Ayrı eve çıkma planları yaparken öğrenci evi pisliği görüp annesinin dizinin dibinde oturan genç

Author

Üniversiteyi İstanbul’da okudum ben. Öğrencilik yıllarımda ailemin yanından hiç uzaklaşmadım yani. 2 farklı üniversitede okudum ama deli dolu bir öğrenci hayatım olmadı. Efendi gibi sabah çıktım evden, akşam döndüm.

Öğrenci evleriyle ilgili internette okuduklarımdan tut arkadaşlarımın anlattığı efsane olaylara kadar her şey beni çok heveslendiriyordu. Bense 40 yıllık memurun mesaiye gitmesi gibi sabah belli bir saatte evden çıkıp akşam belli bir saatte eve dönüyordum. Oysaki yaşım 19’du daha ve MFÖ şarkısı gibi hep yaşım 19 da kalmayacaktı. Benim çılgın olmam, götü başı dağıtana kadar içmem, gecenin sonunda bir gün nezarethanede sabahlayacağım türde ufak serserilikler yapmam gerekiyordu.

Ama tüm bunlar yerine akşam ders çıkış saatimi bilen annemden bir arama geliyordu her gün “Oğlum bugün kuru fasulye yaptım yemeğe gelecek misin?” diye. “Off anne ya istemiyorum senin kuru fasulyeni ben ekmek arası makarna yiyerek gerçek öğrenci hayatı yaşamak istiyorum” diyemiyordum tabi. Onun yerine “turşu da var mı yoksa gelirken alayım” diyordum. Kuru fasulye bu abi hayır denir mi?

Bu böyle gitmezdi ama. Mutlaka öğrenci evini deneyimlemek istiyordum. Peki babam bunu kabul edecek miydi? Tabii ki hayır. Böyle bir şey teklif ettiğim anda repertuarındaki en iyi küfürlerini çıkarıp yüzüme tokat gibi vururdu. “Lan eşşoleşşek senin keyfin için ben ne diye her ay ekstradan masrafa gireyim” derdi. O yüzden bu konuyu hiç açmadım bile onlara. Öğrenci evine çıkacaksam, bunun masrafını kendim karşılamam gerekirdi.

Okulla beraber yürütebileceğim bir iş aramaya başladım. Şans eseri buldum da. Hem de okuduğum bölümle alakalı bir iş. Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz yani. Bulduğum iş sektörle alakalı olduğu için ailemi de ikna etmem gerekmedi. İş görüşmesine gittiğim gibi başladım işe.

İşe girer girmez eve çıkılmıyordu. En azından 1-2 maaş birikmesini beklemem lazımdı. İyi ki de beklemişim. Tam bu bekleme esnasında okuldan bir arkadaş 3-5 kişiyi evine çağırdı ‘Gelin içelim, takılalım, PS oynayalım’ gibisinden. Kabul ettik.

Ayrı eve çıkma planları yaparken öğrenci evi pisliği görüp annesinin dizinin dibinde oturan genç

Abiiğğ… Gördüğüm manzara karşısında gözlerimden iki damla yaş aktı, dudağım uçukladı, gece uykularım kaçtı. Bu ne pislik laaaann! Oğlum at mı besliyorsunuz bu evde ne bu…

Evine gittiğimiz arkadaş da öyle leş pis bir adam değil yani. Yakışıklı, giyimine kuşamına özen gösteren bir civanmert. Nasıl bu kadar pis bir evi olur hepimiz şaşırdık.

Zaten evi kot3 mü desem kot 5 mi desem in in bitmiyor amk. Dikilitaş’ın ilginç coğrafisi yüzünden evin bir tarafı mezar gibiyken diğer tarafı manzaralıydı. Neyse.

Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir derler ya hani. Daha evin giriş kapısını açmadan gördüğümüz manzara, evin içinin nasıl olacağı hakkında bilgi veriyordu bize. Evin önünde hamam böcekleri cirit atıyordu cirit. Bizi evine davet eden Mert, böceklerin ayak seslerini duymuş olacak hammınaaa goduuumm diyerek koştu hamam böceğinin üstünde. Girecek delik bulamadı zavallı böcek. Mert böceğin üstüne basmadı, küfür ederek tekme attı böceğe. Tekmenin şiddetiyle duvara yapışıp afalladı böcek, sonra üstüne basılarak öldürüldü.

Dairesinin kapısını açan Mert bizi içeri buyur etti. ‘Böceğin ölüsünü atmayacak mısın’ dedik. ‘Yok, diğerlerine ibret olsun diye burada bırakıcam niahahah’ dedi :D

İçeri girdik çaresiz. Lan içerde de ölü hamam böcekleri var. Bunlar da mı ibretlik kanka. Utanmasa Taksim Meydanı’nda sallandıracak hayvanları öldürdün madem at gitsin koleksiyon mu yapıyorsun seri katil misin sen kimsin.

O gün o evde çer çöp içinde nasıl takıldık bilmiyorum. Ama ne bi parça ekmek ne de bi bardak su, hiçbir şey sürmedim ağzıma. Açlıktan kırıldığım halde tek lokma yemedim. Gece burada kalırız diye sözleşmiştik arkadaşlarla ama saat 11-12 falan olunca hepimiz evlere dağıldık.

O akşam eve gider gitmez ‘kuru fasulye var mı?’ diyerek annemin dizlerine kapanıp ağladım. O gün bugündür bir daha da ayrılmadım.