TARIH

Şipşak - 2

Author

Kan Kokusu

-

Şipşak - 2

Merhaba, Şipşak hikayemin devamını buradan okuyabilirsiniz. 

Kişi mahremiyetini koruma amaçlı, isim ve mekan bilgileri değiştirilmiştir.

***

Kan parasının olduğu ülkede, kan akıtarak para kazanma fikri ona cazip gelmeye başladı günden güne. Madem çalışarak hiçbir şeye sahip olamıyor, madem üç kuruşluk hırsızlıklar cezasız ama çapı büyük hırsızlıkla aynı cezayı alacak ne diye kayda değer bir eylemle isteklerine kavuşamasın ki? Hayatta kendi ideallerinin dışında sadece annesinin 30 yıllık emeğinin karşılığı olarak ona bir ev bırakmak istiyordu. Kendinden tamamen ümidi kesmiş, ideallerini ve hayallerini çöpe atmış bir vaziyette yavaşça uçuruma sürükleniyordu. Atadan dededen bir şey yoktu, ırgat gibi çalışması da ona ev aldırmayacaktı. O halde ev almasını sağlayacak tek iş bir can ile evi takas etmekti. Cem bu düşünceye odaklanarak günlerce düşündü. Fakat bunu nasıl yapacağı konusunda hiçbir fikri yoktu. 

Meyhanesinde, baltayla bir sarhoşun kafasını kesen dedesi, 3 kişiyi pompalı tüfekle öldüren amcası, kocasından yediği dayaklar sonucu akli dengesi bozulan halası Melda'nın kocasını tahra ile öldürmesi... 7 Yaşındayken, halası Melda'nın işlediği cinayet de gözünün önünde olmuştu zaten. Dedesi ve amcası Ecevit döneminde aftan çıkmıştı birkaç yıl yatıp. 

İçindeki kıpırtı kan arzusu muydu yoksa korku muydu bilemiyordu. Baba tarafının sicili ortadaydı. Kendisinin kaderinin de böyle olacağına inanmıştı çoktan. 

Amcası Nusret'in kapısına dayandı. Kendisine bir silah vermesini isteyince, okkalı bir tokatla sersemledi. Nusret ona bu işin çocuk oyuncağı olmayacağını bu tokatla vurgulayarak anlattı. Cem biraz ikna olmuş olsa da, umudunun kalmadığını anlattığında, ikna olan kişi amcasıydı. Madem öyle, cezaevinden arkadaşı Salih'e yönlendirdi onu. 

Salih, tefecilik yapan eşgal bir tipti. Karşısında çaresiz parlak bir genç görünce ellerini ovuşturmaya başlamıştı bile. Tam da istediği çömez fedai, kendi ayaklarıyla gelmişti. Saçma sapan bir muhabbetin ardından, Ticaret Odası Başkanı'nı Erol beyi, borcunu ödemediği için Cem'e teklif etti. Karşılığında bol sıfırlı bir miktar alacaktı. Salih paranın yarısını Cem'in önüne koyduğunda, Cem bir an bile tereddüt etmedi. Parayı ve silahı alıp eve gitti, plan yapmaya başladı. Planına göre, makamının yol geçen hanı olmasından dolayı içeri girip işini halledip çıkacaktı. Kulağa gayet kolay geliyordu. 

Silahı beline takıp Erol beyin makamına doğru yola çıktı. Uyuşmuştu zihni, sağlıklı düşünemiyor, boş bakıyor, yürüyüşü bile sendeliyordu. Yolda yürürken defalarca vazgeçme isteği oluştu, ama yürümeye devam etti. Binaya yaklaştığında telefonu çaldı, arayan annesiydi. '' Güzel oğlum benim, canım oğlum gel hadi yemekler yaptım tam senin sevdiğinden...'' 

Daha sabah temizlik parasını kocasına ganyan parası diye kaptıran, elektiriği, suyu kesilmek üzere olan, üzerine kıyafet alacak parası olmayan, küçük çocuğunun okul masraflarını karşılamak için 2-3 iş birden yapan bu kadın, büyük oğlunun içinde bulunduğu duruma kahrolmasını azaltabilmek için sanki hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyor ve oğluna sımsıkı tutunuyordu. Cem, yapacağı şeyin annesine iyilik mi kötülük mü olduğuna bile karar verecek zihne sahip değildi fakat, yürüyüş temposu yavaşlamıştı. Geri dönemiyor ama gitmekte istemiyordu. Birkaç saniye duraksayarak, koşar adımlarla Ticaret Odası'na doğru fırladı. Merdivenleri üçer üçer çıkarak odasının kapısını açtı hızlıca. İçeride makam koltuğunda oturan teknisyen üniformalı biriydi. Başkanın o olmadığı anlaşılıyordu. Adamın ''noluyor yahu'' demesinin ardından geri kaçarak eve gitti. Yatağının altına koyduğu parayı geri çıkardı. Uzunca para torbasını seyretti. Ya bu parayı annesine verecekti ve kendisi ceza evine girecekti yada parayı geri vererek sefil hayatına devam edecekti ve özgür olacaktı. 

Parayı alarak Salih'in yanına gitti. '' Abi ben yapamıcam '' dedi. '' Olur mu birader, artık bu işin geri dönüşü yok, parayı verdik, hizmetini yap, canımı sıkma! ''

Cem korkudan ne yapacağını bilemeyerek caddelerde dolaşmaya başlamıştı. Bir türlü mantıklı düşünemiyordu. Bütün gün stres içinde şehri turlayıp, en doğru kararı amcası Nusret'in vereceğini düşündü. Köye amcasının evine vardığında, görme kaybı yaşamaya başladı. Şiddetli migren başlamadan önce hep görme kaybı ile belirti gösterirdi. Baktığı noktayı göremiyor, o noktada parlak ışık huzmesi oluyordu. O noktanın sadece etrafını görebiliyordu. Bu durum onun boş bakmasına ve önünü göremeyecek kadar sersemlemesine yol açıyordu. Amcasıyla konuşmaya çalıştı. Cem'in kayan gözlerini gören Nusret, racona göre bu işin geri dönüşünün olmadığını anlatmak istese de, bir gencin hayatının yok olmasına gönlü el vermiyordu. Nusret, Salih ile konuşmaya gitmek için Cem'e söz verdi. Ama biliyordu ki, mevzu çıkacaktı. 

Nusret, Salih'in mekanına gittiğinde, Salih bu işin kabak tadı verdiğini, bir an önce işin yapılması gerektiğini racona uygun bir dille anlatmıştı Nusret'e. Sohbet sırasında, arka duvarda asılı tüplü televizyonda, cızırtılı bir sesle yerel ana haber kanalı açıktı. Sohbet bitmişti, yapılacak bir şeyin olmadığını idrak eden Nusret, düşük omuzlarla ayaklanıp, gitmek için kapıya doğru yöneldiğinde, televizyondan yükselen sese kulak verdi mekandaki herkes. '' Ticaret Odası Başkanı Erol Tanbur, geçirdiği kalp krizi sonrası evinde ölü bulundu. '' 

Salih, kapıda dikilmiş olan Nusret ile göz göze gelip, yanına çağıran el hareketiyle, sandalyesine yaslandı. Her ikisi de sırıtıyordu. '' Hayat garip bizimoğlan '' diyerek, parayı iade ettikleri taktirde mevzunun kapandığını söyledi. 

Cem, kafasını duvarlara vurduracak kadar şiddetli migren ve aldığı güzel haberin verdiği kurtulmuşluk hissiyle beraber 2 gün uyudu. Uyandığında aptallığının farkına vararak birkaç hafta evden dışarı çıkmadı. Bu sırada hayatta kendini soyutlayabildiği tek şey olan bilgisayar oyunlarına daldı. Günde 15-20 saat arası internet kafede oyun oynayarak, geçirdiği aptal günlerin stresini başka bir aptallıkla kapatmaya çalışıyordu. 

Oynadığı çevrimiçi oyunlardan güzel dostluklar kurmaya başlamıştı. Çevresindeki arkadaşlarının aklı serseriliğe basıyordu fakat oyundan tanıdığı arkadaşları, işinde gücünde insanlardı ve iyi geliri olan kişilerdi. Cem yıllardır tasarım işinde olduğundan artık profesyonel statüdeydi. Oyundan tanıştığı yazılımcı arkadaşı Onur, onun bu yeteneğini gördüp, zor durumda olduğunu da bildiğinden ona bir iş teklif etti. Karşılığında cuzi bir miktar verecekti ona ama bu rakam Cem'in ailesinin 1 aylık kirasıydı. Kabul etti Cem. Tasarım işini teslim ettiğinde, Onur işin ne kadar profesyonelce yapıldığını görünce, kafasındaki yazılım projeleri için ihtiyacı olan tasarımcıyı bulduğunu fark etti. 

Gelecek, artık ''fikirler''di Onur için. 30 Gün boyunca kira ve bazı temel ihtiyaçları karşılamaya yeten asgari ücretle çalışmak ona mantıklı gelmiyordu. Bu düşüncesi Cem'in kafa yapısıyla aynı olduğundan artık sıkı bir dostluk ve ortaklık başlamıştı aralarında. Onur porjelerini anlatarak, farkında olmadan Cem'in hayatını kurtaracak fikri aşılamıştı ona. 

Yazılımını yapacağı programın tasarımını Cem yapacak, bir başka arkadaşı da yapılan yazılımı test edecekti. Birkaç arkadaşı da çeşitli görevler üstlenerek 6 kişilik kadro ile projelere başladılar.

 İlk yaptıkları proje, mobil acil durum butonuydu. Fakat daha projeyi tamamlamadan ekipten biri, çevresini kullanarak fikri çalıp, Vodafon'a satmıştı. Haliyle projeye başladığında herhangi bir patent alınmadığından, daha ilk projelerinde hayal kırıklığı oldu. İhanet eden arkadaşı hatrı sayılır bir miktar ile yurt dışına gitmişti çoktan. İyiki diğer projleri anlatmadım diyordu Onur. Daha geliştirecek 11 proje daha vardı. Olaya iyi tarafından bakarak, büyük bir firmanın kendi yaptıkları projeye yatırım yapması onların lehineydi. 

Sıradaki projeleri, sosyal medya ile ilgiliydi. Yazılım tamamlanmış, tasarım ve diğer süreçler bitmek üzereydi. Kalan 5 kişilik kadrodan, yine 1 kişi daha ihanette gecikmedi. Daha proje yapım aşamasındayken Alman bir firmayla görüşmelere başlamış, Onur ve Cem işi hızlandırıken, sanki kendisi yapıyormuş gibi firmayla paralel olarak ilerlemişti. En nihayetinde aldıkları ikinci darbeyi kaldıramadılar. Yaklaşık 3 ay görüşmediler. Onur, güvenilir bir ekip kurmak istiyordu. Esas güvendiği projeyi hayata geçirmek için bu dandik fikirlerle başlamayı hedeflemişti. Dandik dediği projeler ilgi görünce aslında iştahı kabarmıştı Onur'un. Bunun için aslında 2 iş gücüne toplamda da 3 kişilik bir kadroya ihtiyacı vardı. Cem bunlardan biriydi. Hem tasarım yeteneği ile hemde kişiliği ile ekibe uygundu. 

3 Kişilik ekip kuruldu. Tekrardan birbirlerini gazlayarak işe koyuldular. Sıradaki proje, sosyal hizmet projesiydi. İstanbul, Ankara, İzmir kapsamlı dev bir proje olacaktı. Aslında halka hizmet gibi olacaktı, hem halk faydalanacak, hem devlet para kazanacak, hemde ekip ihya olacaktı. 

Projeyi kimseye anlatmadılar, işin %60lık kısmında muhataplar ile aracılık vasıtasıyla görüşülmeye başlandı. Muhataplar son derece olumluydu ve oldukça sıcak bakıyorlardı bu projeye. Fakat sıradaki engelleri rüşvetti. 

Her aracı, her muhatap, bıyık altından rüşvet talep ediyordu. Adına ''Komisyon'' diyorlardı. Projenin gelinen noktada tahmini değeri, 50 milyondan fazlaydı. Muhatapların talep ettiği rüşvetler çıkıldığında geriye 8 milyon lira kalıyordu. 4+2+2 Olarak paylaşacaklardı. Cem, Onur'a, bu tasarım için neden bu kadar çok para alacağını sorduğunda, diğer projelerden para almayacağı cevabını aldı. Sonuçta 2 milyon lira Cem için hayatını değiştirmeye yetecek bir mebla idi, haliyle kabul etti.

Proje sunumu toplantıları için günler belirlenmişti. Sırayla toplantılara katılacaklardı. İlk toplantıda muhatapların iştahı kabarmıştı. Projeyi mutlak suretle satın almak istiyorlardı. Bu durum, esas muhataplara iletilince yeni toplantı tarihleri alınmıştı çoktan. İlk toplantı tarihi 11 Ekim'di ve Ankara'da yapılacaktı. 

10 Ekim günü Sultanbeyli Terör saldırı yüzünden yüzlerce vatandaş hayatını kaybetmişti. Ülke gündemi ve muhatapların öncelik sırası değiştiği için, toplantı da 24 Aralık tarihine ertelendi.

23 Aralık'ta da Sabiha Gökçen Havalimanı'na saldırı olunca, muhatapların öncelik sırası yine değiştiğinden dolayı toplantı tarihi 13 Ocak olarak belirlendi. Bu kez 12 Ocak'ta Sultanahmet'te bomba patladı. 18 Şubat'a ertelendi toplantı. 17 Şubat'ta Yine Ankara'da bir terör saldırısı daha oldu. Toplantı yine ertelendi, 14 Mart.

13 Mart'ta Kızılayda bomba yüklü araç patladı, ülkede can güvenliği kalmamıştı. Üst üste gelen terör saldırıları, Cem ve ekibin hayallerine taş koysa da ülke daha önemli gelirdi onlar için herkes gibi. Vatandaşlara üzülmekten, kahrolmaktan, kendi işlerini aksatmışlardı. İşleri için tek tesellileri, projenin beğenilmiş olmasıydı ve bir nevi garanti gibiydi. Bu süre zarfında, souca yaklaşıldığını düşünen Cem, 7 yıl çalıştığı firmadan ayrılmıştı. Artık kafasında, aptalca kiralık katil olmak gibi düşünceler yerine, sahip olduğu yeteneği paraya çevirmenin yolunu bulduğu için bu yönde ilerliyordu. 

Son saldırıdan sonra, toplantı tarihini çok uzatmama kararı aldı her iki taraf. 1 Hafta sonrası için 20 Mart olarak belirlediler toplantı tarihini. Fakat bu kez de 19 Mart'ta İstiklal Caddesinde bomba patlamıştı. İnanılır gibi değildi, ülkenin haline mi feryat edeceklerdi yoksa aylardır uğraştıkları çabaları ellerinin arasından kayıp gitmesine mi bilemiyorlardı. Hassas bir konu olduğu için, işin sorumlusu da yoktu. Çaresiz beklemedeydiler. 

28 Haziran Atatürk Havalimanı saldırısına kadar, 10 farklı saldırı düzenlendi ve hepsinde toplantılar ertelendi. Ülke kan gölüne dönmüş, hiç değilse bizim yüzümüz gülsün diyen 3 genç bir türlü mutlu sona erişemşiyordu. Haliyle 28 haziran saldırısından sonra da ertelenmiş ve son toplantı tarihi kararlaştırılmıştı. Muhataplar, artık ülkede ne olursa olsun bu toplantının gerçekleşeceğini ve hiç değilse vatandaşların biraz olsun yüzünü güldürme çabası göstermek için söz vermişti ekibe. Buruk bir sevinç ile de son toplantı tarihi 16 Temmuz'u beklediler. 

Ne olursa olsun toplantı gerçekleşecekti ama kendi aralarında artık ''Kesin göktaşı düşer amk'' diye dalga geçmeden de yapamıyorlardı. 

En nihayetinde 15 Temmuz Darbe Girişimi ile tüm umutları suya düşmüştü. Onur'un arkadaşının arkadaşı şeklinde bulduğu muhataplar, rüşvet karşılığı projeyi onaylayacak olan esas muhatapların FETÖ üyesi çıkmasıyla içeri alındığı bilgisini verince, ekip ağır bir depresyona girdi. 

Ekip, kendilerini, ya biz bu kişilerle tanışsaydık ve bizim de adımız fetöcüye çıksaydı diye teselli ediyorlardı. Bir taraftan ucuz atlattıklarını diğer taraftan hayallerinin bir gecede yok olmasını ağır çekimde izliyorlardı adeta. 

Sonrasında Cem, bu talihsizliklerden kötü etkilendiği ve işinden de ayrıldığı için 14 ay evden dışarıya çıkamadı. Ağır depresyon ve bunalım sonucu migren ve diğer baş ağırılarının şiddeti arttı. Artık çığlık atarak ağrıları azalıyordu. 

Maddi durumu iyi olan arkadaşı Osman, Cem'in bu halini görünce, onu özel hastanede muayene olmaya ikna etti. Sonuç tabiki şaşırtıcı değildi. Cem'in beyninde mikronluk bir kist vardı. Doktor, bu durumun ölümcül olmadığını fakat ömür boyu bu ağrıları çekmek istemiyorsa ya ameliyat olmalıydı yada hayatındaki stresin azalması lazımdı. Ameliyat çok yüksek bir meblağ olduğundan dolayı, hiç değilse ağrıları hafifletmek amaçlı hayat felsefesini gözden geçirerek, daha iyi olma yolunda adımlar attı Cem. 

Geldiği noktada, 30 yaşında, ehliyeti yok, diploması yok, cebinde yada bankasında parası, evinde yemeği yok, yıllardır kendisi için 1 parça eşya almamış, arkadaşlarının desteğiyle ayakta duran Cem, fotoğrafçı ama fotoğraf makinesi yok, grafiker ama bilgisayarı yok, yaratıcı zihnini kullanabileceği huzurlu bir ortamı dahi yok. Babası yıllardır zaten yok, gücü yok, uykusu bile yok. Böyle bir erkeği, küçük bir ihtimalle dahi, tercih edebilecek bir kadın bile yok. Bütün bunların bilincinde olan Cem, son umuduyla, son çabasıyla hayatta kalma savaşının son evresinde ancak nefes alıyor. 

Son nefesi, eğer ki umutlarını boşa çıkartırsa, geriye yapılacak tek bir hamle kalıyordu, bunu da zaten her saniye aklında geçirirken, gülümsemeyi ihmal etmiyordu. 

***

---

Teşekkür ederim, sevgiler, saygılar...