikir olmayacağını ve paniğe sebep olduğunu fark etmiş olacak ki, kutuyu kucaklayıp otobüsten aşağı indirdi. Diğeri de beni aşağı indirdi.

Tabi o an polislerin bana ne yapacağından çok, Can'ın belindeki kelepçeyi onlara nasıl açıklayacağımızı düşünüyordum. İçimden Can'ın beni tanımıyor gibi yapmasını diledim ama maalesef yerinden kalktı. O da peşimizden geldi. Yolun kenarında ben, can ve iki sivil polis dikiliyoruz.

Kutuyu açmaya çalışıyorum. Açılmıyor. Kutu açılmadıkça ortam daha da geriliyor. Ben "memur bey, biz Ortaköy'den antikacıdan aldık bunları" falan diyerek lafı geçiştiriyorum ama gerilim tırmanıyor. Saniyeler geçmek bilmiyor. En büyük korkum, polislerden birinin panik olup silahını çekmesi veya bizi kelepçelemeye kalkması.

Neyse. Kutu açıldı. İçinden de büyük siyah çöp poşeti çıktı tabi. Yine bir gerginlik...

Sonunda, poşetin içinden ördekle vazoyu çıkartmayı başardım. Tabi ömrümden ömür gitti.

Ama problem devam ediyor zira Can'ın kelepçesini fark ederlerse durumu nasıl açıklayacağız?

"Şey, bu arkadaşın özel hayatıyla ilişkili memur bey, lütfen yanlış anlamayın" mi diyeceğiz? 

Alt tarafı, şahsi antimilitarist fantazim için odama bir kutu almışım. Lakin gözaltı riskiyle karşı karşıyayım. Ve hızla fark ediyorum ki, karşımdaki insanlar pek de haksız değiller.

Polislerle çok artiküle bir Türkçe konuşuyorum. Kelimelerimi özenle seçiyorum. Lakin ellerim zangır zangır titriyor. Kimliklerimizi gösterdik. Can'ın üstünü aramadılar. Kelepçeleri açıklamak zorunda kalmaktan kurtulduk.

Polis:

- Arkadaşım siz bunu nereden aldınız?

- Ben antika meraklısıyım. Ucuza bulabildiğim objeleri biriktirmeye çalışıyorum. Size de tavsiye ederim memur bey. Çok ucuza fevkalade mallar var gerçekten.

- Ne yapıyorsunuz kardeşim siz? Memlekette IŞID var, PKK var, her türlü terör var. Bak trafik sıkışık zaten. Ulan yarın da bayram. Bomba kutusuyla otobüse mi biniyorsunuz?

- Memur bey, ben bombacı olsam... Bombamın üzerine bomba yazar mıyım?

- (...)

- (..) 

- Arkadaşım sizin hakkınızda kaç ihbar olduğundan haberiniz var mı?

- Kaç??

- 10 tane ihbar var kardeşim. Tüm teşkilat sizi arıyor.

- Ehemm, haklısınız evet.

Polisler çantamı iyice aradıktan, adıyaman tütününün uyuşturucu madde olup olmadığını kontrol ettikten sonra bizi bıraktılar.

Otobüs de gitmişti tabi.

Artık bir taksiye atlamak zorundaydık.

Taksiye atladık, sonunda kutuyu güvenle evime ulaştırdık.

Kutum iki yıldır odamda güvenle duruyor. 

Memur Bey, bombacı bombaya bomba yazar mı?

Şu an böyle saçma bir maceraya bir daha girişir miyim? Asla. Özellikle patlayan bombalar metropol hayatının içinde hissedilmeye başladıktan sonra kesinlikle böyle bir şeye kalkışmam vallahi.

Üşenmedim bu kelepçeyi aradım. Ama bulamadım  :(