EĞLENCE

1 yıl boyunca platonik aşık olduğum kızdan bir anda soğumamı sağlayan osuruk

Author

Arkadaşlarım gelip ilişkileriyle ilgili benden fikir istedikleri zaman onlara şunu derim:

-Salak mısın lan sen? Böyle bir durumda benden fikir alacak kadar düştün mü? Benim ilişki konusunda ne zaman kendime faydam olmuş da bir başkasına olsun?

Evet durum tam olarak budur. İlişkilerde her zaman kötü oldum ben. Yanlış zamanlarda doğru adımlar, doğru zamanlarda yanlış adımlar attım. Çoğu zaman ise hiç adım atmadım. Bu da benim en büyük kaybımdır.

Siz hiç platonik takıldınız mı? Ben birkaç kez evet.

O zamanlar ilişkilerimden hep olumsuz sonuçlar alıyordum. Kimisi çabuk bitiyordu. Kimisi başlamıyordu bile… ‘Ben seni arkadaşım olarak görüyorum’ muamelesi gördüğüm durumlar da olunca ilişki konusunda bir özgüvensizlik geldi bana. Özgüvensizlikle beraber de platonikler başladı.

Platonik aşk beter bir şeydir. Gözünde büyütürsün de büyütürsün karşı tarafı. Orada bir Ayşe-Fatma vardır ama sen onu bir Angelina Jolie, bir Cara Delevingne, bir Kate Upton bellersin. Ulaşılmazdır ya. Lanet olsundur.

Kamu spotu mode on - Platonik aşk dostunuz değildir - Kamu spotu mode off

Şimdi gelelim benim 2012’deki platonik aşkıma. Adı Nazan’dı. Arkadaşlarıma sorsanız boş beleş bir kadın. Sıradan. Basit. Bana sorsan inci tanesi. Dünyada eşi benzeri yok. Nazan’a sorsan Tuco için ne düşünüyorsun diye ilk olarak ‘Hangi Tuco?’ der. Bana sorsan Nazan’ı 1 senesi ömrümün.

Evet. Tam 1 sene sürdü Nazan’a olan platonik aşkım. 1 sene boyunca acı çektirdim kendime. ‘Ulan salak gidip konuşsana kızla ne acı çekiyosun kim köpek o?’ demedi bir tane arkadaşım. Yok lan yok dediler. Ama benim bir kulağımdan girip diğer kulağımdan çıktı o söyledikleri.

Bir insanın en ufak bir hareketinden çok daha derin manalar çıkarmak kadar acı bir şey yoktur. Olamaz. Nazan güldüğü zaman ‘Kesin seviyor’ diyordum. Yüz vermediği zamanları ‘Belli etmek istemiyor’ diye yoruyordum. Attığı mesajın sonuna gülücük koyarken :))) şeklinde üç parantez koyduğu zaman dünyalar benim oluyordu. Demek o da aşık şu parantezlere baksana diyordum :D Ahh be ne salak zamanlarımmış.

Ama tüm bunlara rağmen gidip konuşamıyordum kızla. Çünkü ulaşılmaz geliyordu bana. Mükemmelin kelime anlamıydı Nazan. Onun benim hayatımda olması benim için bir lütuftu. Yani ben öyle görüyordum onu, yoksa tabii ki lütuf falan değildi. Bu yüzden o konuşmanın olumsuz sonuçlanma ihtimali beni geri çekiyordu. Olumsuz bir sonuç beni çok fazla üzebilirdi. Buna hazır değildim.

Dedim ne varsa alkolde var. Gidin için kızla, birlikte sarhoş olun. Orada içinden ne geçiyorsa söyle gitsin. Bir akşam okul çıkışı içmeye gitmeyi teklif ettim. ‘Aaa olur hep beraber kafa dağıtırız’ dedi :/ Senin hep beraberine sıçsınlar. Evet bir de böyle bir sorun vardı. Benim ikimiz için yaptığım planları o genele vuruyordu.

Yok ama kafaya koymuştum. İçmeye ne kadar kalabalık gidersek gidelim bu meseleyi çözecektim. Sessiz bir kenara çekip konuşabilirdim. Evet yapabilirdim bunu.

Mübarek bir cuma akşamı gittik Taksim’e bir bara. 7-8 kişi kadar varız. Biraların biri gelip diğer gidiyor önümdem. Kararım kesin baba, konuşacağım. Sadece sarhoş olmayı bekliyorum. Ama bir türlü istediğim sarhoşluk noktasına ulaşamıyorum.

Baktım ki Nazan da en az benim gibi içiyor. Ohh dedim iyidir o da sarhoş olsun. Sarhoşluk = aptallık. Aptallık anına gelirse şansım daha çok olurdu.

Ama Nazan çok sarhoş oldu. Öyle ki ayakta duracak hali yoktu. Bense tamamen kendimdeydim. O kabalalıkta gelip kulağıma şunu söyledi Nazan: Yaa ben çok sarhoş oldum sen benim kardeşim gibisin beni eve bırakır mısın?

Kardeş mi? Vursaydın daha az ölürdüm be Nazan ne diyosun sen! Kardeş ha! Orada benim yapmam gereken ‘Senin kardeşinin amına koyım’ demekti. Ama ben ona hayır diyemiyordum ki. ‘Tamam canım şu içkimi bitireyim de çıkalım’ dedim. Bunu dediğimde bira bardağımın yarısından fazlası duruyordu. Onu bir güzel dikledim ben içimdeki yangını söndürür belki diye ama ne çare. Bunun gibi nicesi gelse söndüremezdi. Bana kardeş demişti. Beni kardeşliğe seçmişti.

Mekandan çıktıktan sonra bir taksi çevirdik, ikimiz de arka koltuğa bindik. Hala bir şansım olabilir miydi acaba? Bence maç bitmemişti. Hala konuşabilirdim. Nazan sarhoştu. Söylediklerim mantıklı gelebilirdi. Ama ben kafamın içinde bu şekilde kendimle çatışırken Nazan çoktan sızmıştı.

Taksici ‘nereye’ diye sordu o an. ‘Kırık kalpler durağına dayı’ dedim. Taksici deri ceketinin iç cebinden bir konyak çıkarıp bana uzattı ‘İyi gelir’ diye. Bir ben diktim kafaya şişeyi bir taksici dayı. Her yudumda küfür ettik kadınlara.

Yani bir film sahnesi olsaydı böyle yazardım senaryoyu ama gerçek hayattaydık. O yüzden taksici ‘nereye’ diye sorduğunda ‘Çeliktepe’ deyip kapattım mevzuyu. Nazan ise hala uyuyordu.

Bana kardeş demişti. Beni kardeşliğe çekmişti. O kadar acı içindeydim ki o an kafamı taksinin camından çıkarıp haykırasım geliyordu. Yok hayır ağlamıyordum, gözüme taksimetre kaçmıştı. Zira o da dolardan hızlı yükseliyordu ve bana gireceği çok belliydi.

Allah’ım nereden düşürdün beni bu aşka kurtar beni bu acıdan diye iç geçiriyordum ki o an dua kapılarım açık olsa gerek duam anında kabul oldu. Bir osuruk sesiyle inledi taksinin içi. Taksiciyle göz göze geldik o an. Ben osuran adamı gözünden anlarım bu ses taksiciden gelmemişti. Ben de osurmadığıma göre osuran Nazan’dı. Ama o ne ses! O ne koku! İçin mi çürüdü be Nazan ne yedin ne içtin sen? Olayın şokunu henüz atlatamadan bir osuruk sesi daha. Bu seferki daha gürültülü, daha kokulu.

İşte Nazan’a olan platoniğim o an bitmişti. Dedim gözümde büyütecek bir şey yokmuş. Nazan da osuruyormuş. Hiç de bir lütuf değilmiş.

O günden sonra bir daha da kimseye platonik aşık olmadım. Nazan'ın o osuruğu hayatımı değiştirmişti.

Sizlere tavsiyem kimseyi gözünüzde büyütmeyin. Birisi size ulaşılmaz geliyorsa kendinize şunu hatırlatın: O da osuruyor.

1 yıl boyunca platonik aşık olduğum kızdan bir anda soğumamı sağlayan osuruk

Bu da ilgini çekebilir: