Bisikletine ara sıra arkadaşların da binsin tamam mı oğlum…

Author

Şimdi o kadar önemli midir bilmiyorum ama 90’lı yıllarda bir çocuğun bisikleti olması çok önemli bir şeydi. Dileğim, hiçbir baba ‘Çocuğuma bisiklet alamadım’ diye üzülmek durumunda kalmasın. İleride çocuğum olursa (erkek ya da kız fark etmez) ona şu nasihati vereceğim: Bisikletine ara sıra arkadaşların da binsin tamam mı oğlum / kızım.

Bisikletine ara sıra arkadaşların da binsin tamam mı oğlum…

Çocukken yaşadığım mahallede kimse çok zengin değildi. Herkes, ancak günü kurtaracak kadar paraya sahipti. Ama kimse de aç değildi. Tabii bilmezdim ben o yaşlarda bu kavramları. O zamanlar bana fakirlik ne diye sorsalar ‘Bir çocuk abur cubur yiyemiyorsa fakirdir’ derdim. Nereden bilebilirim ki 6-7 yaşında falandım herhalde. Ev ekonomisinde bile neler döndüğünden haberdar olmazdım ben.

O zamanlar benim için pek bir şey ifade etmeyen, ama şimdi herhangi bir yerde denk gelsem içimin cız edeceği bir olayı anlatayım size.

Mahallenin bütün çocuklarının iyi kötü bir bisikleti vardı. Bir tek mahallemize sonradan taşınan Selçuk’ta yoktu bisiklet. Biz mahallenin dar sokaklarında konvoy halinde bisiklet sürerken o bir kenarda oturur bize bakardı sadece. Bazen çok fazla canı çekerse bizden bir tur isterdi utana sıkıla.

Genellikle vermezdi kimse bisikletini. Verirse de karşılığında bir şey isterdi Selçuk’tan. “Tamam veririz ama top oynadığımız sırada kaçan topları sen alırsan. Maçta kaleci sen olursan. Bisikleti temizlersen”

Ahh çocuk aklı işte. Diğer arkadaşlarım vermiyor diye ben de vermiyordum. Evde annem nasihat ederdi bana ‘Selçukların ailesi fakir onu da aranıza alın onunla da oynayın’ diye ama bu nasihat bir kulağımdan girip diğer kulağımdan çıkardı. Arkadaşlarım ne yaparsa onu yapardım ben.

Bir gün Selçuk izinsiz bir şekilde Yılmaz’ın bisikletini alıp bindi. Bindi derken de yaptığı şey yolun sonuna kadar gidip geri dönmek oldu. Toplasan 1 buçuk dakika değil. Artık nasıl heveslendiyse…

Bu olaya çok sinirlenen Yılmaz, geri döndüğünde Selçuk’u dövmeye başladı. Selçuk yere düşmesine rağmen vurmaya devam ediyordu Yılmaz. Birimiz bile dur yapma demedik Yılmaz’a. Kavgayı izleyip tempo tuttuk.

Bisikletine ara sıra arkadaşların da binsin tamam mı oğlum…

O gün Selçuk’un ağlaya ağlaya eve gidişini ve 2-3 gün boyunca hiç dışarı çıkmayışını hatırlıyorum. Aslında olayın ertesi günü Selçuk dışarı çıkmayınca meraklanmıştık. Üzülmüştük de. Bazı şeylere aklımız ermese de çocuk kalbimiz vardı ne de olsa.

Tekrar sokağa çıktığında daha sıcak davrandık Selçuk’a. Neden gelmediğini sorduk. Hasta olduğunu söyledi. O gün hepimiz bisikletimize bindirdik Selçuk’u birer tur. Ama yine yüzü gülmüyordu.

Zaten olaydan 1 hafta sonra falan da taşındılar mahalleden. Annemin söylediğine göre memleketlerine gitmişler.

Bir daha görmedim Selçuk’u. Ona dair hatırladığım son şey, yük kamyonunun arkasındaki eşyaların arasından bize attığı hazin bakış.

Bu yazıyı büyük ihtimalle okumazsın biliyorum ama özür dilerim Selçuk.

Çocuklar bazı konularda düşüncesiz oluyor. İleride çocuğum olursa, ona kesinlikle şu nasihati vereceğim: Bisikletine ara sıra arkadaşların da binsin tamam mı oğlum / kızım.