Amerikalı yaz aşkıma canım eltim işlemeli havlu hediye ettim

Author

Not: İsimleri değiştirerek anlatıyorum.

Amerikalı yaz aşkıma canım eltim işlemeli havlu hediye ettim

Leyla adında yakın bir kız arkadaşım var. Onunla olan muhabbetim aşmış durumdadır, ötesi yoktur. Aramızda geçen Whatsapp konuşmalarını bizden başka bir insanoğlunun anlama ihtimali yok. Sabahın bir körü de olsa, gecenin yarısı da olsa hunharca saçmalayabiliyoruz. Konu yelpazemizin de bir sınırı yok. Bir bakmışsın Nusret’in et üstündeki fantazilerinden bahsediyoruz, bir bakmışsın Davut Heykeli’nin malzemeden çalınan kısmından.

En büyük özelliğimiz konu ciddi de olsa önemsiz de olsa hepsini geyiğe vurabilmemiz. İnternette görüp güldüğün komik Whatsapp diyalogları var ya. Ha işte onlar bizimkinin yanında havacıva kalır. Ama Türk toplumu buna henüz hazır olmadığı için paylaşmıyorum.

Biz kendimiz normal insanlar olmadığımız için hitap şekillerimiz de normal değil. Arkadaşlığımızın ilk zamanlarında bile birbirimize hitap şekillerimiz normal değildi. Ben ona bro diyordum, o bana hacım. Zaman geçtikçe daha marjinal hitaplar bulmaya başladık. Şu aşağıda yazdığım şeyleri sırayla birbirimize söyledik. Hepsi gerçek.

Bro, brö, hafız, müdür, başkan, amcaoğlu, hemşerim, kayınço, bacanak, baldız, enişte, dayı vs vs. Belki aklıma gelmeyen bile vardır. En son da elti demeye başladık birbirimize ve canım eltim geyiği yapmaya başladık. Biliyorsun o muhabbeti. Birbirini hiç sevmeyen eltiler birbirlerine ‘canım eltim’ yazılı havlu hediye eder ya. Biz de öyle bir saçmalığa düşmüş bulunduk.

Bu elti muhabbeti geçen yazın sonlarına tekabül ediyordu. O aralar da ben arkadaşım Mecnun’la Fethiye’ye tatile gidiyorduk. İki sap düştük yollara. Radar cezası kitlenmesin diye saatte 90-100 km hızla yavaş yavaş gittik o yolu. Duraklaya duraklaya, sindire sindire 12 saate anca varabildik tatil beldemize ama değdi. Güzel bir yolculuk oldu.

Ben böyle dinlenme tesislerinde falan mola vermeyi çok severim. 2-3 saatte bir 15-20 dakikalık molalar vermezsem rahat edemem. Orada zaman geçirmek beni anlam veremediğim bir şekilde mutlu eder. İlk başta kafe bölümünde oturup bayat çayımı yudumlarken çocukların otobüs camı yıkamasını izlerim. Sular otobüs camından aşağı doğru süzülürken bir sigara yakarım. Bu beni inanılmaz derecede deşarj eder. Kepçe izlemekle eşdeğerdir benim için. Otobüs yıkama işi bittiği zaman da mağaza bölümünü gezerim. Orada satılan saçma sapan şeylere bakarım, ama hiçbir şey almam.

O gün de otobüs yıkama gösterisini seyrettikten sonra arkadaşım Mecnun’la mağazaya girdik. İşte beşiktir, şekerliktir, çirkin anahtarlıklardır falan oradaki garip eşyalarla dalga geçiyoruz. Derken bir baktım CANIM ELTİM işlemeli minik bir havlu. Aha dedim ben bunu alıyorum. Mecnun mevzuyu bilmediği için ilk başta şaka yapıyorum sandı ama baktı ki kasaya gidiyorum 'Napcan oğlum bunu?' diye sordu. Ben de arkadaşımla aramızda bir espri diyerek özet geçtim. Aklım sıra bunu Leyla’ya hediye edip eğlenecektim. Ödemeyi yaptım ve canım eltim işlemeli havlumuzla beraber Fethiye’ye doğru yol aldık.

Öğlene doğru otelimize vardık ve gecenin yorgunluğunu atmak için 1 2 saat kestirdik. Sonrasında yüzmektir, içmektir falan klasik şekilde günümüzü geçirdik. Ama asıl tatilimiz yarın başlıyordu.

Birkaç günlük aktivite tatiline gelmiştik. Yamaç paraşütü, tüplü dalış, tekne turu, safari falan 4 günlük dolu dolu bir tatil olacaktı. Tatile gittiğin zaman bunlarla ayrı ayrı uğraşmak istenmediği için bunları organize eden bir şirkete önceden parayı veriyorsun. Oradayken de elini cebine atmıyorsun. Konaklamasından yemeğine, ulaşımından aktivitesine her şeyi o şirket hallediyor. Tabii paşa olmadığımız için sadece ikimizle ilgilenme durumu yok. Bizim gibi 30 kişi var. 30 kişilik bir grubu organize etmek de kolay değil takdir edersiniz ki.

Tatil dediğin nedir? Biyolojik saatine göre uyanırsın. Sabahtan akşama kadar şezlongda tembel hayvan gibi yatarsın. Akşam olur bayılana kadar içersin. Ve bunu tatil boyunca tekrarlarsın di mi? Aktivite tatili öyle değil işte arkadaşlar. Sabahın 7’sinde kalktım tatil boyunca 7! Yahu ben çalıştığım zamanlarda 8.15’te kalkıyordum. Ben en son Ramazan’da 7’de kalkmıştım sahur diye. Benim amcam müezzin o 7’de kalkıyor sabah ezanını okumaya. Ben askerdeyken bile 7 buçukta kalkıyordum 7 nedir bre insafsızlar. Tatil değil sanki eğitim kampı. Sabah kapılara bam bam bam diye vuruyorlar uyanın diye. İlk gün 7’de kalkınca zamanımı mekanımı şaşırdım, mıntıka temizliği yapmaya başladım o derece ya :(

Neyse işte biz sabah 7’de kalkıp kahvaltı, duş falan 1 saate kendimize geliyoruz. 8’de yola çıkıp o günkü etkinlik neyse ona gidiyoruz. Etkinlik de akşam saatlerine kadar sürüyor. Akşam otele dönüp yemek yiyoruz, sonrası serbest zaman. 30 kişiyle sabahtan akşama kadar zaman geçirince güzel arkadaşlıklar kurduk. Mecnun, ben, 5-6 kişi daha biz hep beraber takılmaya başladık. İşte Rachel’la da böyle tanıştık. Ahh Rachel! Sana şiirler yazmak, methiyeler düzmek, kilometrelerce dümdüz tenin gibi sarı sayfalara seni betimlemek isterdim. Gel gör ki o romantizm seviyesinde değilim. O yüzden doğrudan sana yazdım ama yüz vermedin.

Rachel da bizim otelde kalan Amerikalı bir arkadaş. Sarı saçlı, mavi gözlü, zayıf, kalem gibi bir hatundu. O da bir arkadaşıyla gelmiş ama şeytan görsün arkadaşının yüzünü. Yüzünde nur yok kızın öyle bir illet. Allah birinden almış diğerine vermiş adeta. Zaten Rachel’la olan ilişkimi de hep o baltaladı biliyorum ben. Hoşlanılan kızın şişman kankası tiplemesi var ya. Heh o Sara işte.

Ne diyorduk. Sabahtan akşama kadar birlikte zaman geçiriyoruz biz arkadaş grubumuzla. Akşam yemeğini otelde yedikten sonra da gece eğlenmeye gidiyoruz hep beraber. Gece 1 gibi otele dönüp uyuyoruz ve benim hala yarım saat olduğunu iddia ettiğim bir uykuyla ertesi gün yeniden o yoğun tempoya başlıyoruz. Ama Rachel’ın varlığı bütün uyku hissimi unutmama yetiyordu. İlk gün çıkmak bilmediğim yataktan ikinci gün Rachel sevgisiyle uçarak çıkmıştım.

Şimdi kız Türkçe bilmiyor. Benim İngilizcem yarım yamalak. Sara zaten bence İngilizce bile bilmiyor ağzını geveleye geveleye konuşuyor en güzel duyguların katili. Anlaşmak biraz zor oldu ama idare ettik ya. Dilimin döndüğünce bir şeyler anlattım ben, dilin çaresiz kaldığı zamanlarda ortaya salata ister gibi el hareketleriyle anlaştık. Bazen anlamasa bile anlarmış gibi yapıp gönlümü aldı canını yediğim.

Benim yıllardan beri mani olamadığım bir zaafım vardır. Yarım yamalak Türkçe konuşan yabancı kızlara karşı gönül kapılarım birden açılıverir çözemedim bu olayı. Rachel’a da birkaç Türkçe kelime öğretince Allah'ım ben resmen tutuldum kıza. Yemin ediyorum ağzından çıkan kelimelere ekmek banasın gelir böyle bir şey yok. 25 yaşındaydım. Adım ilk defa o söyleyince güzel geldi. Şimdiye kadar kimse adımı onun gibi güzel söylememişti. Benim adım bu değil ama o kız Muhittin desin Muhittin’e aşık olursun öyle diyim. Gece kulübünden otele dönmek için minibüse bindiğimiz zamanlarda bilerek dolmuşçuyla onu muhatap ediyorduk. Kaldığımız otel Ovacık’ta. Rachel öyle bir telaffuz ediyor ki ‘Ovacik’ şeklinde Twitter’da hashtag açtım #OvacıkİlOlsun diye.

4 gün böyle su gibi akıp geçti. Oteldeki son gecemiz. Arkadaş grubumuza dedim ki "Bu gece tavuk gibi erken yatmayalım. Alalım içkilerimizi havuz başında takılalım sohbet muhabbet falan." Olur dediler. Bir saat iki saat derken insanların da uykusu geldiği için yavaş yavaş odalarına çekildiler. O an ihtiyacımın olduğu tek şey Sara’dan kurtulmaktı. Allah’ın sevdiği kuluymuşum ki onun da uykusu geldi ve odasına gitti. Çaktırmadan yaptığım kaş göz hareketiyle Mecnun da ortamdan ayrıldı. Biz Rachel’la başbaşa kaldık.

Ortama uygun güzel bir müzik açtım hemen. Etrafta sessizlik hakim. Havada aşk kokusu var. Havuzun loş ışıkları ortamı aydınlatıyor. Elimizde biralar. Ulan bir şarabı sevemedim. Bira yerine şarap olsa o ortamın büyüsüyle ben kıza ilanı aşk eder, kızı alıp annemin elini öptürmeye bile gelirdim. Ama bira içiyorduk. Neyse biz bir süre daha muhabbete devam ettik. Her şey çok güzel gidiyor. Ama bendeki dil de bir yere kadar. Bir yerde konu kilitlendi. Oyunun gidişatını değiştirecek Talisca gibi bir hamle yapmam lazımdı. Ben ‘Sana bir hediye vereceğim’ bahanesiyle (ilk aklıma o geldi ne yapayım) odaya çıktım ve elimi yüzümü yıkadım. Mecnun’a “Kardeşim yengenle buraya gelebiliriz. Buraları bi toparlamak lazım” falan dedim. "Tamam kardeşim sen in aşağıya ben hallederim buraları" dedi Mecnun. Arkadaşlar bu günler için var işte.

İyi ama kıza ne hediye edecektim. Sağda solda deli gibi bileklik tarzı şeyler arıyorum. O saatte ben ne hediye edicem Allah'ım. Yana yakıla valizleri karıştırırken dinlenme tesisinden aldığım canım eltim işlemeli havluyu buldum. Allah'ım sen işimi rast getir diyerek indim tekrar Rachel’ın yanına.

Bak dedim bu çok değerlidir. Aile yadigarı gibi bir şey. Ben seni çok sevdim, al bu sende kalsın. Hatıra olsun. Üzerinde sevgi sözcüğü yazıyor gibisinden şeyler sıktım. Bunu İngilizce olarak tamı tamına dile getirememiş olabilirim ama o anki duygumla anlatabildiğime eminim.

Elin Amerikalısı ne bilir havluyu eltiyi. Üzerinde işleme de var. Marjinal buldu baya. Translate’e girip baksa eltinin ingilizce karşılığı yok, yalanım da ortaya çıkmaz. Kız bir mutlu oldu anlatamam. Oğlum yırttın dedim kendi kendime. Aha dedim geliyor öpücük. Ama gelmedi. Sadece sarıldık. Thank u my baby falan dedikten sonra yanağımdan öptü bir kere. Ben de onun omuzunu sıvazladım. Bakıştık. Zaman bir süreliğine durdu. Film sahnesi gibiydi. Bir 5 saniyemiz daha olsa öpüşmeye başlayacaktık ama Dinnggggg! Mesaj geldi. Tahmin edin mesaj atan kim? Sara. Senin Allah belanı versin Sara. Artık ne yazdıysa bilmiyorum mesajdan sonra Rachel da odasına çıkmak istedi. İyi geceler diyip çıktı. Huyumdur, asla bırakmam. Yarım kalan biramı bitirdikten sonra ben de çıktım odama. Yatıp zıbardım.

Ertesi gün evlinin evine köylünün köyüne gitme vakti gelmişti. İletişim adreslerimizi falan alıp birbirimize veda ettik. Onların tatili Türkiye’de devam ediyordu ama benim yıllık iznim bitmişti. Paşa paşa döndüm İstanbul’a.

Rachel’la olan ilişkim başlamadan böyle bitti. Ara sıra sosyal medyada karşılıklı beğenileşiyoruz o kadar. Canım eltim havlusunu muhtemelen hala saklıyordur. Kim bilir odasının en nadide köşesindedir belki de. Acaba eltinin ne demek olduğunu öğrenecek mi, veya ne zaman öğrenecek? Öğrendiği zaman tepkisi ne olacak? Ara ara hala aklıma geliyor, tedirginlikle beraber bir komedi yaşıyorum içimde.