INTERNET

Anti-aile

Author
Anti-aile
Evlilik ve Çocuk hakkında can sıkıcı gerçekler.

Evlilik ve Çocuk Yapmak ile ilgili şahsi bakış açımı paylaşmak istiyorum. Okuyacaksanız eğer lütfen doğru düzgün okuyunuz ve sindiriniz. Kullandığım dil biraz kaba ve argo olabilir, kasıtlıdır.

1- Evlilik

Eğer karakter ve diğer özelliklerini beğendiğiniz biri ile flört dönemindeyseniz ve hayata bakış açınız, evlenip yuva kurmak ise tekrar düşünün. Çünkü aslında, tamamen ticari bir sözleşme imzalamak üzeresiniz.

Neden ticari sözleşme ?

Öncelikle standart şartlar belirlememiz lazım. İstisnalar kaideyi bozmaz. Standart şart olarak; eskiden zengin sınıf harici insanlar bir lokma ekmeği paylaşabileceği insanlarla evlenirlermiş, çünkü soylu sınıf alt sınıf ile evlenmezmiş diyelim. Bu varsayım kısmen yanlış olsa da tamamen doğruymuş gibi kabul edip buradan çıkış noktası kuralım.

Günümüzde, böyle lokma ekmek paylaşımı gibi şeyler mümkün değildir. En alt sınıf da, en üst sınıf da, kesinlikle ama kesinlikle, erkeğin maddi gücünün yerinde olması gerektiğini düşünüyor. Eğer beş kuruşsuz bir erkek iseniz mümkün değil evlenemezsiniz. Tabi bazı şartlar var ve dediğim gibi istisnalar hariç. Ee madem öyle o zaman bu durumdan şunu çıkartmış olmuyor muyuz? Para karşılığı yasal seks.

Bu lafıma kızanlar olabilir, müsadenizle açıklayayım.

Evlilerin ve evlenmek isteyenlerin, evlilik hakkında en fazla söylediği şey, ''Yalnız olmaz! ''dır. Bu lafın altında öyle omuza baş koyup aşk yaşamak falan yatmaz. Tamamen bu yalnızlığın altında seks yatıyor. Öyle ki dünyada boşanmalara sebep olarak 1. sırada da cinsel sorunlar var. Haliyle her şey seks.

Sonra sıralarlar, hastalandığında bakacak biri olsun, yuvam olsun, akşam eve geldiğimde biri beni karşılasın, vs.

Şimdi, erkek, parası olmadığında evlenemiyorsa, sadece parası varken evlenebiliyorsa, evlendiği kadın, onun cüzdanıyla evlenmiş olmuyor mu? Fark etmese bile, paraya tamah eden kadın, bedenini ve ruhunu yasal yollarla satmış olmuyor mu ? Tıpkı noter eşliğinde satılan ev, araba gibi, parasını veren kullanır gibi.

Buraya kadar okuyup, sinirlenmeye başladıysanız, büyük ihtimalle evlisiniz. Ben de size şunu öneriyorum, erkekler, özellikle zengin erkekler, sıkıyorsa sorun eşinize, hiç param olmasaydı da benimle evlenir miydin diye? Büyük ihtimal ''tabi ki evlenirdim!'' cevabını alacaksınız ama asla gerçeği öğrenemeyeceksiniz.

Sanki hep kadınları gömüyormuş gibi göründü yazı, aman ha! Devam edeyim.

Eğer kadın zengin, erkek fakirse, erkek büyük ihtimal çok yakışıklıdır. Eğer erkek çirkinse, kadında çirkindir, birini bulamadığından evlenmiştir. Bu şahsi fikrim değil, birebir, bir kadının kendi yaptığı evliliğin ardından söylediği sözdür bu.

Peki böyle bir durumda erkek de bütün gururunu, bedenini, ruhunu para için satmış olmuyor mu? Oluyor tabi ki de, feodal kafa sisteminde bunun pek bir önemi olmuyor, dahası sanki erkek kapağı iyi yere atmış gibi çevresi tarafından pohpohlanıyor kadının aksine.

Sonuç olarak parasız evlenmek, yuva kurmak imkansız olduğundan dolayı, evlilik tamamen maddiyata bağlı, para karşılığı yasal sekstir. Bu şekilde olmaması için, yani evliliğe yuva kurmak aile olmak gibi güzel bir açıdan bakabilmek için, kadının da erkeğin de sıfırdan başlayarak, 1 lokma ekmeği paylaşa paylaşa, birlikte çalışıp yükselmesi gereklidir. Aksi halde söylediğimden öteye geçemez ve mide bulandırıcı bir şey olarak kalır.

2- Çocuk

Şimdi söyleyeceklerim oldukça can sıkıcı, üzgünüm ama gerçekler böyle.

Neden çocuk yapmamalıyız ?

Diyelim ki bir şekilde lokmalarınızı paylaştınız ve birbirinizi çok sevdiniz. Haliyle seviştiniz, kadın hamile kaldı. Bundan sonrası için söyleyeceklerim terazi mantığıyla gidecektir. İyi ve kötü sebepler şeklinde yani...

Risk olarak çocuğun sağlığı ya % 50 iyi ya % 50 kötü. Ömür boyu bakıma muhtaç bir çocuk dünyaya gelirse, siz dünyanın en iyi insanı olup ona ömür boyu baksanız bile, yine ömür boyu mutsuz olup, bir tarafınız hep eksik kalacak. Bir diğer ihtimal çocuk ölü doğarsa, erkenden evlat acısını yaşayıp ömür boyu bu acıyı olur olmadık yerlerde hissederek mutsuz olacaksınız.

Fakat diyelim ki çocuk gayet sağlıklı doğdu, en kötü ihtimalle o çocuğun kendi ayakları üstünde durması için gerekli süre ortalama 20 yıl. Hayatınızın 20 yılını acısıyla tatlısıyla pür dikkat geçirmek zorundasınız. Malum evlat yetiştirmek öyle her ailenin harcı değil.

Bu 20 yıl içerisinde çocuğunuz, % 33 ihtimalle serseri, madde bağımlısı, hırsız, şerefsiz vs. gibi, %33 ihtimalle ortalama bir çocuk, yani sessiz sakin, kendi işinde gücünde, ne başarılı ne başarısız standart tip gibi, %33 ihtimalle de dünyayı yerinden oynatabilecek, popüler, dahi, süper zeka vs gibi üst düzeyde biri olabilir. En iyi seçenek olan, süper zeka oranı için çocuk yapmak ise, tamamen piyangodan üst seviye bir olgudur.

Hadi iyimser olalım ve standart bir evladımız oldu diyelim. Yani işte eli ayağı düzgün, efendi bir insan meydana geldi. Başına da hiçbir kötü olay gelmedi. Sonuç olarak siz hayatınızın 20 yılını feda ettiniz, karşılığında standart bir evladınız oldu. Evlat sahibi olanların savunduğu en büyük argüman, '' Anne deyince bütün yorgunluğum gidiyor, Baba dediğinde bütün dünyanın dertlerini unutuyorum.'' vesairedir. Eğer gurur duyacağınız, dünyayı iyi olarak değiştirebilen, çok üst düzey bir çocuk yapamadıysanız, sadece anne - baba kelimesini duymak için 20 yıl feda ettiniz. Tabi ki bu rakam ortalamanın da ortalaması. Büyük zorluklarla yetiştirilen evlatlar, eğer ki %50 ihtimalle hayırlı bir evlat olarak çıkmazsa, hem o 20 yıl hem de hayatınızın geri kalanı bir çöpten farksız.

Kaldı ki, ana haber bültenlerinde binlerce kez gördük, 20 yaşındaki x fakülte öğrencisi genç falanca sebepten dolayı yaşamını yitirdi/intihar etti/ öldürüldü... Ailesinin cenaze törenlerini hepimiz gördük. Bu da işin bir başka açısı.

-

Acıların en büyüğü evlat acısı. Bu yüzden ''Evlat acısı gibi koydu'' esprisinden nefret ederim.

-

Evet, diyelim ki çocuk 10 numara oldu, kalsiyumu tamam, potasyum süper, zeka desen üüf , güzellik desen dünya harikası, gurur desen göğsümüz kabarık, 20 yıl desek umurumuzda değil, evlat acısı evlerden ırak. Her şey mükemmel. Peki ya Dünya ?

Küresel ısınmasından tut, savaşlara, açlıktan tut, hastalıklara, dolandırıcısı, katili, tecavüzcüsü, türlü türlü insan tipleri ve doğa olayları mevcut. Her geçen gün bu durumun katlanarak arttığı dünyamız ne kadar iyi bir yaşam alanı ? Turistik alanlar çıkarıldığında dünyada güzel olan ne var ki ? Peki dünyaya getirdiğimiz o çocuk bu pisliği fark ettiğinde bizden hesap sormayacak mı ? Umutsuzluğa kapılıp mutsuz olmayacak mı ? Bizim bir hayatı mutsuz etmeye ne hakkımız var ? Yıl 2018, çocuk kendi ayakları üzerinde durdu diyelim, 2038.

Bu 2038 yılında, Dünya'nın harika bir yer olma ihtimali nedir ? Hadi yine iyimser olalım, pozitif düşünelim ve diyelim ki muazzam bir yaşam alanımız var. Mars'a gitmeye bile ihtiyacımız yok, orada sadece maden çıkarıyoruz!

Bütün şartlarımız harika, peki herkes kendi götüne güveniyor mu?

Şöyle ileriyi düşünüp :

'' - Mükemmel bir evlat yetiştireceğim, ailesine, çevresine, doğaya saygılı bir birey olacak...

- Yetiştirdiğim oğlum güçlü bir adam olacak, herkese saygılı, özellikle kadınlara saygılı olacak, kadınlara tecavüz etmeyecek, onları taciz etmeyecek, hatta sadece kadınlar değil hayvanlar, damacanalar...

- Yetiştirdiğim kızım güçlü olacak, zengin koca peşinde yada kucak kucak üstünde koşmayacak, erkek kanadı altında değil kendi ayakları üstünde durup, iyi bir anne veya iyi bir insan olabilecek, o da iyi evlatlar yetiştirebilecek...'' vesaire

... diyebiliyor musunuz ?

%50 ihtimaliniz var,

Diyebiliyorsanız ve eğer başarabilirseniz tüm pozitifliği, iyi ki varsınız.

Diyebiliyorsanız ve eğer başaramazsanız iyiliği, fena sıçtınız.

.