HIKAYE

Kadınlardaki zengin, evi-arabası olan erkek merakı

Author

Bütün kadınlar tabii ki böyle değil ama hatırı sayılır bir kısmında vardır bu. Anlam veremediğim şeydir.

Kadınlardaki zengin, evi-arabası olan erkek merakı

Gençlik dönemimdeki ilişkilerimde paranın rolü vizyonla doğru orantılı olarak çok küçüktü. Üniversitenin başlarındayken sevgilin de aşağı yukarı 18-19 yaşında oluyor ve doğal olarak evin, araban, çok paran olsun beklemiyor. Starbucks’tan kahve alacak paran olsun yeterdi o zamanlar. Ama kadınlarda yaş arttıkça ‘vizyon’ da değişiyor demek ki...

2013’e gidelim. 22 yaşındayım o zamanlar. O ana kadar hiç para gibi bir sebepten ilişkim baltalanmamış. Paranın bir ilişkideki önemi ilk o zaman yüzüme tokat gibi çarptı.

Şimdi yanlış anlaşılmasın tamamen çulsuz da değildim. Bir televizyon kanalında çalışıyordum ben öğrenciyken ve iyi kötü bir maaşım vardı. Aslında çok da iyi sayılmaz asgari ücret alıyordum ama öğrenci için iyi paraydı.

Gençliğin verdiği enerjiyle o ara hem çalışıp hem okuyorum. Bununla da yetinmeyip sevgili kovalıyorum okulda. Merve isimli hatun kişisiyle da o niyetle bir sohbete başlamışım.

Ahh Merve. Yok böyle esmerlik. Merve’yle yeni tanışmamıza rağmen her şey mükemmel ilerliyordu. Nasıl desem. Muhabbetlerimiz inanılmaz keyifliydi, saatlerce sürebiliyordu. Beraber vakit geçirmekten hoşlanıyorduk. Esprilerime gülüyordu ki en önemli silahımdır. O zamanlar bir kız benim esprime güldüğü zaman vermese de verdi derlerdi hey gidi djskldjadsa. (Şaka şaka. Bu nasıl seksist bir cümle. Ulan Polat Alemdar)

Merve’yle konuşmaya başlayalı belli bir süre olmuştu, artık iyice yakındık birbirimize. Arkadaş/kanka çizgisini bilirsiniz. O çizgiyi geçtikten sonra daha da sevgili olma şansınız kalmaz. İşte o çizgiyi geçmeden ben de vites yükselttim Merve’ye. İlişkimizi arkadaşlıktan kankalığa değil de arkadaşlıktan sevgililiğe atlatmanın ilk sinyallerini vermeye başladım. Merve de bunun farkına vardı haliyle. O da bana öyle bir şey olmayacağının sinyallerini verdi.

Çat diye söylemedi tabii ki ima etti. Hani bana değil de ortaya söylermiş gibi bir ilişkiden beklentilerini anlatıyor hanım kızımız. Neymiş efendim iyi bir kazancı olsun da güzel yerlerde takılabilelim. Arabası olsun da beni rahat ettirebilsin.

Bak hele bak. Ben duydum bunları anlam veremedim. Dumura uğradım. Dedim artık kıvrak zekamın, esprilerimin, minik jestlerimin bir özelliği kalmamış. Güzel vakit geçirmenin hiçbir değeri kalmamış. İlişkilerde yeni bir güç dengeleri değiştirmiş: PARA!

Ulan aynı okuldayız zalimin kızı. Az önce okulun yemekhanesinde 1 liraya yemek yemişiz. Okuldan çıktıktan sonra eve metrobüsle dönüyorsun. Benden üstün hiçbir özelliğin yok. Bu neyin beklentisi? Hani desem ki dopdolu bir insansın, 2 dil biliyorsun, çok iyi bir işe sahipsin vs eyvallah. İkimiz de boş beleş insanlarız o zamanlar. Kimsin lan sen? Sanırsın kız Koç ailesinden.

Ben bunları duyduktan sonra Merve’yle muhabbeti kestim tabii. O zamandan sonra da hiç konuşmadık. O sene mezun olduk biz. Ben daha iyi bir iş buldum, Merve ise benden daha paralı bir sevgili. Şimdiyse ne yapıyor falan hiç bilmem. Umurumda da değil.

Bu olay, bu konuda yaşadığım ilk örnekti. Yaştan ötürü olsa gerek o yıllardan sonra bu kafaya sahip daha fazla kadın tanıdım. Tahmin edeceğiniz üzere hiçbiri de hayatıma giremedi.

Yani ben demiyorum ki kadınlar tamamen boş, bir baltaya sap olamamış, sorumsuz, serseri adamlarla takılsın. Ama ilk kriter de para olmamalı kimse kusura bakmasın.

Bakın arkadaşlar benim konuştuğum kadınlar böyle 1.80 boyunda, mavi gözlü, Adriana Lima gibi kişiler değil. Ki Metin abimiz o konuda çığır açtı tekrar helal olsun. Benim konuştuklarım, kültür olarak da, tip olarak da, yaşam standardı olarak da benimle denk kişiler. Onlar da akşam yemeğinde evde nohut pilav yiyip sonrasında çaya bisküvi bandırıyor biliyorum. Evinde akşam yemeğinde Fransız şarabı içen kadınlara zaten yürümüyorum ki ben.

Ama işte aynı yaşam standartına sahip olduğum kadın ‘Evimin önünden arabayla alınayım, eve arabayla bırakılayım. Big Chefs’ten aşağı bir mekanda takılmayalım. En az 250 lira gelen hesap erkek arkadaşıma girsin. O da yetmez 50 lira da valeye bahşiş bıraksın’ beklentilere girince kafam atıyor benim engel olamıyorum kendime. Direkt yolları ayırıyorum.

He madem istediğin öyle bir hayat yaşamak niye dileniyorsun kardeşim? Elin ayağın yok mu çalış kazan. Kendin elde et o hayatı. Niye başkasından bekliyorsun? Bu erkekler sizi lüks yaşatmak zorunda mı?

Ben parasız, cimri veya odun değilim. Bunlar prensip meselesi. Hani bu bir kriter ya param da var arabam da. Ama bunları bir ilişkiye başlamak için kullanmak doğru gelmiyor bana. Yoksa sevdiğim insanlar söz konusuysa paraya hiç mi hiç önem vermem. Ama bu saydıklarım kriter olarak bir kadında varsa ona 5 lira bile para harcayasım gelmiyor.

Hee bu kafaya sahip olmayan kadınlar da tanıdım. ‘Sen de çalışıyorsun ben de’ diyerek hesap ödettirmiyordu. ‘Trafiğe girme şimdi’ diyerek eve bıraktırmıyordu, metroyla gidiyordu. Onlar böyle yaptıkça ben onlar için daha fazla şey yapmak istiyordum ama müsaade etmiyorlardı. Onların da 'Erkeğe hesap ödettirmemek' gibi prensipleri varmış. Respect!

Ama onlarla da başka meseleler yüzünden yollarımız ayrılmıştı.